cocuk sagligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
cocuk sagligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Haziran 09, 2010

Rasitizm Nedir? Cocuklarda Rasitizm Tedavisi

RasitizmRaşitizm nedir, Çocuklarda raşitizm nasıl tedavi edilir?
Raşitizm vitamin yetersizliği olup, D vitamin eksikliğine bağlı olarak gelişir. Anneden alınan D vitamini çocukların vücutların da iki ay kadar depolandığından ilk aylar bebeklerde görülmesi nadirdir. D vitamini eksikliğinden kaynaklanan raşitizm 3 aylıktan 2 yaşına kadar çocuklarda sık gözlenmektedir.

Raşitizm belirtilerinden bazıları; çocukta terleme artmış, uyku düzensizlikleri, huzursuzluk ve anemi gözlenir. Bir aydan iki yaşındaki çocuklara düzenli olarak ağız yolu ile günde 400 ünite D vitamini verildiğinde raşitizm önlenebilir.

Kemik oluşumu tam olarak tamamlanmadığı için tedavisi geciktirilmiş, ihmal edilmiş durumlarda uzun kemiklerde şekil bozukluğu meydana getirir. Omurga, kol ve bacak kemiklerinde biçim bozukluğuna neden olabilir.

Raşitizm başlıca nedeni güneş yetersizliğine bağlı olarak D vitamini eksikliğidir. Raşitizm biçim bozukluklarına neden olduğu ve kendiliğinden iyileşme olduğu gözlenmiştir. D vitamini iyileşme sağlasa da doğuştan başlayarak on sekizinci ay veya iki yaşına kadar D vitamini takviyesi ile raşitizmi engellemek daha doğru bir yöntem olacaktır.

Çoğunlukla yeterince güneş görmeyen, sıhhı olmayan ortamlarda, nemli ve karanlık basık evlerde yaşanan, yeteri kadar süt içmeyen ve haddinden fazla unlu mamüller de beslenen çocuklarda görülür. Çocuklarda uykusuzluk, huzursuzluk ve devamında da terleme görülür, iştahı azalır.

Salı, Haziran 08, 2010

Astimin Nedenleri ve Astim Tedavisi

astımAstımın nedenleri, süreci ve tedavi yöntemleri nelerdir?
Çocuk yaşta daha sık görülen bir rahatsızlıktır. Nefes darlığı ve hırıltılarla kendini gösterir. Kesin bir tedavi yönteminin olmaması ile birlikte hasta tıbbı yardım alabilir.

Astım rahatsızlığı bulaşıcı olmamakla birlikte kontrolsüz astım acil müdahale gerektir. Hastaneye yatması gereklidir. Üzücü olmakla birlikte bazen ölümle de sonuçlanabilir. Geçici çözümler arasında ortamın değiştirilmesi önerilebilir. Astım rahatsızlığı olanlar yüzme, egzersiz ve soğuk havalarda dışarı çıkmamaları önerilmektedir. Doktor kontrollü tıbbı ilaçlarla kısmen engellenebilir.

Kullanılan ilaçlar bağımlılık yapmazlar. Kroniktir ve alerjilerden etkilenerek zor nefes almaya yol açar. Özellikle sigara dumanı rahatsızlığı ilerletir. Her 15 çocuktan birini etkilemektedir. Akciğerlere dışarıdan hava alımını durdurur ve solumayı durdurur. Bronşiyal tüpler daralır, tahriş olur ve şişer. Kaslar sıkılaşır. Alerjiler ve enjeksiyonlar hastalığı tetikler.

Mevsimlik polenler, toz, küf, hayvan tüyleri, balık, yumurta, kuru yemişler, süt gibi ürünler tetikler. Kimyasal maddelerden parfüm gibi, sis, aspirin, soğuk algınlığı, duygusal faktörler, ve mide astımı tekiler.

Pazartesi, Haziran 07, 2010

Cocuklarda ve Yetiskenlerde Yuksek Ates

Cocuklarda ve Yetiskenlerde Yuksek AtesÇocuklarda karşılaşılan ateş, genelde bakteri ve virüslerden kaynaklanan enfeksiyon hastalıkları (bronşit, bademcik, kulak iltihabı, sinüzit, zatüre, dizanteri) sırasında görülür. Fakat diğer hastalıkların belirtisi de olabilir.

Vücut ısısının aşırı yükselmesi sırasında titreme, el ve ayak damarlarındaki geçici daralma nedeniyle el ve ayklarda soğuma, metabolizmanın hızlı çalışması nedeniyle kalp atışında hızlanma, sıvı ve kalori ihtiyacında artma, sayıklama, hayal görme, huzursuzluk gibi belirtiler izlenir.

Vücut ısısı 39,5 ya da daha yüksek olan çocuk hemen acil tedaviye alınmalıdır. Yetişkinlerde ise üç günden fazla süren 38 derece yada 39,5 den daha yüksek ise doktora başvurulmalıdır.

Aşırı yemek yedikten sonra, aşırı sıcak ve nemli havalarda, uzun ve yorucu idmanlardan sonra vücut ısısı yükselir.

Kadınlarda ise vücut ısısı, genellikle adet döneminde değişkenlik gösterip, tam yumurtlamadan önce net olarak yükselir. Aşırı vücut ısısı genellikle bakteri veya enfeksiyon belirtisidir,

Alternatif tıp tedavisi için; bir çay fincanı kaynar suyun içine ince kıyılmış bir çay kaşığı aslanpençesi katıp bir süreliğine demlenmeye bırakılır, bir müddet beklendikten sonra süzülerek günde üç öğün birer çay fincanı içilir.

Pazar, Haziran 06, 2010

Cocuklarin Bagisiklik Sistemleri Nasil Guclendirilir?

Cocuklarin Bagisiklik Sistemleri Nasil Guclendirilir?Çocukların bağışıklık sistemi nasıl güçlendirilir?
Yeni doğanların yani süt çocuklarının ve oyun çocuklarının bağışıklık sisteminin yeterince güçlenmemiş olması enfeksiyon hastalıklarına daha kolay ve sık yakalanmalarına neden olabiliyor. Bunun dışında altta yatan kronik akciğer hastalığı, kalp hastalığı, böbrek hastalığı, kan hastalığı, beslenme yetersizliği olan çocuklarda enfeksiyon daha ağır seyredebiliyor.

Sonbahar ve kış aylarında sık görülen enfeksiyonlar da virüslerin etken olduğunu herkes tarafından bilinmektedir. Bulaşıcı olan bu hastalıkların yayılma yolları hastanın kullandığı eşyalara dokunulması sonucu mikrop vücuda giriyor. Kısa sürede solunum yollarında çoğalmaya başlıyor ve 1-3 gün içinde ateş, boğaz ağrısı, öksürük, halsizlik, baş ağrısı, kas ağrısı gibi belirtilerle hastalandığımızı bize haber veriyor. Bu mevsimlerde kapalı ortamlarda bulunulmak, kreş, okul gibi kalabalık ortamlarda hasta olan bir kişiden virüsün kolaylıkla ortama bulaşması nedeni ile hastalık hızla yayılabiliyor.

Çocukların bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi için yapılması gereken bazı öneriler; Aşılar eksiksiz olarak yapılmalı, düzenli beslenmeye önem gösterilmeli, çocukların sebze ve meyve tüketimini artırılmalı, hazır meyve suları yerine çocuklara taze sıkılmış meyve suları içirilebilir, yeterli ve kaliteli uyumaları sağlanmalıdır.

Çarşamba, Haziran 02, 2010

Estetik Problemler Kucuk Yasta Tedavi Edilebilir

Çocuklarda doğum ve sonrasında oluşan estetik problemlerinin tedavilerini daha çocuk yaştayken yapmak mümkündür. Çocuklar estetik ameliyata giremez ameliyat olamaz gibi kanı vardır ancak yanlıştır.

yakup avsar
Örneğin burun estetik ameliyatları çocuk yaşta düzeltilmesi büyüğünde oluşabilecek solunum zorluğunun önüne geçecektir. Bir başka örnek ise kepçe kulağı operasyonu gibi bazı estetik girişimlerin çocukluk çağında yapılması daha kolaydır. Kulak kıkırdağı henüz yumuşak olduğu için daha kolay şekil verilebilir.

Salı, Kasım 17, 2009

Grip Asisi

grip asisiBazen öldürücü durumlara ulaşan grip hastalığından korunmanın en etkili yolunun aşı yaptırmak olduğunu belirten uzmanlar aşının salgın başlamadan önce veya grip mikrobu vücuda bulaşmadan önce yapılması gerektiği hakkında uyarıyorlar.

