Salı, Mart 31, 2009

Vajinismus

Kadinlarin cinsellik ile ilgili en buyuk sorunlarindan birisi Vajinismus'tur.

Vajinismus maalesef Turkiye'de cok fazla gorumekle birlikte genellikle gizli kalmaktadir. Buna sebep toplum yapisi ve utanma olayinin fazla olusudur.

Bugun sizlerle kadinlarin en buyuk cinsel problemlerinden biri olan Vajinismus hakkinda genis ve aciklamali bilgileri asagida yeralan yazimizda paylasacagiz.

Vajinismus, vajinal giriş düşüncesi veya girişimi karşısında gösterilen, istem dışı, bedensel ve ruhsal tepkiler olarak tanımlanır. Vajinismusta, vajina çevresindeki kaslar kasılır, kişi kendini geri çeker, partnerini iter, sıkıntı hissi duyar ya da ağlar. Sanılanın aksine, vajinismus doğum yapmakla ortadan kaldırılamaz. Üstelik vajinismus hastalarının sık rastlanan 8 fobisi de hayatı onlara zehir edebilir.

Acıbadem Etiler Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Dr. Yusuf Özay Özdemir, bu korkuları şöyle sıralıyor:
  • Normal doğum,
  • Jinekolojik muayene,
  • Doktor korkusu,
  • Diş hekimi korkusu,
  • Evde yalnız kalmak,
  • Karanlıkta kalmak,
  • Kapalı yer korkuları,
  • Çeşitli hayvan korkuları: Özellikle kedi-köpek, böcek, kuş, yılan, fare vb.

Vajinismus ile birlikte seyredebilen bu korkular, kadınların günlük yaşamını, sosyal ilişkilerini de zedeler. Vajinismus yarattığı psikolojik etkiler nedeniyle, gebelik ve doğum sonrasında da devam eder. Hem uluslararası bilim dünyasında hem de ülkemizde yapılmış araştırmalarda vajinismuslu olguların yüzde 5-10'u tedavi için başvurduğunda, cinsel birleşme gerçekleşmemiş olmasına karşın, hastaların gebe kaldığı ve çoğunlukla da sezaryen ile doğum yaptığı saptanmıştır. Dr. Özay Özdemir, “Olgularımız arasında vajinismuslu olup normal yolla doğum yapmış kişiler dahi var. Bu nedenle vajinismusun mutlaka tedavisi gerekmektedir” diyor.

VAJİNİSMUS NEDEN OLUYOR?
Vajinismus oluşumuna birden çok etkenin neden olduğu artık modern bilimsel literatürde de kabul görür. Psikiyatri Uzmanı Dr. Özay Özdemir, bu nedenleri şöyle sıralıyor:

Kişinin ruhsal yapısına özgü duyarlılık: Hemen çoğu kişide herhangi bir durumdan korku duyma eğilimi bulunmaktadır. Bazı kişilerde de cinsel birleşmeye ilişkin kişiye özgü korku tepkisi öğrenilmiş olabilir.

Kültüre özgü nedenler: Cinsel mitler (yanlış inanışlar, kalıplaşmış ön-yargılar), cinsellik konusunda geleneksel yaklaşımlar (bekarete verilen önem ve değer, erkek ve kadın rollerine yüklenen farklı anlamlar gibi), yetiştirime tarzı, dini inanışların etkisi.

Cinsel bilgilenme ve eğitimdeki yetersizlikler: Cinsellik konusunda korkutucu bilgiler vermek, cinselliği kaçınılması gereken kötü bir durum ve tecrübe olarak anlatmak.

Daha derin psikolojik nedenler: Ruhsal-iç dünyaya ait- çatışmalar, psikoseksüel gelişim dönemlerinde yaşanan aksamalar.

Cinsel travmalar: Gelişim dönemlerinde maruz kalınan taciz veya kötüye kullanım.


İlk Birleşmede Kanama Olması, Bekaret Göstergesi Değil
Tıp dilinde “himen” olarak adlandırılan kızlık zarının cinsel birleşme için fiziksel engel oluşturmadığını anlatan Dr. Özdemir, “Zar vajinayı bir perde gibi kapatmaz. İlk birleşme ile kızlık zarında oluşan yırtılma değildir. İlk birleşmede, kanama ve acı hissi olursa, bu kızlık zarı kaynaklı değildir. İlk cinsel birleşme herkeste kanamaya neden olmayabilir, her 10 kişiden 4 kişide hiç kanama görülmez. İlk birleşme sonrası kanama olması bekaret göstergesi değildir.” diye konuşuyor.

VAJİNİSMUS KİMLERDE GÖRÜLÜYOR?
Vajinismus her kültürde ve toplumda görülebilir. Ancak bilimsel araştırmalar, doğu ülkelerinde batı ülkelerine oranla daha yaygın görüldüğünü gösteriyor. Eğitim düzeyi yükseldikçe tedavi için başvurma ve yardım arayışında artış gözlenir. Bu durum eğitim düzeyi yüksek kişilerde vajinismusun sık görüldüğü gibi yanlış bir izlenime sebep olur. Dr. Özdemir, tedavi için başvuranların çoğunun geçmişlerinde özgül bir neden (cinsel travma vb) saptanmadığını belirtiyor.

VAJİNİSMUSLU KADIN ÇOCUK DOĞURABİLİR
Vajinismusta cinsel birleşme olamayacağı için normal yolla gebelik gerçekleşmesi de mümkün olmaz. Vajinismuslu bir kadının gebe kalma potansiyeli vajinismusa bağlı olarak bozulmuş değildir, yalnızca mekanik bir engel vardır. Dolayısıyla cinsel birleşme yoluyla rahim içine ulaştırılamayan sperm hücreleri başka yolla ulaştırılırsa (tıbbi tedavi) gebelik elbette olacaktır. Ancak bu durumun etik olmayan tıbbi bir davranış olacağını vurgulayan Dr. Özdemir, “Doğru ve uygun olan seçenek önce vajinismusun tedavi edilmesi, sonra gerekirse gebelikle ilgili tıbbi işlemlerin yapılmasıdır. Çünkü vajinismus tümüyle tedavi edilebilir.” diyor.