Havaların soğumaya başladığı bu günlerde vücudumuzun bağışıklık sisteminde oluşan açıklar yüzünden grip salgınından etkilenerek hastalığa yakalanma oranı oldukça yüksek. Kış mevsimine girmeden önce Eylül veya Ekim aylarında mutlaka aşı yaptırılması gerekmektedir.

Aşı yaptırması mutlaka gerekli olan risk gruplarını ise
- Şeker hastaları
- Çocuklar ve 65 yaş üstü yaşlılarımız
- Böbrek hastalığı ve astım hastalığı olanlar
- Organ nakli yapılmış hastalar oluşturmaktadır.

Mutlaka aşı olması gereken kişiler ise kalabalık ortamlarda çalışanlar, sürekli insanlar ile temas halinde olan kişiler, kronik hastalıkları olan hastalar mutlaka aşı olmalıdırlar.

Gribin belirtileri ise ateş ve titreme ile kendini belli etmektedir. Bunun ardından ise kol ve bacak eklemlerinde oluşan ağrılar, şiddetli boğaz ağrısı, halsizlik, kuru öksürük izlemektedir. Mutlaka hekim kontrolünde ilaç kullanılmalı ve istirahat edilmelidir. Grip virüsü bulaşan hastalar virüsün bulaşmasını takip eden ikinci günden itibaren yedinci güne kadar virüsü bulaştırmaktadırlar. Grip rahatsızlığına yakalanan kişilerden mümkün olduğunca uzak durmalı ve temas edilmesi engellenmelidir.

Cuma, Haziran 26, 2009

Cocuklarin Internet Kullanma Yasi Ne Olmalidir?

cocuklar ve internet kullanim yasiBilgisayar istemeyen bir çocuk tanıyor musunuz? Büyüme sürecinde televizyondan sonra en çok dikkatlerini çeken oyuncak bilgisayarlar. Bilgisayar çıktı çıkalı oyuncaklar bir köşeye atıldı. Kendilerini kaybedercesine daldıkları bilgisayar oyunları, çocukları olumsuz etkileri altına almış durumda. Dersler konusunda gösterdikleri ilgisizlik, sandalyeye çakılıp aktivitelerden yoksun kalmak ve kendilerine uygun olmayan bilgisayar oyunları bilgisayarın çocuklar üzerindeki olumsuz etkileri olarak sayılabilir.

Çocuklar elbette ki bilgisayar kullanmalı. Gülse Birsel’in ttnet reklamın da söylediği gibi. “internette vitamin var.” Fakat aile koruma şifresi şartıyla. Çocuk internet yaşında ve aile koruma şifresi eşliğinde bilgisayar kullanmalı. Bu şekilde, birçok şey öğrenebilir ve internetin olumlu yanlarından faydalanabilir.

Çocuğun internet yaşı kaç olmalı?
7–11 yaşlarındaki çocuklar birçok şeyi öğrenmiş, ailesi tarafından sağlığı için konulan kuralları anlamış olacağından, bu yaştaki çocuklar internet kullanabilir. Aynı yaşlar telefon merakları içinde geçerli.

Çocuklar bilgisayar oyunlarından nasıl etkileniyor?
Çocuklar bilgisayar oyunlarına çok meraklı. Sayısı binlerle ifade edilebilecek bilgisayar oyunlarından çocuğa ve yaşına uygun olanlar seçilmeli. Silah, bomba, kılıç vs… gibi şiddet içeren bilgisayar oyunları kesinlikle çocuklar için uygun değil. Kimi zaman büyüklerin bile etkilendiği bu şiddet içeren bilgisayar oyunları bilinçaltında iz bırakıyor. Bu oyunlar yüzünden çocuğun kişiliğinin etkilenmesi ve psikolojisinin bozulması uzamanlar tarafından açıklanan bir gerçek. Her gün düzenli oynanan bilgisayar oyunları günlük hayatı bile etkiliyor. Çevresine, gördüğü her şeyi oyuna uyarlayarak bakabiliyor. Bu duruma el konulmaması çocuğun ileride gerçekle gerçek olmayanı ayıramama gibi ciddi durumlarla karşılaşmasına sebep olabilir.

Çocukları, bilgisayarların zararlarından nasıl koruyabiliriz?
Öncelikle, onları spora ve ya çeşitli aktivitelere yönlendirmenin sağlıkları açısından faydası büyük olduğunu söyleyelim. Gelişim süreçlerinde oluşan ilgi alanlarının kaderlerini çizdiğini düşünürsek bu konuda daha fazla çaba sarf ederiz. Onları zorlamak ve onlar adına meslekler karar vermek bir ebeveyn yanlışıdır bunu sakın unutmayın. Çocuklara bilgisayarı yasaklamakta bir diğer yanlış. Sadece bilgisayarı nasıl kullanması gerektiğini öğretmeniz yeterli olacaktır. Aile koruma şifresi gibi önlemler, çocuğun aldığı ya da bir şekilde edindiği oyun ve CD leri kontrol etmek çok önemli. Ailesiyle birlikte oynayabileceği zekâ geliştiren oyunlar seçilebilir, merakını kamçılayan şeyleri araştırmasını öğretip birçok bilgi edinmesini sağlayabilirsiniz. Bilgisayar, zararları önlediğinde bir öğretmene dönüşebilir.

Kaynak: Sağlık Bilgileri

Pazar, Haziran 21, 2009

Cocuklar ve Televizyon

cocuk ve televizyonElektromanyetik dalgaların hapsolduğu bu kutu, görsel iletişimin dışında anneler için bir yardımcıdan veya bir dadıdan farksız. Çocukların bakımlarını üstlenirken bir yandan da işlerimizi yapmak için onların bir şeylerle oyalanması gerekiyor. Bu yüzden televizyon, çoğu annenin yardımcısı. Onların iyi ve kötü ayırt etmeksizin sürekli resimleri değişen bu kutudan nasıl etkilenebileceklerini bilmeden bu renkli kutunun önüne terk ediyoruz. Hayat şartları, iş temposu, yorgunluk, hastalık derken kendinizce haklı olarak çocuklarla ilgilenemediğiniz zaman tek çare televizyon.

Çocuklar neden en çok reklamları sever?

Televizyon programları arasında, en çok değişen ve en renkli kareler reklamlardır. Reklamların inişli çıkışlı ses ve müziklerinin çocukların dikkatini çekmemesi imkânsız. Bu yüzden bazen, bebeklerin ve çocukların duyuları şok olabilir, korkabilir.

Çocuklar hangi yaşta ve nasıl etkilenirler?

Bebek, anne karnından itibaren algılamaya başlar bu yüzden 0–3 yaş arası çocukların televizyonla sadece oyalandığını sanmayın. Bu dönem onlar için çok önemli. Televizyonda gördüğü her şeyi öğrenebilir. Saçma ve gereksiz bilgileri de tabi…

Zihinsel, duygusal, alışkanlık hatta sosyal olarak bile etkilenebilirler. Bu yaşlar üzerine karakterini çizecekleri için, 0–3 yaş arası bebek gelişimi açısından çok önemli. Uzmanların açıklamalarına göre televizyonun özellikle 2 yaş altındaki çocuklarda hiçbir olumlu etkisi yok.

Çocuklar hangi yaşta ve nasıl televizyon izlemeli?

0–3 yaş arası riskli dönemi atlatmış çocuklar, genellikler iki yaşından sonra kısıtlı ve uygun programları izleyebilir. Çünkü iki yaşını atlatmış çocuk, belirli bir zihin gelişimini tamamlamış ve konuşmaya başlamış olur. Onlar için düzenlenmiş bir saat planıyla ve seçilmiş özel çocuk programlarıyla, çocukların televizyonla olan ilişkisi sağlıklı hale getirilmiş olur. Aynı zamanda, onlar televizyon izlerken bir yandan algılama kabiliyetleri geliştirebilme adına seyrettikleri programa dair soru sormak gelişimleri açısından büyük önem taşır.

Size en çok ihtiyaçları olduğu zamanda çocuklarınızı o resimli kutuların önüne terk etmeyin…

Çarşamba, Nisan 01, 2009

Çocukluk Döneminde Cinsellik ve Cinsel Eğitim

Bugun sizlerle cocuk psikolojisi uzerene bir yazi paylasacagim. Cocuklarimiz buyumeye basladikca merak ve istekleride yasla birlikte dogru orantili degismeye baslar. Bu degisikliklerden bir taneside cinselliktir.

Asagida yer alan yazimizda cocukluk doneminde cinsellik ve cocugumuza verebilecegimiz cinsel egitim ile ilgili aciklamali bilgileri bulabilirsiniz.