VAJİNİSMUS TEDAVİSİNDE NELER YAPILIYOR ?
Vajinismusun günümüzde uygulanan ve tüm dünyada standart olarak kabul edilen, ilk seçenek tedavi yöntemi, vajinismusa özgü cinsel terapidir. Cinsel terapi bir psikoterapi yöntemidir. Tedavi diğer psikoterapilere göre nispeten daha kısa süreli ve soruna odaklı olarak yapılıyor. Haftada bir seans yapılır, tedavi süresi ortalama 8-10 seanstan oluşur. Hipnoterapi, botulismus tedavisi, cerrahi tedaviler, kas gevşetici ve uyuşturucu ilaçların kullanımı gibi yöntemler vajinismus tedavisinde denenmiştir. Ancak günümüzde kabul edilen ortak bilimsel görüş vajinismusun klasik cinsel terapi yöntemi kullanılarak tedavisi edilmesidir. Çünkü vajinismus cinsel organ hastalığı değildir. Ruhsal kökenli bir sorundur. Bir fobi (aşırı korku) reaksiyonudur. Dolayısıyla sorunun kalıcı çözümü de ancak ruhsal sorunun (anksiyetenin-aşırı ruhsal gerilimin) giderilmesi ve düzeltilmesiyle mümkün olabilir.

acibadem.com.tr

Cinsellikle Ilgili Sorular ve Cevaplar

Cinsel saglik bilgileri yazimizda bazi cinsel saglik sorulari ve bunlarin cevaplarini sizlerle paylasacagiz.

Cinsellik ile ilgili sorularda one cikan soru erkeklerde gerceklesen sertlesme sorunu sorusu.

Asagida yer alan cinsel saglik sorulari belki sizinde merak ettiginiz sorulardan biri olabilir.

Soru: 8 yıldır sertleşme sorunu yaşıyorum. Sertleşme tam olmuyor ya da uzun süre sürmüyor. Bir üroloji uzmanına muayene oldum. Hormon baktırdı, spermogram yaptırdı, her şeyin normal olduğunu söyledi. Bana sertleşme sağlayıcı ilaçlar, B ve E vitamini önerdi. Bir süre fayda görsem de sorun yine başladı. Bana yardımcı olun, teşekkürler.

Cevap: Her erkek, cinsel yaşamı boyunca sertleşme güçlüğü yaşar. Geçici güçlükler için kaygılanmayın. Sertleşme olmayabilir diye, cinsel ilişki kurmaktan kaçınmayın. Sevişme sırasında penisin sertleşmesini düşünmeyin, cinsel hazzı yaşayın. Unutmayın ki, sertleşme sizin istediğiniz anda olmayacaktır. Ancak rahat olursanız, kendiliğinden sertleşme oluşacaktır. Sertleşme bozukluğu, tüm cinsel etkinliklerinizde aynı ise, organik bir nedenden kaynaklanabilir. Yani sabahları hiç sertleşme ile uyanmıyorsanız, mastürbasyon yaptığınızda sertleşme olmuyor, hiçbir cinsel eşle giriştiğiniz hiçbir cinsel etkinlikte sertleşme olmuyorsa, bir üroloji uzmanına başvurmanız gerekir. Sabahları sertleşmiş olarak uyanıyorsanız, mastürbasyonda sertleşme oluyor, hele bazı cinsel eşlerle ya da bazı cinsel etkinlikler sırasında da sertleşme oluyorsa, yaşadığınız sertleşme güçlüğünün nedeni büyük olasılıkla psikolojiktir. Siz üroloji uzmanına gitmişsiniz ve organik bir sorun olmadığına göre sorununuz büyük olasılıkla psikolojik. Bu durumda cinsellik alanında çalışan bir psikiyatrist ya da klinik psikologa danışmanız en doğru seçenek gibi gözüküyor.


Soru : Bazen erken boşalıyorum. Bu da canımı sıkıyor. Bu durum bir hastalığın başlangıcı olabilir mi?

Cevap : Erken boşalma sık rastlanan ama en kolay tedavi edilebilen cinsel sorunlardan. Psikolojik tedavi ve birkaç basit teknikle erken boşalma endişesinden sıyrılabilirsiniz. Erken boşalma kişiden kişiye değişen bir kavram. Uzmanlar sevişme süresinin evli erkekler için 3 dakika civarında olduğunu söylüyor. Erken boşalma; sevişme esnasında varılan doruk noktasını, eşini tatmin etmeyi bekleyecek kadar uzatamama olarak tanımlıyor. Bazı erkekler, kadının orgazmı yaşayabilmesi için vajinal ilişkinin yanı sıra, elle uyarımın da gerekli olduğu gerçeğini görmezlikten geliyor. Bu da cinsel iletişimsizliği başlatan süreçte yapılan en ciddi hatalardan. Erkek kendini kontrol edemediği için suçluluk duygusuna kapılıyor. Ayrıca erkeğin kişilik özellikleri de cinsel hayatında önemli rol oynar. Diğer bir neden de, kadının cinsel isteksizliğidir. Eşinin isteksiz davranışlarını "karım seksi sevmiyor ve beni istemiyor" diye yorumlayan bir erkek, mümkün olabildiğince çabuk sona ulaşmaya çalışabilir. Bu aynı zamanda eşler arasındaki iletişim eksikliğinin de bir işaretidir.

Soru : Normal spermin özellikleri ve miktarı nedir?

Cevap : Sperm üretimini erkekte bulunan hormonlar (FSH, LH ve testosteron) kontrol eder. Erkeklerdeki sperm hücreleri ileri yaşlara kadar sperm üretir. Sperm miktarı yaşa bağlı azalabilir. Ayrıca sigara, alkol, uyuşturucu ve birtakım ilaçların kullanımı ve hamam gibi yüksek ısılı yerlerde bulunmak sperm üretimini olumsuz etkileyebilir. Meni miktarı 3-5 ml kadardır. Normal bir boşalma sırasında, bir erkek 50-60 milyon civarında sperm bırakır. Sperm sayısı mililitrede 20 milyonun altındaysa, erkekte kısırlık olma riski vardır. Ayrıca spermlerin en az yüzde 30'unun hareketli ve yüzde 30'unun normal şekilli olmaları beklenir.

takvim.com.tr

Perşembe, Mart 26, 2009

Depresyonun Cinsellik Uzerindeki Etkileri

Cinsel saglik bilgileri yazimizda size depresyonun cinsellik uzerinde ne kadar buyuk etkileri oldugundan bahsedecegiz.