Cinsellik; sağlıklı bir insan profilinde önemli bir yer tutar. Cinselliğin temeli çocukta verilen eğitimlerle atılır. Çocuğun kendi bedenini keşfetme süreci ile başlayan cinsellik oyunlarla devam eder. Bir çok anne – baba çocuğun cinselliği çağrıştıran davranışları ile karşılaştığında ne yapacağını bilememekte ve bu davranışları yetişkin cinselliği ile karıştırmaktadır. Oysa ki çocuk cinselliği yetişkin cinselliğinden tamamen farklıdır ve çocuğun gelişiminde normal bir süreç olarak değerlendirilir.

Cinsel eğitim de anne babaların öncelikle bilmesi gereken şey; sakin olmak ve bu keşfin doğal bir süreç olduğunu kabul etmektir.

Cinsel keşifler 2 yaş dönemi ile birlikte artar. Bu dönemde; hareketlenen çocuğun bezlenme ve tuvalet eğitimi sürecinde cinsel organına dokunması ve bu dokunuşlarda hoşa giden farklı duygularını keşfetmesi ile başlar. Oyunlarında başta rastlantısal olarak başlayan bu davranış sonra bilinçli dokunuşlarla sık olarak tekrar edebilir. Bu davranışın engellenmeye çalışılması çocuğun dikkatini daha çok çeker ve merakını arttırır. Özellikle de 2 çocuğunun inatlaşma özelliği ile bu davranışın pekişmesi sağlanır. Sürekli yapılacak uyarılar çocuğun kendini suçlu hissetmesine ve hata yaptığı düşüncesine kapılmasına neden olabilir.

Bu davranış tekrarının çok fazla olduğu gözlendiğinde; çocukta bazı stresel faktörlerin varlığı düşünülebilir. Bu davranış doğal bir süreç olarak kabul edilse de sıklığı önemlidir. Yalnız kalan, canı sıkılan, oyun arkadaşı bulamayan, sürekli olarak engellenen, beslenme – tuvalet eğitiminde baskı yapılan ve içe dönük yapıdaki çocuklarda bu davranış daha sık gözlemlenir. Bu nedenlerin tespit edilerek anne baba tarafından gerekli önlemlerin alınması gerekir. Uyku dönemlerinde de bu davranışların sıklığının arttığı gözlemlenmektedir. Bu nedenle önerimiz; özellikle de bu dönemde çocuğun uykusu gelmeden yatağına yatırılmaması veya uykuya dalana kadar yanına kalınmasıdır.

3-5 yaş aralığında cinsel bilgiler çocuklar tarafından daha çok öğrenilmek istenir. Soru kime sorulursa o kişi cevap vermelidir. Bir kız çocuğu babaya soru yönelttiğinde “Annene sor” gibi bir yönlendirme çocukta olumsuz bir izlenim yaratacaktır.

“Ben nasıl doğdum? Bebekler nasıl dünya gelir? Okuldaki arkadaşımın neden pipisi yok? Neden o ayakta tuvaletini yapıyor?”

Bu sorular, kesinlikle cevapsız bırakılmamalıdır. Cevaplar çocuğun anlayabileceği bir dilde ve yaşına uygun olmalıdır. Çocuk cinsel eğitim kitaplarındaki kadın ve erkek bedenlerini birlikte inceleyebilirsiniz. Cinsel organları bilimsel isimleri ile tanımlayabilirsiniz. Sorulan soruya şaşırdıysanız, nasıl cevap vereceğinizi bilemediyseniz bunu hissetmemesine özen gösterin. Sizin her tepkinizi izlediğini unutmayın. Doğal davranışlarınız ve rahat açıklamalarınızla cinselliğin normal bir süreç olduğunu öğrenecektir. Arkadaşları ile oyunlarında birbirlerinin cinsel organlarını tanımaya çalıştıklarını görebilirsiniz. Oyunlarında karı - kocacılık, sevgili olma, öpüşme vb. davranışlar sizi şaşırtmasın. Bu oyunlarına kızarak ve ayıplayarak tepki göstermemelisiniz. Ona arkadaşı ile nasıl oyun oynaması gerektiğini sakince açıklayın. Bazı şeyleri merak etmesinin doğal olduğunu, arkadaşının ve kendisinin cinsel organının kendilerine özel olduğunu, sadece doktorunun ve acıdığında anne – babanın dokunabileceğini anlatabilirsiniz. Kendinizden de örnekler vermeniz onu rahatlatabilir.

Anne – babanın cinsel organı ve cinsel yaşam ile ilgili merak da başlayabilir. Anne, baba tuvalete gittiğinde, banyo yaparken onları gizlice izlemeye çalışabilir. Burada cinsel yaşamla ilgili bilgi vermek yerine bunun anne babaya özel olduğunu ifade etmek yararlı olacaktır. Ayrıntılı bilgiler bu yaştaki bir çocuğun kafasını karıştırabilir. Bu tür soruları önlemek için anne – baba ya da daha büyük kardeşlerin evde çıplak dolaşmalarının engellenmesi, birlikte banyo yapılmaması ve aynı yatakta yatılmaması gereklidir. Bu nedenle bir çok aileye birlikte yatmalarının sakıncaları üzerinde önemle durmaktayız. Sabahleyin yapılan yatak buluşmaları ile birlikte yatma özleminizi giderebilirsiniz.

Çocuk, rastlantısal bir şekilde anne ya da babayı çıplak görürse hemen kaçılmamalı, sakince örtünülerek kadın ya da erkeğin vücudunun büyüdükçe değişebileceğinden bahsedilmelidir. Anne – babanın cinsel yaşamlarındaki gizliliğe önem vermesi gerekmektedir. Cinsel aktiviteye tanık olan bir çocuk bu süreci zihinsel olarak algılamayacağı gibi endişeler de yaşayacaktır. Sürekli kaçınmak ve gizlenmek gibi çabalara da dikkat etmek gerekir. Bu davranışlar çocuğun merakını daha çok arttırabilir. Anne – babanın birbirine sarılması, öpmesi gibi davranışların çocuk yanında yapılmasında bir sakınca yoktur. Bu sadece anne babanın birbirini sevdiğini gösteren bir davranıştır ve çocuğun duygusal gelişimini aksine olumlu etkileyecektir.

Çocuk ile ailenin iletişimi çok önemlidir. Sağlıklı bir iletişim yolu ile sağlıklı bir cinsel eğitim verilebilir. Cinsel eğitim; anne – baba tarafından her yaşa uygun bir şekilde verilmelidir. Zamanında yeterli bilgi verilmeyen çocuklar daha farklı - gizli ve tehlikeli yollardan meraklarını gidermeye çalışabilir. Bu yanlış öğrenmeye neden olur. Çocukluk döneminde sağlıklı atlatılan bir cinsel gelişim ergenlik ve yetişkinlik dönemindeki cinselliğin temelini oluşturacaktır. Ergenlik dönemindeki cinsel gelişim değişen bedenin de varlığı ile çok daha zordur. Ergenlik döneminden önceki cinsel bilgilendirmeler de büyüme sürecindeki çocuk için çok önemlidir.

Çocuğunuza vereceğiniz cinsel eğitim sürecinde kendiniz yetersiz hissettiğinizi düşündüğünüzde ve ne yapacağınızı bilemediğinizde bir uzman danışmanlığı alabilirsiniz.

Kaynak: GebelikveAnnelik.com

Salı, Mart 03, 2009

ITP - Immün Trombositopenik Purpura

Saglik bilgileri yazimizda bu defa sizlerle cok bilinmeyen ancak cok gorulen bir hastalik olan ITP yani Immün Trombositopenik Purpura hastaligindan bahsedecegiz. ITP hastaligi ozellikle cocuklarda cok gorulen bir hastalik ve bir kanama hastaligi.

Asagida yeralan yazimizda ITP hakkinda genis ve detayli bilgileri bularak bilgi sahibi olabilirsiniz.

ITP nedir?
ITP, (immün trombositopenik purpura) dediğimiz ve çocuklarda çok yaygın görülen bir kanama hastalığı. Genellikle vücudun çeşitli yerlerinde oluşan kanamalarla belirti veriyor. Vücudumuzda bağışıklık sisteminde bir uyarı olduğu için immün; pıhtılaşmayı sağlayan trombosit dediğimiz hücrelerin azalmasına bağlı olduğu için trombopeni ve bunlara eşlik eden kanamalara da purpura denildiği için hastalığa bu isim verilmiş. ITP'nin iki çeşidi var; akut ve kronikÉ

Akut ITP: Ani ve hızlı ortaya çıkabilen akut ITP; çocuklarda yüzde 85-90 oranında görülebiliyor. En çok 2 ila 6 yaş arasında ve en sık 3 yaş civarında görülüyor. Bu tipte trombosit sayısı bir anda 0'a kadar düşebiliyor.

Kronik ITP: Daha çok büyük çocuklarda, -özellikle kızlarda- genç erişkinlerde ve orta yaşlarda görülüyor. Akut ITP'ye göre daha sinsi ilerliyor ve trombosit sayısı 40 bin ila 50 bin civarına düşüyor; bu yüzden aylarca fark edilmeyebiliyor.

ITP'ye sebep olan faktörler neler?
Bu hastalığın nedeni hala bilinmiyor. Ama en çok ilkbahar ve sonbaharda görülüyor. Bunun da sebebi muhtemelen o dönemde enfeksiyonların fazla olması. Çoğunlukla çocuklar bir enfeksiyon geçirdikten 2-3 hafta sonra bu hastalık ortaya çıkabiliyor. En çok kızamık, suçiçeği gibi hastalıklar ve virüsler tetikleyebiliyor. ITP'de ayrıca aşılar, antibiyotikler ve ağrı kesiciler tetikleyici olabiliyor.

Virüslerin hastalık üzerindeki etkisi nasıl oluyor?
Sebebini bilmiyoruz ama vücuda giren virüsler veya onlara ait partiküller bağışıklık sistemini uyararak trombositlerin üzerine gidip yapışıyor. Vücut artık kendi hücresini kendinden saymıyor; bağışıklık sistemini uyararak kendi trombositlerini yabancı bir madde gibi algılayıp onlara karşı anti-madde (antikor) üretiyor ve kendi hücrelerini yok etmeye başlıyor.

Peki problemin kaynağı virüsse bunu yok edecek bir şey yok mu?
Dünyada bakteri veya mantar adını verdiğimiz mikroplara karşı birçok antibiyotik var ama virüse karşı çok az sayıda ilacımız var. Onun için çocukları aşılamaya çalışıyoruz. Mesela suçiçeğinin bir virüs ilacı var. Ama kızamığın, kabakulağın ve öpücük hastalığının ilacı yok. Virüsler; birden yok gibi davranıp sonra -200 derecede canlılığını koruyor ve ölü gibi kalıp normal ısıya gelince de tekrar canlanabiliyor.

ITP'nin belirtileri nedir?
Akut tip çok hızlı gelişebildiği için her şey normal giderken birdenbire çocuğun vücudunda kocaman morluklar, nokta kanamalar, şiddetli bir burun kanaması ya da ağız içinde kanamalar görülebiliyor. Bazı çocuklarda ise bağırsakta ve idrarda da kanama olabiliyor. Geçirilen virüs enfeksiyonuna bağlı olarak geçici dalak büyümesi de olasılıklar arasında. Bizim için en korkutucu olanı beyin içi kanamalar. Yüzde 1'den az sıklıkta görülen bu durumda çocukta uykuya aşırı meyil veya baş ağrısı, kusma gibi belirtiler görülüyor ve bilinç giderek kapanıyor. Kronik ITP'deyse, vücutta morluklar oluşuyor ve trombositler çok hızlı bir düşme göstermiyor.

Trombositlerin kanda olması gereken miktarı nedir ve hangi aşamada kanama olur?
Olması gereken normal değer milimetre küpte 200 bin ila 400 yüz bin arasında. Trombosit değeri 30 binin altındayken morluklar ve kanamalar görülüyor. Ağız içindeki kanamalar genellikle trombositler 10 binin altına düştüğünde ortaya çıkıyor.

ITP Tedavi yöntemi nedir?
Birkaç çeşit tedavi yöntemi var. Bunlardan en sık kullanılan ilaçlarla yapılan tedavi. Ancak trombosit düşüklüğünün başka bir hastalığın belirtisi olmadığından emin olmak için kemik iliği incelemesi yapmak gerekiyor. Çünkü kullandığımız ilaçlar lösemi, kemik iliği yetersizliği gibi hastalıkları maskeleyebilir. İlaç tedavisiyle, birkaç gün içinde trombositler yükseliyor. Genelde üç haftalık bir tedavi yeterli oluyor. İkinci seçenek daha pahalı ama kemik iliği yapmayı gerektirmeyen, iki gün üst üste damardan verilen ilaçla tedavi yöntemi. Kronik tipte ise ilaçlara ilaveten dalak çıkarma ameliyatı yapıyoruz. Bazen kandaki trombosite yönelik antikorları temizlemek amacıyla plazma değişimi adı verilen bir tedaviyi de deniyoruz. Ama daha çok hiç cevap alamadığımız riskli vakalarda kullanılıyor bu yöntem.

Dalak niçin alınıyor?
Vücut yabancı olarak algıladığı trombositleri dalakta yok ediyor. Dalağı aldığımızda ise yok etme yeri olmadığı için trombositlerin sayısı yükseliyor.

ITP'li bir çocukta hangi ilaçlar kullanılmıyor?

Trombosit miktarı düşükse kanı sulandıran ilaçlardan uzak durmak gerekiyor.

Limon ve kiraz kanı sulandırır derler bunların bir sakıncası var mı?

Tam tersine C vitamini veriyoruz. C vitamini pıhtılaşmayı destekliyor ve damar geçirgenliğini azaltıyor. Böylece kanama riski azalıyor.

Pazar, Şubat 15, 2009

Cocuklarda Davranis Problemleri

Saglik bilgileri yazilarimiza cocuk psikolojisi ile devam ediyoruz. Asagida yeralan yazimizda cocuklarimizin davranislari ve bu davranislari ile neler ifade etmek istediklerini ayrica davranis problemlerine karsi ne gibi onlemler alacaginiza dair bilgileri bulabilirsiniz.

Aile ve öğretmenlerin çocukların büyüme dönemlerinde sıklıkla karşılaştıkları, baş etmekte yetersiz kaldıkları ve çözülemediğinde bir uzman desteğini gerektiren problemli davranışların bütünüdür. Çocuğun içinde bulunduğu yaş grubunun toplumsal değerlerinin veya kurallarının benimsenmediği, tekrarlayan ve sürekli olarak görülen, çevre ile uyumsuzluk yaratabilen davranışlardır. Davranım problemleri yaşayan çocuklar yoğun öfke nöbetleri, saldırganlık, arkadaş ilişkilerinde problemler gösterebilirler. Bu dönemde yaşanan problemleri çocuğun içinde bunduğu yaş dönemine, davranışın sıklığına, sürekliliğine ve yoğunluğuna göre değerlendirmek gerekir. 2 yaş döneminde yaşanan öfke, inatlaşma ve vurma davranışları bu yaşa özgü davranışlar olduğundan bir davranım problemi olarak değerlendirilmemelidir. Bu, diğer yaş döneminde kendiliğinden ortadan kalkabilecek bir davranış biçimidir. Eğer bu davranış diğer yaş dönemlerinde de yoğun bir şekilde gözlenmeye devam ederse ve zamanla şiddet içerikli bir şekle bürünürse o zaman normalden sapan bir davranış olarak değerlendirilebilir. Kısa süren ve sıklıkla tekrar etmeyen çocukluktaki davranışlar bir davranım bozukluğunu göstermez. Sürekli ve tekrarlayan bir şekilde devam eden yalan söyleme, öfke kontrol edememe, evden kaçma, çalma, cinsel taciz, fiziksel ya da sözel bir saldırganlık davranışları davranış bozukluğunu gösterebilir.

Çocukluk döneminde başlayan yalan söyleme, arkadaşına vurma ya da arkadaşının oyuncağını çalma davranışı ilerleyen yaşlarda takip edilmelidir. Bu davranış süreklilik gösterdiğinde ve davranışın şiddeti arttığında bir davranış bozukluğu olarak değerlendirilebilir. Dürtü kontrolü azalabilir. Kendisini güçlü hissetme ve toplumsal kurallara sürekli karşı gelme davranışları artabilir. Başkalarının duygularını önemsememe, güvenliklerini tehlikeye atma, isteklerine cevap vermeme görülebilir. Bu tip davranışlar erkeklerde kızlara oranla daha fazla görülür. Okulda arkadaşları ile ilişkilerinde ve aile içerisindeki ilişkilerde problem yaşarlar. Akademik başarıları düşebilir. Sıklıkla kavga çıkarabilirler bu nedenle disiplin sorunu yaşarlar. İntihar eğilimi, madde kullanımı ve erken cinsel davranışlar gösterebilirler.

Sorunların temelinde kendilerini değil başkalarının olduğunu ifade ederek sürekli başkalarını suçlama davranışı içerisindedirler. Kendi davranışları için hep mantıklı bir açıklama yapma çabası gözlemlenir. Bu tip davranışlar gösteren gençlerle kurulan iletişimin sağlıklı olması çok önemlidir. Kızmak, bağırmak, şiddet göstermek bu sorunları asla azaltmayacak ve çözmeyecektir. Aksine bu sorunların şiddetini daha da arttırarak çocuğun sizden daha fazla uzaklaşmasına, kendisi ve çevresi için daha tehlikeli sonuçlar yaratmasına neden olacaktır. Olumlu davranışları üzerinde daha fazla durularak güven ve sevgi çerçevesi içine bir ilişki kurulması sağlanmalıdır.