Deprasyon ozellikle son yillarda hemen hemen herkesin yasadigi bir sorun haline geldi. Depresyon sonrasi kisi kendisine, cevresine karsida olumusuzluklar yasamakta. Hal boyle olunca cinsel yasamda deprasyon sonucunda buyuk etkilenmeler yasamaya basliyor.

Asagida yer alan yazimizda Gülüm Bacanak tarafindan aciklanmis deprasyon ve cinsel saglik uzerine bilgileri okuyacaksiniz.

Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği Genel Sekreteri Terapist Psikolog Gülüm Bacanak, en sık rastlanan ruhsal bozuklukların başında gelen depresyonun tıpkı kalp ya da mide ülseri gibi tıbbi bir durum olduğunu kaydetti. Bacanak, "Depresyon kadınlarda en sık 35-45, erkeklerde ise 45-55 yaşları arasında çıkar" dedi.

Depresyonda negatif kısır döngü yaşandığını söyleyen Gülüm Bacanak, "Bu 'yumurta mı tavuktan çıkar, tavuk mu yumurtadan çıkar' bilmecesi gibidir. Depresyon cinsel sorunlara yol açabilirken, cinsel sorunlar da mevcut depresyonu ağırlaştırabilir.

Çünkü cinsel sorunlar depresyonun yol açtığını bilmeyen hastalar, bu sorunların kendi yetersizliklerinden kaynaklandığını düşünürler. Bu da mevcut tabloyu ağırlaştırır. Ağırlaşan umutsuzluk ve karamsarlık da daha önce var olmayan cinsel sorunları ortaya çıkarır. Hasta cinsel hayatının sona erdiğini düşünerek depresyonunu ağır yaşamaya başlar. Bu durumda 'yine başarılı olamazsam' düşüncesiyle başaramama korkusuna (performans anksiyetesi) kapılan hastada, depresyon tedavi edilse bile cinsel işlev bozukluğu kalıcı olabiliyor" dedi.

Bu belirtilere dikkat


  • Hemen her gün gün boyu süren ağlamaklı, üzgün, kederli, moralsiz, mutsuz, dertli, çaresiz, neşesiz, sinirli, çökkün gibi hal.

  • Eskiden zevk alınan etkinliklerde azalma veya eskisi gibi zevk alamama.

  • İştahda azalma veya artma

  • Uykusuzluk ya da aşırı uyku.

  • Eskiye göre çok daha uzun süre uyumaya rağmen yorgun hissetme.

  • Konuşma, düşünce ve davranışlarda yavaşlama.

  • Karar vermekte, etkinliklere başlamakta ve sürdürmekte güçlük çekme.

  • Yorgunluk, bitkinlik, enerji kaybı.

    haber1.com

Salı, Mart 24, 2009

Kadinlar icin Cinsel Yasam Onerileri

Cinsel saglik bilgileri yazimizda bugun sizlerle kadinlar icin hangi yasta cinsellik nasil yasamali? Bu konu hakkinda bilgiler paylasacagiz.

Kadinlar her yasata cinsellikten farkli seyler bekliyorlar bazen cok duygusal bazen de daha havai istekler icine girebiliyorlar.

Iste cinsellik onerileri yazimizda simdi sizlerle bu konu hakkinda birkac bilgi verecegiz.

Cinsellikte yaş sınırı yoktur ama her yaşın kendine özgü bilinmesi gereken gerçekleri vardır.

Vücut, enerji, duygular, sekse bakış açışı, hayal gücü, kısacası, cinselliği etkileyen her unsur değişiyor ve gelişiyor. Ancak her yaş, güzelliklerin yanında birtakım sorunları da beraberinde getiriyor.

Ne gibi değişimlere maruz kalacağınızı bilip, bunları kabul ederseniz, her yaşta cinsellikten ayrı bir tat almayı, her seferinde farklı ama muhteşem orgazmlar yaşamayı başarabilirsiniz. İşte üç farklı yaşın üç farklı cinsel yaşam analizi…

20li yaşlarda Seksin olumlu yanı?
Kaslarınızın en sıkı ve gergin olduğu dönem, özellikle de doğum yapmadıysanız… Kan dolaşımınız hızlı olduğu için daha çabuk tahrik olursunuz. Vücudunuzun diriliği ve inceliği kendinize güvenmenizi ve sekse yatkın olmanızı sağlar. Cinselliği yeni yeni keşfetmeye başladığınız ve bundan büyük bir heyecan duyduğunuz yaşlar 20′li yaşlardır. Gençlik ve dinamizm, güzellik ve arzu, erkekler ve seks… Yepyeni bir denize yelken açmanın keyfini sürersiniz.

20li yaşlarda Seksin olumsuz yanı?
Acemilik dönemini henüz tam olarak atlatamadığınız için, sabit bir ilişkiniz yoksa -hatta varsa da- isteklerinizi dile getirme ve partnerinizin isteklerine duyarlı olma konusunda biraz tutuk davranırsınız. Uçuk fantezilerinizi gerçeğe dönüştürmeye utanır, karşı tarafın sizin hakkınızda yanlış fikirlere kapılmasını istemezsiniz. Bu duygular da sizi, seksi ve orgazmı doya doya yaşayabileceğiniz bir dönemde bunu yapmaktan alıkoyar. Kısacası, orgazm olurken ses çıkarmamaya, hatta bunun için ağzınızı kapamaya çalıştığınız, zaman zaman biraz gülünç duruma düştüğünüz bir dönemdir 20 yaş ve sonrası.

Ne yapabilirsiniz?
İşe, vücudunuzu keşfetmekle başlayın. Siz bedeninizi yeterince tanımaz, zevke açık ve duyarlı bölgelerinizi bilmezseniz, bunu karşı tarafa nasıl gösterebilirsiniz ki? Hiçbir şeyi aceleye getirmeyin ve paniğe kapılmayın. Aptal durumuna düşme korkusunun kronikleşip sizi cinsellikten soğutmasına ve orgazm olmanızı engellemesine izin vermeyin. Ama ‘çok fazla zevk almıyorum, neden acaba?’ sorusunu da sakın kafanıza takmayın çünkü bunu yaparsanız daha da fazla gerilirsiniz. Bu işi biraz zamana bırakın. Emin olun, ilerleyen yıllarda çok daha muhteşem orgazmlar yaşayacaksınız.