Eğer bu ilişki tüm çabalara rağmen okul - aile - çocuk arasında kurulamıyorsa bir uzman desteği almak çok daha sağlıklı olacaktır.

Kaynak: GebelikveAnnelik.com

Pazartesi, Şubat 09, 2009

Kardes Kiskancligi Nasil Onlenir?

Bir çocuğun kardeşini kıskanması doğal bir duygu olarak tanımlanabilir. Her birey özel olmak, ilk olmak, öncelikli olmak, tercih edilmek, beğenilmek isteyebilir. Karşıdaki kardeş olsa bile bu duyguların kontrol edilmesi kişi için bazen güç olabilir. Bu duygunun bir problem olarak görülmesinden çok bu duygu ile çocuğun ya da kişinin nasıl baş edebilmesi gerektiğini öğretmek ve anne - baba olarak yapılması gereken davranış biçimlerini öğrenmektir.

Bu kıskançlıkta kardeşe duyulan yoğun öfke duyguları belirgindir. Onun daha ön planda olduğu, daha çok sevildiği, her istediğinin yapıldığı, kendisinin ikinci plana atıldığı, kendisine karşı bir haksızlık yapıldığı ve artık sevilmediği düşüncesi ile yalnız kalma, içe kapanma, sürekli öfke duyma ve yoğun çatışmalar ile kendini gösterir.

Çocukluk döneminde kardeşin gelmesi ile tahtının sarsıldığı ve artık her şeyin eskisi gibi olmayacağı endişesi hakimdir. Bu endişenin kontrol edilebilmesi için anne babanın ve diğer kişilerin aslında hiçbir şeyin değişmediğini, onun kendileri için hala özel ve önemli olduğunu ona davranış ve konuşmaları ile hissettirmesi gerekmektedir. Bunu hisseden çocuk rahatlayacak ve kardeşine karşı olan tüm düşmanlık duygularını kontrol edebilecektir.

Kardeş Kıskançlığı Nasıl Önlenir ?

Doğum Öncesi Önlemler:

Bebek dünyaya gelmeden önce anne ve babanın gün içerisinde ona özel zamanlar yaratabilmesi gerekmektedir. Annem beni seviyor, babam beni seviyor ve benimle ilgileniyor düşüncesini hissedebilmesi gerekiyor.

Bebek dünyaya gelmeden önce çocuğunuzu dünyanın merkezi haline getirmemek, ona bağımlı yaşamamak, her zaman varlığınıza alıştırmamaktır. Her istediğinin yapılmaması önemlidir. “Sen benim için önemlisin, ama bazen sana sınır koymalıyım, bunun sana olan sevgimle bir ilgisi yok” mesajını verecek davranışları kardeş dünyaya gelmeden önce öğretmelisiniz. 3 yaş öncesindeki bir çocuk için bu söylediklerimiz geçerli değildir. Çünkü bu yaş çocuğu bu bilgileri almak için yeterli zihinsel beceri ve davranışsal kontrolüne henüz sahip değildir.

3 yaş sonrasında olan bir çocuk bebek dünyaya gelmeden önce anaokuluna gönderilebilir (yarım gün ya da tam gün). 3 yaş öncesi bir çocuk için yapılması gereken davranış onu çok sevdiğinizi davranışlarınızla hissettirmek, inatlaşmaları ile onunla çok fazla mücadeleye girmeden ona uyumlu davranmaktır.

Anne karnı belirginleştikten sonra bebeği sevme çalışmaları yapmak, bu çalışmaları yaparken onu fiziksel olarak yakınınızda tutmak ve ona dokunmaktır. Kardeşin ne demek olduğu ile ilgili bilgileri ona anlatmalı ve duygusal olarak aralarında bir bağın oluşmasını sağlamanız gerekmektedir.

Kardeşi doğmadan önce fazlası ile onun dikkatini çekebileceği düzeyde alışveriş yapmaya özen göstermeniz gerekmektedir. Kardeşi doğmadan önce yatağını ve odasını çoktan ayırmış olmanız gerekmektedir.

Eşler arasında doğum sonrasında aileyi nelerin beklediği, herkesin görevinin neler olduğu, bu dönemde eşlerin birbirinden neler istediğinin paylaşılması gereklidir. Bu ileride doğacak sorunların şimdiden kontrol altına alınmasını sağlayacaktır.

Doğum Sonrası Önlemler

- Doğum zamanı yaklaştıkça annenin artan yorgunluğu ve endişesinin çocuğa hissettirilmemesi önemlidir. Tüm bunların gelecek olan kardeşten kaynaklandığı düşüncesine yol açabileceğinden bu dönemde her şeyin normal olduğunun gösterilmesi gerekmektedir.

- Koşuşturmalar ve yaşamda yapılacak değişimler (odaların hazırlanması, eşyaların yerlerinin değiştirilmesi, eve yeni gelecek misafirler, hastanenin seçilmesi, hastaneye gidiş gibi) çocukta gerginlik yaratabilir.

- Doğum esnasında hastane içinde değil de hastane bahçesinde güvendiği bir kişi ile birlikte olması (tercihen baba) kardeşi ile ilgili duygularının alınması, gelebilecek sorularına cevaplar verilmesi ve varsa endişelerinin giderilmesi gerekmektedir.

- Doğum sonrasında anne rahatladıktan sonra anne ile görüşmenin sağlanması yararlı olacaktır (bu sürenin çok uzun tutulmaması ve gerekli açıklamanın yapılması gerekmektedir).

- Kardeşi ile ilk karşılaştırılma anında bebeğin kendi yatağında olması onu biraz da olsa rahatlatacaktır.

- Kardeşten gelen güzel bir merhaba hediyesi ilk karşılaşmanın mükemmel geçmesini sağlayacaktır.

- Hastane odasının çok kalabalık olmaması, çocuğun tanımadığı kişilerin mümkün olduğunca içeride bulunmamasına dikkat edilmesi gerekmektedir.

- Anne bebeği emzirme aşamasına geldiğinde bir kolunda bebeğin, aynı yakınlıkta da onun olmasına özen göstermelidir. Bir taraftan emzirme gerçekleşirken diğer taraftan da onunla sohbet edilmesi onu mutlu edecektir.

- Eve gelindiğinde bebeğin ve onun odasındaki yeni eşyaların, hediyelerin yerleştirilmesi çalışmalarını birlikte yapabilirsiniz.

- Anne bebekle ilgilenirken baba eskiden olduğu gibi oyun alanında birlikte oyunlar oynamalıdır. Emzirme bittikten sonra görev değişimi yapılmalı, anne ile birlikte yapılan eğlenceli aktivitelerle aslında hiçbir şeyin değişmediği ona hissettirilmelidir.

- Uykuya geçiş aşamasında doğum öncesinde planlanan görev dağılımına göre hareket etmek gerekmektedir.

- Bebekler sevilirken ister istemez sevimli kelimeler kullanıp kendimizden geçebiliyoruz, bunu sizin ve diğer gelen misafirlerin yapmamasına, aşırı sevgi gösterilerinin olmamasına özen göstermelisiniz.

- Bebekle ilgili kızgınlık içeren uyarılarda bulunulmaması gerekmektedir. Çıkardığı bir yüksek sesten dolayı kızılmamalı, kardeşine dokunmak istediğinde sizin kontrolünüzde dokunmasına izin verilmelidir. Bu dokunmaların gizli ve şiddetli olmaması için gözlerinizi iyi açmalısınız. Her an bir tehlike gelebilir. Böyle bir sahne ile karşılaşılırsa tepkisel olmamaya özen gösterilmelidir.

- Kardeşler arasında asla bir kıyaslama yapılmamalıdır. Her çocuk ayrı gelişim hızına, yetenek ve beceriye sahiptir.Bir çocuğunuz girişken ve konuşkan olabilirken diğer çocuğunuz daha sakin olabilir.

- Kardeşin bakımı ile ilgili sorumluluk alması sağlanabilir. Eğer verilen sorumluluğu istemiyor ise bir zorlama yapılmamalıdır.

- Kendi odası, oyuncakları, kitapları ona özeldir, paylaşmak istemiyorsa zorlama yapılmamalıdır. 3 yaş sonrasındaki bir çocuk için kardeşi ile paylaşmayı kabul ettiği oyuncaklar için odasında farklı bir yer belirlemesi istenebilir.

- Kardeşler kaç yaşında olursa olsun aralarında çıkar her sorunda müdahaleci olmamalı, eğer müdahale edilmesi gerekiyorsa da haklı ya da haksız olarak ayırım yapmamalısınız. Tartışma konusunu her iki taraftan da dinledikten sonra çözüm içeren davranışı sunup birbirleri ile barışmalarını sağlayabilirsiniz; böylece taraf olmaktan çıkmış olursunuz.

İki kardeş arasında öfke, kırgınlık duyguları oluşabilir. Önemli olan aile içindeki her üyenin birbirine sıkı bir sevgi bağı ile bağlanmasıdır. Her neye kızılmış olursa olunsun sonunda o benim kardeşim diyebilecektir.

Kaynak: GebelikveAnnelik.com - Psikolog Eda GÖKDUMAN

Cumartesi, Nisan 19, 2008

Baharda Alerjiye Dikkat

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Alerji ve Astım Ünitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ömer Kalaycı, Nisan-Haziran ayları arasında çayır polenlerinin etkili olduğunu belirterek, "Polen alerjilerinde burun, akciğer ve deride rahatsızlıklar ortaya çıkar. Deride daha az şikayete neden olan polen alerjileri, çoğunlukla burun ve akciğeri etkiler" dedi.

Kalaycı, "polen" adı verilen çiçek tozlarının özellikle bahar aylarında alerjik şikayetlere neden olduğunu söyledi.

Erken bahar döneminde ortaya çıkıp kısa ömürlü olan ağaç polenlerinin Mart ayında, bahçelere ekilen kısa çimlerden kaynaklanan çayır polenlerinin Nisan-Haziran ayları arasında, ot polenlerinin ise Eylül ve Ekim aylarında etkili olduğunu anlatan Kalaycı, Türkiye'de ve diğer Avrupa ülkelerinde en yaygın şikayetlere çayır polenlerinin yol açtığını belirtti.

Kalaycı, "Polen alerjilerinde burun, akciğer ve deride rahatsızlıklar ortaya çıkar. Deride daha az şikayete neden olan polen alerjileri, çoğunlukla burun ve akciğeri etkiler" şeklinde konuştu.

Etkilenmenin burunda olması halinde "alerjik nezle", akciğerde olması halinde ise "alerjik astım" rahatsızlığının ortaya çıktığını belirten Kalaycı, "Yeni yaklaşımlara göre burun ve akciğeri tek bir hava yolu olarak değerlendiriyoruz. Çünkü astımlı hastaların yüzde 80'inden fazlasında alerjik nezle vardır. Alerjik nezlesi olanların ise yüzde 20-40'ında astım vardır" dedi.

Alerjik nezle ve astımın belirtileri
Kalaycı, alerjik nezlenin burun akıntısı, hapşırma, burunda kaşıntı ve tıkanıklık; astımın ise tekrarlayan öksürük, hırıltı, nefes darlığı ve atakları, göğüsten ıslık sesi gelmesi, koşma, ağlama ve gülmekle ortaya çıkan veya gece uyandıran öksürük gibi belirtileri olduğunu belirterek, polenlerden korunmanın mümkün olmadığını ancak, buna karşı çeşitli önlemler alınabileceğini bildirdi.

Polen alerjisi olanlara "polenlerin yüksek olduğu mevsimlerde daha ziyade kapalı ortamlarda vakit geçirmeleri, evlerini daha az havalandırmaları, bunun yerine klima kullanmaları ve araç klimalarına polenleri süzen filtre taktırmaları" önerilerinde bulunan Kalaycı, şunlara dikkati çekti:

"Polen alerjilerine bağlı astım ve alerjik nezle hastasının temel tedavisi ilaç tedavisidir. Bunun için de hem polen mevsiminde yakınmaların ortaya çıkmasını önleyici koruyucu hem de yakınmaları ortadan kaldıran kurtarıcı ilaçlar kullanılır.

Hastaların bir çoğunda polen mevsimi boyunca tedavi almak yeterlidir. Ancak, bazı hastaların önemli bölümünde polen mevsimi dışında da, özellikle gribal enfeksiyonlarla alevlenen yakınmalar olabileceği akılda tutulmalıdır."

Kalaycı, ülkede alerjik nezlenin görülme sıklığının yüzde 5-8, astımın görülme sıklığının ise yüzde 4-5 arasında olduğunu kaydetti.

Polen aşısı
Polen alerjisine bağlı astım ve alerjik nezleye karşı polen aşısının da bir tedavi yöntemi olarak uygulanabileceğini ifade eden Kalaycı, "Ancak, aşı yalnızca ve yalnızca uygun ilaç tedavisine rağmen kontrol altına alınamayan hastalarda düşünülmeli, kullanılıp kullanılamayacağına da alerji uzmanları karar vermelidir" uyarısını dile getirdi.

"Çocuklar da uyanık olmalı"

Alerjik nezlesi olan çocuklarda astım gelişme riski bulunduğunu, bu nedenle ailelerin bu konuda uyanık olması gerektiğini ifade eden Kalaycı, alerjik nezlenin uygun şekilde tedavi edilmesi halinde astım gelişme riskinin azaltılabileceğini vurguladı.

Etiketler: polen, polen asisi, nezle, bahar nezlesi, grip, bahar, astim, alerji, bahar alerjisi

Kaynak: http://www.cnnturk.com/SAGLIK/haber_detay.asp?PID=164&haberID=450487

Pazar, Nisan 06, 2008

Kekemelik Tarih Oluyor

Kekemelik, tedavi edilmezse birçok psikiyatrik hastalığı da beraberinde getiriyor. Uzman konuşma terapisti Leyla Arslan, "Herkesin konuşması, birbirinden parmak izi kadar farklıdır. Bu yüzden kişilere göre tedavi yöntemi seçerek, başarılı sonuçlar alınabilir" diyor.

Konuşmanın akıcılığındaki ritim bozuklukluğu olarak tanımlanan kekemelik, en sık 3-4 yaşlarında görülüyor. Çocukların yaşadığı sinirsel gerilim sonucu ortaya çıkan hastalık, tedavi edilmediğinde insanların sosyal ortamdan uzaklaşmasına neden oluyor. Memory Center Nöropsikiyatri Merkezi'nden Uzman Konuşma Terapisti Leyla Arslan, "Kekemeliğin çok çeşitli belirtileri vardır. Çocuklarda çoğunlukla, hece tekrarları yapma, ünlü seslerle başlayan kelimeleri uzatarak konuşma, kelimeler arasında beklemeler, yavaş konuşma, konuşurken ayağını yere vurma, boynunu ileri geri hareket ettirme, ağzı aşırı açma, el hareketleri ya da kafa hareketleri yardımıyla konuşma şeklinde görülür" diye konuştu.

KLİNİK TEDAVİSİ ŞART
Konuşma bozuklukların hem fiziksel hem de psikolojik yönden incelenmesi gerektiğini vurgulayan Arslan, "Klinik yaklaşımla, kekemeliğin nedenleri araştırıldığı zaman psikiyatrik bir tanı konuluyor" diye konuştu. Konuşmanın akıcılığını bozan nedenlerin birbirinden farklı olduğunun unutulmaması gerektiğini kaydeden Arslan, "Klinik uygulamasında konuşma akıcılığını kazandırılır. Çoğu kez ikincil olarak başka bir sorunu ya da durumda çözülür. O yüzdendir ki kekemeliğin tedavisinde çok çeşitli ve değişik tedavi yöntemleri gelişmiştir" şeklinde konuştu.

AKICI KONUŞABİLİRSİNİZ
Hastalığın tedavi edileceğinin unutulmaması gerektiğini kaydeden Arslan, bu tür rahatsızlığı olanların mutlaka doktora gitmesi gerektiğini belirterek, "Yıllarca hayali kurduğunuz şekilde akıcı konuşmanın mümkün olduğunu unutmayın. Bu sizin elinizde, yeter ki tedaviye başlayın" dedi.

DEPRESYON KONUŞMAYI ETKİLİYOR
Depresyon, farklı kişileri farklı biçimlerde etkiler. Genelde kendilerine güvenleri yoktur. Kederli ve olumsuz düşüncelerle dolu olurlar. Konsantre olmakta ve karar vermekte zorlanırlar. Unutkanlık, huzursuzluk, sabırsızlık, enerji azlığı en sık görülen belirtilerdir. Bu ruh durumunun konuşmayı etkilememesi mümkün değildir. O yüzden bazı konuşma bozukluklarında sözcükler arasında beklemeler, güvensiz ses tonu depresyonun iz düşümü gibidir.