30′lu yaşlarda Seksin olumlu yanı
Deneyim ve tecrübe dengesinin ideal olduğu bir döneme girmişsinizdir. Artık daha düzenli bir şekilde orgazm olmaya başlarsınız. Bilhassa 30′ların başında vücudunuzu hem çok iyi tanır, hem de çok beğenirsiniz. Seks sizin için gözünüzde büyüttüğünüz bir olay değil, gündelik hayatın eğlenceli ve renkli bir parçasıdır artık.

30′lu yaşlarda Seksin olumsuz yanı
30′ların sonuna doğru hormon seviyeniz düşmeye başlar ve beraberinde vajinal kuruluk ortaya çıkar. Doğum yaptıysanız kaslarınız artık eskisi kadar güçlü değildir. Evliyseniz cinsel hayatınız büyük olasılıkla tekdüzeleşmeye başlar.

Ne yapmalısınız?
Kaslarınızı sıkılaştırmak ve forma girmek için spor yapmaya başlayın. Beyninizi sekse yönlendirmek içinse yapabileceğiniz birçok şey var. Öncelikle evliyseniz eşinizle yeni deneyimler yaşama konusunda harekete geçin ve düş gücünüzü de harekete geçirin. Sevişirken sevişmekten başka hiçbir şeyi düşünmemeye çalışın, nasıl olsa daha sonra sorunları çözmek için bol bol vaktiniz olacak. Seksi önemseyin ve ilk gençlik yıllarınızın heyecanını yakalayıp bugünün tecrübeleriyle birleştirmeye bakın.

40′lı yaşlarda Seksin olumlu yanı
Sürpriz! Yapılan araştırmalar 40- 49 yaş arasındaki kadınların her sevişmelerinde orgazm olma şanslarının, 20′lerinde ve 30′larında olanlara göre çok daha yüksek olduğunu gösteriyor. Evlilik ve işten kaynaklanan sıkıntılar azalmış, düzen oturmuş, sekse konsantre olmak için beyinde yer açılmıştır. Yaşadığınız olumlu ya da olumsuz tüm deneyimlerden aldığınız derslerle, vücudunuzu ve partnerinizin vücudunu avucunuzun içi gibi tanıyarak ve fantezilerinizi hayata geçirerek harikalar yaratabilirsiniz.

40′lı yaşlarda Seksin olumsuz yanı
Tabii ki menopoz… Bu durum hormonlarınızın daha da azalmasına, daha sinirli olmanıza ve seks sırasında sıkıntı ve acı hissetmenize neden olabilir.

Ne yapmalısınız?
Pes etmeyin! Düzenli seks, işin sırrı burada… Haftada en az iki kez sevişmek cinsel isteğinizi daha da arttıracak, enerji seviyenizi yükseltecek ve sizi dinçleştirecektir. Bunun yanında düzenli olarak spor yapmayı sakın ihmal etmeyin. Cinsel sıkıntılar yaşıyorsanız bunları partnerinizle paylaşmaktan ve çözüm yollarını onunla birlikte aramaktan çekinmeyin.

http://www.haber3.com/news_detail.php?id=459174

Pazartesi, Mart 23, 2009

Cinsel Gucu Artiran Yiyecekler Nelerdir?

Cinsel saglik bilgileri yazimizda bugun sizlerle cinsel gucu artiran yiyecekler nelerdir bunlari paylasacagiz.

Cinsel gucu artirici besinler icin doganin bizlere sunmus oldugu ve afrodizyak etkisi fazla yiyecekleri tuketerek sizlerde cinsellik konusunda eger sikayetler yasiyorsaniz bunlari bitirebilir ya da en aza indirebilirsiniz.

Iste cinsel gucu artiran yiyecekler ve ozellikleri:

Cikolata: Saf kakao doğada bulunan en etkileyici afrodizyakların başında geliyor. Beyinde "Aşk kimyası" olarak bilinen PEA enzimi bakımından zengin olan çikolata, heyecan, cazibe ve mutluluğu artırıyor.

Sarimsak: Kokusu ağır olmasına rağmen vücuttaki kan akışını hızlandıran sarımsak özellikle erkekler için çok iyi. Yemeklere biraz sarımsak katmanın bile yararı oldukça büyük.

Badem: Eski zamanlardan beri doğurganlılıkla bağdaştırılan badem, ayrıca kokusuylada kadınlarda tutkuyu tetikliyor. Araştırmacılara göre ise, vitamin E, magnezyum ve liflerin bulunduğu bademi kadın erkek herkes tüketmeli.

Muz: Gerçek bir potasyum, magnezium ve vitamin B kaynağı. Bunun yanında, erkeklerin cinsel içgüdüsünü artıran minarellere ve enzimlerede sahip.

Bal: Bal içinde bulundurduğu boron minarelleriyle kadınlarda östrojen hormonunu dengeler. Buna ek olarak boron minarelinin erkeklerdeki testosteron hormonunuda dengelediği ve hem erkek hem de kadında cinsel içgüdüyü artırdığı kanıtlandı. Ayrıyeten, içerdiği vitamin B de testosteron hormonuna iyi geliyor.

Avakado: Cinsellik ile ilişkilendirmek için avokadonun sadece şekline bakmak yeterli. Eski Aztek uygarlığı avokadoya ağaçta çift halinde asılı durduğu için "testis ağacı" diyorlardı. Folik asit, vitamin B6 ve potasyum açısından zengin olan avokado bunun yanında bağışıklık sistemini de kuvvetlendiriyor.

Incir: İncilde'de adı geçen bu meyvenin yapraklarıyla Adem ve Havva mahrem yerlerini örtmüştüler. Kleopatra'nın en sevdiği meyve olan inciri eski Yunanlılar da aşkın ve bereketin sembolü olarak kabul ediyorlardı.

Istiridye: İçerdiği çinko ile sperm ve cinsel dürtüyü artıran istiridyenin afrodiziyak etkisi de oldukça fazla.