TEKRARLAYAN DAVRANIŞLAR
Bu tanıyı almış kişilerde genellikle sinirlilik ve hafif bir felaket duygusu ortaya çıkmakta ve kendisini rahatlatmak için bazı davranışları tekrar tekrar yapmaktadır. Tekrarlayan davranışlar tutarlılık gösterdiği için güven verir. Duygularda olan bu durum düşünce düzeyinde de konuşma düzeyinde de görülür ve kelime tekrarları, hece tekrarları sürer gider. Problem sorumluluğu alabilecek bir başka kişinin varlığı durumunda ortadan kalkar. Bu kişiler de seanslarda terapistle konuşurken, arkadaşları onunla birlikte konuşurken rahattırlar, yalnız konuşurken tekrarlar artar.

ANKSiYETE BOZUKLUKLARI
Bu tanıyı almış olan bireylerde konuşma ve davranışlara bir korku duygusu eşlik eder. Birey bazı ortamlarda ve aşırı stres altında hızlanır, tonlama yapamaz ve nefesi düzgün kullanamadığı için konuşmanın akışını kontrol edemez. Kendi kendine normal konuşurken, bazı kişilerin yanında, otorite olan kişiyle, karşı cinsle, kalabalık ortamda, alışverişte, lokantada, dolmuşa para verirken, aşırı terlemeyle birlikte artar. Bu nedenle, mümkün olduğu kadar konuşmamayı seçer

Kaynak: http://www.habervitrini.com/haber.asp?id=334028

Pazar, Şubat 10, 2008

Uyumayan Cocuk Obezlik Tehlikesinde

Uykusuzluğun, çocuklarda obezite riskini artırdığı bildirildi.

"Obesity" adlı Amerikan dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, çocukların bir saat fazladan uyumasıyla obezite riski yüzde 9 azalıyor.

John Hopkins Üniversitesi uzmanlarının çalışması, uyku süresiyle obezite riski arasında bağlantı bulunduğuna işaret ediyor.

Araştırma ekibinin başkanı Youfa Wang, "Bu konuda daha önce yapılan 17 araştırmayı kıyasladığımızda, uyku arttıkça riskin azaldığını gördük" dedi.

Wang, en az uyuyan çocukların obez olma riskinin, yeterince uyuyan çocuklara oranla yüzde 92 arttığını tespit ettiklerini belirtti.

5 yaşın altındaki çocukların günde 11, 5-10 yaş arasındakilerin 10, 10 yaşın üstündekilerin de 9 saat uyuması tavsiye ediliyor.
cnnturk.com

Pazartesi, Aralık 17, 2007

Reflu cocuklarda da gorulebilir

Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Gönül Dinler, reflünün bebeklerde ve çocuklarda solunum sistemiyle ilgili şikayetlere yol açabileceğini belirtti.

Dinler, mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçması olarak tanımlanan reflünün bebeklerde ve çocuklarda da görülebileceğine işaret etti.

Bazı bebeklerin emdikten sonra bir miktar kusabileceklerini bu durumun normal olduğunu ifade eden Dinler, ancak reflüden kaynaklanan kusmanın uzun süre devam eden bir şikayet olduğunu söyledi.

Yemek borusu ile mide arasındaki kapağın işlevini yerine getirmemesi durumunda yutma ile mideye giden gıdanın geri kaçtığını anlatan Dinler, "Eğer yemek borusu ile mide arasındaki bu kapak işlevini yapamazsa mide içeriği yemek borusuna geri kaçar, buna reflü denir" dedi.

Dinler, "Mide asidi ile karışan bu asidik içerik, aside karşı korunmasız olan yemek borusu yüzeyine zarar verir veya daha yukarı çıkarak soluk borusuna ulaşır ve solunum sistemiyle ilgili şikayetlere neden olabilir. Bebeklerde en sık görülen belirti kusmadır" diye konuştu.

Reflünün, bebeklerde gece ağlamalarına, huzursuzluğa, kilo kaybına yol açtığını belirten Dinler, solunum sistemiyle ilgili şikayetlerin ise astım benzeri bir tablo çizdiğini vurguladı.

Bu şikayetleri, hırıltılı solunum, düzelmeyen öksürük ve apne (solunum tutulması), ağza acı veya ekşi su gelmesi, yutma güçlüğü, tekrarlayan sinüzit, ses kısıklığı, ağız kokusu olduğunu bildiren Dinler, bebeğin genel durumu iyi ve kilo alımı normalse bir yaşına kadar tedaviye gerek duyulmayacağını belirtti.

Şikayetlerin bir yaşından sonra devam etmesi halinde erken teşhis ile tedaviye başlanmasının yararlı olduğuna işaret eden Dinler, "Reflü şikayetleri ile çocukluk yaş grubunda kusmaya neden olabilen diğer hastalıkların karıştırılmaması için çocuğun iyi incelenmesi bu konuda araştırmanın iyi yapılması gerekir" dedi.

Çünkü, son derece ciddi hastalıkların da şikayetleri kusma ile kendini belli eder ve bu durumuniyi ayırt edilmesi gerekir. Reflünün tedavisinde beslenme önemlidir. Bunun için bebekler anne sütü almıyorsa, mamanın kıvamı katılaştırılmalı bebek kısa ve sık aralıklarla beslenmelidir. Çocuklarda ise katkı maddeli gıdalar, aşırı yağlı baharatlı yiyecekler, gazlı içeceklerden uzak durulmalıdır" şeklinde konuştu.

Reflü şikayetlerinin azaltılması için bebeklerin yastık kullanmadan, yatağın altından destekleyerek yatak başının 30 derece kadar yukarı kaldırılarak ve sırtüstü yatırılmasını öneren Dinler, çocukların ise sol yan pozisyonunda yatmalarının rahatlatıcı olabileceğini kaydetti.

Beslenme ve yatış pozisyonlarıyla reflü şikayetlerinin azalabileceğini belirten Dinler, hastalık gelişmişse ilaç tedavisine başlanması gerektiğini kaydetti.

Yrd. Doç. Dr. Dinler, kıyafetlerin ve aşırı kilonun da reflü şikayetlerini artırdığını sözlerine ekledi.

Kaynak: cnnturk.com/SAGLIK/

Pazar, Aralık 02, 2007

Bebek Yikamak

Bebeklerin tok karnına banyo yaptırılmaması gerekli çünkü kusabilir. Banyo sırasında gereksinim duyabileceğiniz her şeyi elinizin altında hazır bulundurun.

Suyun sıcaklığına dikkat!
Suyun sıcaklığını bileğinizin içi veya dirseğinizle kontrol edin. Bebeğinizi havlu üzerine yatırarak soyun. Havluyu bebeğin vücuduna sarın. Ardından yere yatırıp havlusunu açın, bezini çıkarıp gerekiyorsa alt temizliğini yapın.

Onu sakın yalnız bırakmayın!
Sol elinizle bebeğin boynunu destekleyip vücudunu kolunuzun üstüne yaslayın ve koltuğunuzun altından destekleyin. Bebeği yüzü yukarı bakar şekilde banyo küvetinin üzerine alın. Banyo süngerini bebe sabunu veya bebe banyo köpüğü ile köpürtün ve havlu üzerinde vücudunun her yanını iyice silin. Bebeğinizi kesinlikle suyun yanında yalnız bırakmayın.

Kaynak: ekolay.net/saglik/

Cuma, Kasım 16, 2007

Geniz Eti

Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Yavuz Selim Pata, geniz eti sorununun 6 aylıktan 10 yaşına kadar çocukları etkileyebileceğini belirtti:

Herkeste bulunuyor
"Geniz eti aslında herkeste var olan bademcikler gibi bir lenf dokusu üyesidir. Vücuda burun ve ağız yoluyla girecek zararlı mikroorganizmalara karşı koruyan sistemlerden birisidir.

Eğer bir çocuk sık sık üst solunum yolu enfeksiyonu geçiriyorsa, çok sık nezle oluyorsa, bademcikleri sık hastalanıyorsa veya alerjik bir bünyesi varsa geniz etinin büyümesi doğaldır. Geniz eti büyüdüğü zaman hava yolunu tıkar ve çocuk rahat nefes alamaz. Bu durum burun içi fizyolojisini ve mekanizmalarını bozar. "

Bazı hastalıkları da tetikliyor
Pata, geniz eti büyümesinin çocuğu rahatsız etmesi dışında bazı hastalıkları da tetiklediğine dikkat çekti:

"Geniz eti, çocuklarda horlama, ağızdan su gelmesi ve ağzı açık uyumaya neden olur. Horlama aynı büyüklerdeki gibidir. Ancak geniz eti alındığı zaman horlama ortadan kalkar. Geniz eti ayrıca kulaklarda işitme kaybına neden olabilir. Çok dikkatli olunmaz, fark edilmez ve tedavide geç kalınırsa çocuklarda yüz kemiklerinde gelişim bozuklularına yol açar.