Feslegen: Kokusuyla afrodiziyak etkisi yapan fesleğenin vücuda birçok yararları var. Makarna sosunuza fesleğenli bir sos yaptığınız takdirde kalbinizin ritmi hızlanacak!

Kuskonmaz: 17 yüzyıl İngiliz bitki bilimcisi Nicholas Culpepper'ın keşfettiği gibi, kuşkonmaz erkekte ve kadında tutkuyu ve cinsel isteği artıran özelliklere sahip. İçinde bolca bulunan potasyum, lif, vitamin B6, vitamin A, ve C ve folik asit bulunuyor.

Cuma, Mart 20, 2009

Saglik icin Ipuclari

Saglik haberleri ile ilgili yazimizda hepimizin bilmesi gereken cok onemli bilgileri sizlerle paylasacagiz.

Vucudumuzun her bolumunde olan degisiklikler aslinda bazen bazi hastaliklarin habercisi oluyor. Vucudumuzda olan degisiklikler bizlere kalp rahatsizligi, kolesterol, karaciger sorunlari, Alzheimer, goz sagligi, tiroit, diyabet vb hastaliklardan aslinda haberler veriyor.

Iste bu konu ile ilgili olarak asagidaki yazimizda vucudumuzun hangi tarafinda ne ile karsilasirsak dikkat etmemiz gerektigi konusunda bilgi sahibi olabileceksiniz.

Saglik ile ilgili 16 ipucu

1. Tırnaklar
Tırnaklarınıza dikkatle bakın. Eğer hafif mavilik yâda; morluk görürseniz bu bir kalp hastalığıyla karsı karsıya olduğunuz anlamına gelebilir. Tırnaklarınızın aşırı kalın olması ya da üstlerinde tümsekler olması da nefes alma hatta akciğer sorunlarıyla karsı karsıya olduğunuzu gösterebilir.

2. Nefeslerinizi Sayın
Eğer dakikada 15 kez ve daha altında nefes alıp veriyorsanız sağlıklı ciğerlere sahipsiniz demek... Eğer 25 kez nefes alıp veriyorsanız o zaman sağlığınıza dikkat etmelisiniz.

3. Gözler
Aynada gözlerinizden birine bakin. İris’in etrafında beyaz bir daire varsa kolesterol seviyeniz yüksek anlamına geliyor. Bu ayni şekilde yaklaşan kalp sorunlarının da en büyük habercisi.

4. Avuç içinize bakin
Avuç içlerinize dikkatle bakin. Eğer kırmızı ve lekelilerse karaciğerinizde sorun var demek.

5. Hafıza kontrolü
Bir tepsinin üstüne rasgele 10 eşya koyun. Tepsiye sadece 10 saniye bakin. Kaç tanesini hatırlayabildiniz? İyi bir hafızanızın olması Alzheimer'le karsılaşma riskinizin daha az olacağı anlamına geliyor.

6. Kas kontrolü
Sırt üstü yatın. Bacaklarınız dümdüz olsun. Bir bacağınızı havaya kaldırın. Bir kişinin ayağınıza bastırmasını isteyin. Eğer bacağınız yere düşüyorsa, kaslarınız da bir zayıflık olduğu anlamına geliyor.

7. Görünüş
Gözünüzün hemen altında elmacık kemiğiniz üzerine bir cetvel yerleştirin. Sonra cetvelin üstüne bir kredi kartı yerleştirin kartı en rahat okuduğunuz uzaklığı ölçün. Ne kadar yakına gelirse gelsin kartı rahat okuyabiliyorsanız göz sağlığınızın iyi olduğu anlamına geliyor.

8. Tiroit misiniz?
Kollarınızı yere paralel olarak tam karsınızda birleye uzanıyormuş gibi uzatın. Ellerinize dikkat edin. Eğer elleriniz bu pozisyonda titriyorsa o zaman tiroit olma riskiniz çok.

9. Düz yürümek
Yere bir metre uzunluğunda bir çizgi çizin. Üzerinde rahat yürüyebiliyorsanız, vücudunuzun koordinasyonu iyi isliyor demektir.

10. Doğum kilonuz
Annenize kaç kilo doğduğunuzu sorun. 3 kilonun altında doğmuşsanız kalp sorunlarıyla karsı karsıya kalabilirsiniz.

11. Beliniz kalın mı?
Vücut sekliniz elmaya benziyorsa, yani yağlarınız belinizin çevresinde toplanıyorsa, kalp sorunu yasama riskiniz daha fazla.

12. Tuvalet sıklığı
Her 3 saatte bir tuvalete birden çok gitme ihtiyacı mı hissediyorsunuz? Diyabetin en erken alarmlarından biri sık tuvalete gitmektir.

13. Nabız kontrolü
Nabzınız ne kadar yavaş atıyorsa o kadar uzun yasayacaksınız demektir. Yani nabzınız 70'in altındaysa sağlıklısınız anlamına geliyor.

14.Dişlerinizi fırçalayın
Eğer dişleriniz kanıyorsa, kalbiniz tehlikede demektir.

15. Parmak uzunluğu
İşaret ve yüzük parmakları ayni uzunlukta olan kişilerin kalp krizi geçirme riski daha fazla.

16. Ayak Bilekleri
Bas parmağınızla ayak bileğinizin arka kısmına bastırın. Eğer bastırdığınız noktada çok fazla çukurluk oluşuyorsa, o zaman kalp, akciğer, böbrek sorunlarıyla karsı karsıya kalabilirsiniz.


hurriyet.com.tr

Çarşamba, Mart 18, 2009

Hangi Cilde Hangi Fondoten

Guzellik denilince akla ilk gelenlerden bir tanesi mutlaka makyajdir. Makyaj denilince yuzunuze en cok uyguladiginiz urunlerden bir taneside suphesiz fondotenlerdir.

Bugun yazimizda sizlerle hangi cild icin hangi fondoteni kullanirsaniz daha basarili olunur onlari paylasmaya calisacagiz.

Makyaj uygulamalari dogru uyguladiginda kisiyi guzellestirdigi gibi yanlis uygulandiginda bunun tam tersi sonuclari ortaya cikarmaktadir. Bundan dolayi ozellikle fondoten kullanan bayanlara bu yaznin faydali olacagini dusunuyorum

Sıvı, krem, kompakt veya köpük... Peki hangi fondöten sizin teninize en uygun? İşte bunun doğrusunu bulmak bir sorun. Fondöten çeşitlerinin sayısı oldukça fazla, bu sebeple birçok kadın için cildine uyan ürünü bulmak çok zorlaşıyor. İster sıvı veya krem olsun, ister kompakt fondöten veya isterse de köpük halinde... Bu dört ürünün de kendine göre avantajları bulunuyor. Bununla birlikte, her birinin cilt yapısına göre etkileri eşit veya optimal değil. Bütün kadınlar taze ve doğal bir cildi olmasını arzu eder, fakat çok azı buna sahiptir. Fast food yemek, stresli meslek hayatı ve yüksek orandaki hava kirliliği ile direkt teması, cildimizi vücudumuzun en önem vermemiz gereken organı haline dönüştürüyor. Bu nedenle cildimizin kolaylıkla dengesini kaybetmesi doğal. Sivilceler, geniş deri gözenekleri, kızarıklıklar ve kurumuş veya yağlı ciltler bunun bir sonucu. Gelin birlikte hangi fondöten şekline cildinizin daha yatkın olduğunu araştıralım...

Kompakt - Kolay yağlanan ciltler için
Bir kompakt fondötenin yüze uygulanışı sıvı bir üründen daha pratik ve kolaydır. Fakat çok kuru cildi olan kişiler için kompakt fondöten bir avantaj olmaktan çıkar. Buna pudranın da karışması ile cilt daha da kuru ve hatta kepekli bir hale dönüşebilir. Aynı zamanda yüz kırışıklıkları olan kadınların da bu pratik fondöten şeklini kullanmamaları gerekir: Küçük pudra partikülleri bu kırışıklıklara kolayca yerleşerek onları daha belirgin hale getirir. Kolay yağlanabilen bir cilt için kompakt fondöten daha uygundur, çünkü cildin yağlı parlaklığı kompakt fondötendeki yüksek pudra oranı sayesinde kolayca gizlenebilir.


Sıvı - Uzun süre etkili
Sıvı fondöten kuru cilde sahip veya cildi yaşlanmış kadınlar için daha akıllıca bir çözüm olabilir. Küçük nemli bir süngercikle sürüldüğünde cildi nemlendirir ve taze, düz bir tene sahip olmanızı sağlar. Bazı özel yağsız ürünler de vardır ki, bunlar da yağlı ciltleri olan kadınlar için idealdir. Cildi hafif veya kuvvetli örten, uzun süre etkisini gösteren, mat, düzleyici ürünlerden tutun da hassas ciltlere göre olanları bile sayarsak birçok çeşidi bulunuyor.


Krem - Kış ayları için çok ideal
Genelde krem fondötenler aynı zamanda yağ içeriklidir. Bu nedenle kuru ciltler için tam çözüm getiren bir formüldür. Çok iyi bir kapatıcı olduklarından çoğunlukla mat, kepekli ciltlere çabucak taze bir görünüm kazandırırlar. Kış aylarında cildimiz en kuru olduğu zamanı yaşadığından tam da bu aylar için krem fondöten tavsiye edilir. Bu tip fondötenler hafif bir manto gibi koruyucu şekilde cildi kapladıklarından kirlenmeye müsaittir, gözenekli ciltler için uygun değildir.


Köpük - Parmaklarınızla uygulayın
Köpük cilt üzerinde hafif, hava almasına yardım eden bir etki yaratır ve mat ipeksi bir görünüm sağlar. Yüksek orandaki renk zerrecikleri ile ciltteki temiz olmayan bölgeleri veya hataları saklar ve genç veya karışık ciltli kadınlar için uygundur. Köpük fondöten en kolay yoldan parmaklarla cilde sürülür. Parmak uçlarındaki ısı sayesinde köpüğün karakteri cildi okşayan bir kreme dönüşür. Amerika�da ortaya çıkan yeni bir trende göre fondötenin örtücü karakterinde cildi yenileyen mineralli pudralar moda haline geldi ve bunlar aynı zamanda çok hafif olup, hassas ciltler için de çok yararlılar.


Bunlara dikkat edin!
Doğru fondöteni bulmak için ürünleri elinizin arka yüzünde denemeyin, çünkü orada cildin pigmentleri, yüzünüzdeki pigmentlerden farklı. Bunları çenenizde veya çene altınızda deneyin. En ideal renk tonu, tabii ki cilt tonunuza en uygun olanıdır. Fondötenleri en doğru olarak gün ışığında test edin çünkü yapay ışık bazı renk tonlarını yutar. Kim cildinden çok daha koyu bir fondötenin taze bir tatil sonrası rengi kazandırdığını düşünüyorsa, yanılıyor. Çünkü çok koyu fondötenler kadınları dinlenmiş ve taze göstermek yerine, daha yaşlı gösterir! Kullandığınız fondötenin yapısı mutlaka cilt yapınıza uygun olmalıdır. Diğer bir nokta da seçtiğiniz fondötenin güneş korumalı olmasıdır.


Fondöteni Nasıl uygulayacaksınız?
Uygularken ilk yapmanız gereken cildinizi temizlemek ve nemlendirmektir. Cildinizi temizleyip, arındırdıktan sonra cilt tipinize göre seçmiş olduğunuz nemlendirici yardımıyla cildinizin dengesini sağlamalısınız. Bu işlemin ardından bir süre beklemelisiniz. Çünkü cildiniz kremi emmeden fondöten uygularsanız istediğiniz sonucu alamayabilirsiniz. Fondöteni elinizle sürebileceğiniz gibi daha hafif ve doğal olması için sünger ya da fırça kullanabilirsiniz. Uygulama esnasında az miktarda fondöten alna, buruna, çeneye ve yanaklara sürülmeli ve dudaklar da dahil olmak üzere tüm yüz derisine yayılana kadar dairesel hareketlerle homojen olarak dağıtılmalıdır. Çenede ve yanaklarda; dışa doğru ve yukarı, alında ise bir yandan öbür yana aşağı doğru; burunda, aşağı burun ucunun altına doğru, gözaltına kapatıcı kullanmıyorsanız daha ince sürmelisiniz. Cildinizde kızarıklık veya kapatmak istediğiniz bölgeler varsa fondöten öncesi kapatmalısınız. Ayrıca fondöteni sürerken yüzünüz ile boynunuz arasındaki renk dengesine dikkat etmelisiniz. Uygulama sonrası bir süngerle fazlalıkları alabilirsiniz.