İhmal etmeyin!
Damak kemiği bombeleşir. Burun kemiği çöker. Geri dönüşü olmadığı için ihmal edilmemesi gerekir. Geniz eti büyümüş olan çocuklarda kilo problemi olur çünkü iştahsızdırlar. Gece boyuca iyi nefes alamadıkları için kaliteli uyku uyuyamazlar ve ertesi gün huzursuz olurlar. Huzursuzlukları okulda başarısızlığa neden olabilir. Bu çocuklarda konuşma problemleri ve idrar kaçırma da olabilir. Eğer 7-8 yaşına kadar tedavi olmamışsa sinüzit riski vardır."

Geniz eti büyümesi tedavisinde ilaç ve ameliyat seçeneklerinin uygulandığını belirten Pata, her büyümenin ameliyat gerektirmediğinin altını çizdi.
Pata, geniz etinde bazı mikroorganizmalar barındığını, burada oluşabilecek bir enfeksiyon durumunda dışarıdan ne kadar ilaç verilirse verilsin hastalığın tamamen geçmediğini, ilk aşamada düzelir gibi olup kısa süre sonra tekrarladığını anlattı:

Ağız ve burun akıntısı olur
"Bu çocuklar ağız ve burun akıntılarından kurtulamazlar. Çünkü ilaçlarla mikroorganizmaların hepsi temizlenemez. O nedenle ilaç tedavisinin etkili olmadığı durumlarda ameliyatla geniz eti alınır. Burada önemli olan ameliyat kararının ne zaman verileceğidir.

Geniz eti tanısı için en basit 2 yöntem röntgen filmi ve endoskopidir. Eğer enfeksiyon varken röntgen film çekilirse geniz eti daha büyük çıkar ve yanıltır. Önce ilaçla iltihabın temizlenmesi gerekir. Hastalık düzeldikten en az bir hafta sonra tekrar film çekilmelidir. Eğer o zaman geniz eti yine büyük çıkarsa ve çocuğu rahatsız ediyorsa ameliyat kararı verilebilir.

Basınç testi yapılmalı
Ameliyat öncesi kulaklar da iyice incelenmeli ve basınç testi yapılmalıdır. Gerekiyorsa ameliyat sırasında kulağa da müdahale edilmelidir. Her büyük geniz eti ameliyatla alınacak diye bir kural yoktur. İyi bir inceleme ile gereksiz ameliyat kararı verilmemiş olur ancak ameliyat gerekliyse de zaman geçirilmemesi gerekir."

Kaynak: CNNTurk

Bebek Yikamanin Kurallari

Bebeklerin tok karnına banyo yaptırılmaması gerekli çünkü kusabilir. Banyo sırasında gereksinim duyabileceğiniz her şeyi elinizin altında hazır bulundurun.

Suyun sıcaklığına dikkat!
Suyun sıcaklığını bileğinizin içi veya dirseğinizle kontrol edin. Bebeğinizi havlu üzerine yatırarak soyun. Havluyu bebeğin vücuduna sarın. Ardından yere yatırıp havlusunu açın, bezini çıkarıp gerekiyorsa alt temizliğini yapın.

Onu sakın yalnız bırakmayın!
Sol elinizle bebeğin boynunu destekleyip vücudunu kolunuzun üstüne yaslayın ve koltuğunuzun altından destekleyin. Bebeği yüzü yukarı bakar şekilde banyo küvetinin üzerine alın. Banyo süngerini bebe sabunu veya bebe banyo köpüğü ile köpürtün ve havlu üzerinde vücudunun her yanını iyice silin. Bebeğinizi kesinlikle suyun yanında yalnız bırakmayın.

Kaynak: ekolay.net/saglik/

Cocugunuz altini islatiyorsa

Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ve Çocuk Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Pınar Işık Ağras, gece idrar kaçırmanın çocuklarda sık görülen bir sorun olduğunu söyledi.

İkiden fazla ise dikkat!
Beş yaş üstündeki bir çocuğun, uyku sırasında ayda ikiden fazla istem dışı idrar kaçırmasının bir sorun olarak kabul edilebilineceğini belirten Ağras, bazı çocukların gündüz uyanıkken de idrar kaçırabildiğini kaydetti. Ağras, "Beş yaşındaki çocukların yüzde 20’si, 7 yaşındaki çocukların yüzde 10’u, ergenlik çağındaki çocukların ise yüzde 2’si altını ıslatma sorunu yaşıyor" diye konuştu.

Ailelerin, çocuklarını doktora götürmede bazen geç kaldıklarını dile getiren Ağras, "Ailelerin, çocuklarının altını ıslatmasını doğal karşılaması ve ailedeki diğer altını ıslatan çocuklar gibi bir yaşta düzeleceğini umması ve çocuğun ya da ailenin olayı utanç verici bulması gibi nedenlerden dolayı, doktora getirmekte geç kalabiliyorlar" dedi.

Zamanında müdehale önemli
Ağras, çocukların, doktora geç başvurulması yüzünden yıllarca idrar kaçırmanın yarattığı çeşitli sorunlarla karşılaştıklarını anlattı.

Altını ıslatmada, birden fazla etkenin söz konusu olduğunu belirten Ağras, idrar kaçırma sorunu olan her çocuğun, öncelikle idrar yolu enfeksiyonu, böbrek hastalıkları, mesane ile ilgili problemler veya çocukluk çağı diyabeti gibi tedavi edilmesi gereken başka bir hastalığın varlığı açısından değerlendirilmesi gerektiğini bildirdi. Ağras, bu nedenle, altını ıslatan çocukların mutlaka çocuk sağlığı hastalıkları uzmanlarınca değerlendirilmesi gerektiğini ifade ederek, "Çoğunlukla olayın psikolojik olduğu düşünülerek psikiyatri uzmanlarına yönelindiğinde yukarıda sayılan hastalıkların tanı alması güçleşiyor" diye konuştu. Ağras, altını ıslatma tedavisine gerekli testler yapılarak başka bir hastalık olmadığından emin olunduktan sonra başlanabilineceğini söyledi.

Ailelerde de idrar kaçırma öyküsü var
Altını ıslatmada, birebir genetik geçiş olmadığını belirten Ağras, çocukların aileleri incelendiğinde yüzde 60-80 oranında idrar kaçırma öyküsü ile karşılaşıldığını kaydetti. Ağras, anne ve babasında çocukken altını ıslatma problemi olan çocukların yaklaşık yüzde 75’inde, sadece bir ebeveynde altını ıslatma problemi olan çocukların ise yüzde 40’ında hastalığın ortaya çıktığını söyledi.

"İdrar kaçırmada psikolojik etkilenme ikincil bir neden" diyen Ağras, hastalardaki en belirgin sorunun çocuğun uykuda mesane doluluğunu hissedememesi ve tuvalete gitmek üzere uyanamaması olduğunu dile getirdi.

Tedavi yöntemleri
Ağras, sorunun tedavisinin tek bir ilaçla mümkün olmadığını belirterek, tedavideki başarının, çocuğun tedaviye katılması, duyduğu utanç ve suçluluk duygusundan uzaklaşması ve bu sorundan kurtulmayı istemesine bağlı olduğunu kaydetti.

Tedavi yönteminin, çocuğun anlayabileceği şekilde anlatılmasını öneren Ağras, "Çocuk, asla bu sorun nedeni ile cezalandırılmamalı ve düzelme konusunda attığı her adım ödüllendirilmeli" dedi.

Uyku öncesi sulu gıda vermeyin
Ağras, tedavide öncelikle gündüz tuvalete gitme alışkanlığının düzenli olmasının sağlanması, idrar tutma alışkanlığının kırılması, iki saatte bir mesanenin düzenli olarak boşaltılması gerektiğini söyledi. Uyku öncesi iki saatlik dönemde, sulu gıdaların kısıtlanmasının, gece uyanmalarını azalttığını ve tedavinin başarısını artırdığını ifade eden Ağras, "Hastanın mutlaka işeme günlüğü tutması istenmelidir. Bu, hem tedavi başarısının izlenmesi hem de çocuğun olaya katılımı açısından önemlidir" dedi.

Tedavi 3-6 ay sürüyor
Ağras, günümüzde, tedavide en çok "alarm" yönteminin kullanıldığını belirterek, "Bu yöntemle, çocuğun gece mesane doluluğu hissi ile uyanmasını öğrenmesi sağlanıyor" diye konuştu. Hastanın, bu tedavi ile en az 3-6 ay izlenmesinin önemli olduğunu anlatan Ağras, bunun yanı sıra gece idrar miktarını azaltmaya yönelik hormon tedavisi ve "imipramin" gibi mesane üzerine etkili ilaçların da kullanıldığını kaydetti. Ağras, bu ilaçlar kesildiğinde idrar kaçırmanın tekrarlama sıklığının oldukça yüksek olduğunu, bu nedenle çok tercih edilmediğini de söyledi.

Kaynak: ekolay.net/saglik/