Fondöten Ömrü ne kadardır?
İyi kalitede üretilmiş bir fondötenin ömrü, açılmadan 1-1.5 yıl, açıldıktan sonra ise 5-6 aydır. Pudra fondötenler, akıcı kıvamlılara kıyasla daha uzun ömürlüdür. Açıldıktan sonra 1 yıl kullanılabilir. Bozulan fondötenin kıvamı eskiye oranla daha koyudur, uygularken topaklanır, renginde ve kokusunda değişiklikler meydana gelir. Bu durumlardan herhangi biri oluştuğu taktirde o fondöteni kullanmamalısınız. Cildinizde tahriş ve alerjiye yol açabilir. Uzun süredir duran bir fondöteniniz varsa yüzünüze sürmeden önce mutlaka elinizin üzerinde deneyin. Her kullanımdan sonra ağzını silin ve kapağını sıkıca kapatın. Işıklı, sıcak ve nemli ortamlarda saklamayın. Ayrıca yağlı ciltlerin yarı sıvı bir fondöten, kuru olanların ise krem şeklinde ürün kullanmaları makyajın daha iyi görünmesini sağlayacağını unutmayın.

Şirin Ünaldı - gazetevatan.com

Salı, Mart 17, 2009

Bilmedigimiz Garip Hastaliklar

Bazi insanlar icin hastalik hastasi benzetmesi yapilir cunku ne olsa kendine bir sey oldu diyerek sanki bir doktormus misali yorumlarda bulunmaya baslar tansiyonum cikti, basim agriyor beyin tumorumu var, bacaklarimda agrilar var romatizmami oldum, klom cok uyusuyor felcmi olcam, kalbim agridi kalp krizi gecircem vb :) bir cok kuruntu.

Ama bugun sizlerle payasalacagim hastaliklari eminim ne yukarida bahsettigim hastalik hastasi kisiler ne de silzer biliyorsunuz.

Iste dunyada rastlanan en garip hastaliklardan bazilari.

Yürüyen ceset sendromu
Bu hastalığa yakalanan insanlar genellikle öldüklerini düşünüyorlar. Vücutlarından bir parçanın kaybolduğunu veya ruhlarını kaybettiklerini zannediyorlar. Kotard sendromu olarak da bilinen bu rahatsızlığa şizofren hastalarında daha çok rastlanıyor.

Kurt adam sendromu
İki yaşındaki Abys DeJesus'un yüzünde uzun tüyler çıktı. Doktorlar küçük çocuğun kurt adam sendromu olarak bilinen hastalığa yakalandığını belirttiler. Hastalığın en belirgin özelliği yakalanan kişinin kurt görünümüne bürünmesi olarak gösteriliyor. Tüm yüzü kıllarla kaplanıyor.

Vampir hastalığı
Bu hastalar gün ışığına aşırı duyarlı oldukları için, güneş ışığına en küçük bir maruz kalma bile vücutlarında ciddi şekil bozukluklarına yol açabiliyor. Bu bozukluklar arasında yüz derisinde çatlamalar, burnun ya da parmakların düşmesi, dudakların aşırı gerginleşmesi ve diş etlerinin çekilmesi sonucu dişlerin aşırı sivri görünmesi gibi durumlar var.

Mavi cilt sendromu
Kentucky'nin dağlık bölgelerinde 1960'larda mavi derili bir ailenin yaşadığı keşfedildi. Birçoğu 80 yaşına kadar yaşayan bu grubun mavi tenleri dışında hiçbir sağlık sorunu bulunmuyor. Mavi derili olma özelliği diğer jenerasyonlara aktarılan bu ailenin bazı fertlerinde mor ve çivit rengi de görülüyor.

Sıçrayan Fransız sendromu
Hastalığın kökeninin nörolojik mi yoksa psikolojik mi olduğu bilinmiyor. Bu rahatsızlığa yakalanan kişiler herşeye aşırı tepki veriyor. Bir çeşit refleks sorunu olarak görülen bu hastalıkta kişiler ani uyaranlara karşı aşırı ve beklenmeyen bir tepki gösteriyor. Rahatsızlık duygu ve zekayı etkilemez. Kalıtsaldır ve yaşam boyu sürer.

Fil hastalığı
Tropikal ülkelerde görülen bir asalak hastalığıdır. Hastalığın nedeni ise solucanlardır. Solucan, çoğalmak için yumurta bırakır. Bunlar larvalara dönüşür. Larvalar, sivrisineklerle taşınır ve sineğin soktuğu insanlara geçer. Daha sonra lenf sistemine yönelirler ve orada gelişip erişkin solucanlar haline gelirler.

Erişkinler bir yıl kadar süren bir dönemden sonra kana da karışabilirler. Ancak asıl hasar bıraktıkları yer lenf yollarıdır. Solucanlar genellikle lenf damarlarını tıkayıp iltihaba yol açarlar. Sonuç olarak da, genellikle bacakların alt kesiminde ve üreme organları çevresinde ağrılı şişlikler ortaya çıkar.

Alice Harikalar Diyarında sendromu
Alice Harikalar Diyarında sendromu vücut imajı ve şekliyle ilgili algı yanılsamaları ile (makropsi veya mikropsi) giden tuhaf bir sendromdur. Hastanın zaman, boşluk ve vücut görüntüsü algısı bozuk. Hastalar vücut şekillerinin ve ölçülerinin değiştiği algısına kapılıyor.

ekolay

Pazartesi, Mart 16, 2009

Guzellik ve Cinsellik

Cinsel saglik yazilarinda bugun sizlerle carpici bir arastirma sonucunu paylasmak istiyorum.

3.500 Amerikali kadin uzerinde yapilan arastirmalar sonucunda duzenli cinsel iliski, cinsel yasamindan memnun ve uzun zaman seks yapan kadinlarin ciltlerinin daha dinc ve guzel oldugu kanitlanmis.

Buna neden olarak cinsellik sirasinda kan basincinin yukselmesi, kaslarin calismasi, mutluluk hormonunun yuksek seviyede salgilanmasi en buyuk sebepler.

Haftada 3 ve daha fazla cinsel birlesme yasayan kadin en az 10 yas daha genc kaliyor.

Iyi bir cinsel yasamin guzellik disinda beyin icinde onemli yararlari bulunmakta. Bunun nedeni cinsel birlesme sirasinda beynin cok dah afazla calisiyor olmasi.

Ayrica cinsel yasam basagrisi, stres gibi sorunlarida yasamanizin onune geciyor.

Cumartesi, Mart 14, 2009

Glokom Hastaligi - Goz Tansiyonu

Saglik bilgileri yazimizda bugun sizlerle goz sagligi ile ilgili bilgiler paylasacagiz.

Goz insan icin suphesiz en onemli organlardan biridir, bu yuzden goz saglimizda da cok dikkatli ve ozenli davranmamiz sarttir.

Bugunku yazimizda sizlerle goz hastaliklarindan biri olan ve adini cok az duydugumuz Glokom hastaligi ve goz tansiyonu ile ilgili bilgiler verecegiz.

Glokom hastaligi cok sinsi bir hastalik oldugu icin farkedilmesi zor bir hastaliktir.

Yazimizda Glokom hastaligi ve goz tansiyonu hakkinda bilmeniz gereken herseyi uzman agzindan genis aciklamalari ile birlikte bulabilirsiniz.

Göz hastalıkları uzmanı Doç.Dr. Özlem Evren, glokom hastalığında erken tanının önemine işaret ederek "Hastalar başlarda görme duyularında bir kayıp hissetmedikleri için hastalığı fark etmez. Çünkü önce çevredeki görme alanı daralır, görme keskinliği zamanla azalır. Hastalık ilerlediği zaman da çok geç kalınmış olur" dedi.

Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi göz hastalıkları uzmanı Evren, Dünya Glokom Günü nedeniyle yaptığı açıklamada, glokomun, göz içi basınca bağlı olarak gelişen, görme sinirinin hasarı ve görme hücrelerinin kaybıyla sonuçlanan bir hastalık olduğunu bildirdi. Halk arasında "göz tansiyonu" olarak bilinen glokomun geriye dönüşümüolmayan körlük nedenleri arasında 2. sırada yer aldığını belirten Evren, hiçbirbelirti vermeden ilerlediği için "sinsi" bir hastalık olduğuna dikkati çekti. Evren, hastaların başlarda görme duyularında bir kayıp hissetmedikleri için hastalığı fark etmediklerini, önce çevredeki görme alanının daraldığını ve görme keskinliğinin zamanla azaldığını anlatarak, hastalık ilerlediği zaman da geç kalındığını söyledi. Glokomlu hastalarda görme kaybı meydana geldikten sonra bunun telafi edilemediğini, ancak tanı konulduktan sonra ilerleyişin durdurulabildiğini belirten Evren, hastalığın yeni doğan bebeklerden ileri yaşlardaki kişilere kadar herkeste görülebildiğini kaydetti. Evren, risk altındaki kişilerle ilgili şu bilgileri verdi:

"Yaş, glokoma yakalanma açısından önemli bir risk faktörüdür. 40yaşından sonra göz içi basıncı normal seviyenin üzerine çıkmaya başlar. Göz içi basıncı yüksek olanlarda 5-10 yıl içinde glokom gelişme riski artar. Bu risk 60-65 yaş arasındakilerde 6 kat fazladır. 70-75 yaş arasındakilerde ise her 6 kişiden birinde görülür. Ailede glokom öyküsü varsa, glokoma yakalanma riski büyüktür. Ailesinde glokom hastası olanlarda risk 4-9 kat yüksektir. Şeker, yüksek tansiyon, kalp, migren, guatr hastaları, astım, alerjik rinit, romatizmal hastalıklar nedeniyle kortizon kullananlarla organ nakli, yüksek miyop ve hipermetrobu olanlar ve göz travması geçirenler de risk altındadır. Bu tür hastalığı bulunanlar göz hekimine gittiklerinde bu durumlarını anlatmalıdırlar."

Risk grubundakilerin belirli aralıklarla kontrolden geçmelerinin hastalığın erken evrede yakalanmasını sağlayacağını anlatan Evren, "40 yaş üzerindekilerde yakın gözlük ihtiyacı ortaya çıkıyor. Bu kişiler bir gözdoktoruna başvurduklarında göz içi tansiyonuna bakılırsa, hastalığın erken teşhisi mümkün olabilir" dedi. Hastalarda ilaç ve damla tedavisi uygulandığını, bunların yaşam boyu kullanılmasının büyük önem taşıdığını bildiren Evren, "Hastalar bir süre sonrafaydası olmadığı kanısına kapılıp ilaçlarını bırakıyor. Oysa bu ilaçlar hastalığın geriye dönüşümünü sağlamıyor, ilerlemesini durduruyor. Bu nedenle mutlaka doktor gerekli gördüğü sürece ilaçlarını kullanmaları gerekir" uyarısını dile getirdi. Evren, yan etkisinden kurtulmak için hastaların damla uygulamasından sonra göz pınarlarını 1-2 dakika bastırmalarının faydası olacağını söyledi. Erken teşhis ve ilaçların düzenli kullanılması halinde glokomdan korkmakiçin hiç bir neden bulanmadığını vurgulayan Evren, ilaç tedavisinden yanıt alınmadığında cerrahi müdahaleye başvurulduğunu söyledi. Evren, cerrahi müdahaleden sonra 5-10 yıl süreyle göz içi basıncının normal seviyede tutulabildiğini anlattı. Görme kusurlarının giderilmesine yönelik lazer tedavisi görenlerinkornealarının incelmesinden dolayı göz tansiyonlarının düşük çıkabildiğini belirten Evren, bu kişilerin ileri yaşlardaki göz muayenelerinde bu durumu hekimlerine bildirmelerinin faydalı olacağını söyledi.

Cocuklarda Goz Tansiyonu
Göz tansiyonunun bebeklerde de görülebildiğini ifade eden Evren normalden büyük göze sahip, sulanma ve ışığa bakamama sorunları olan bebeklerde göz tansiyonundan şüphelenilmesi gerektiğini bildirdi. Evren, bu gibi rahatsızlıkların cerrahi müdahale gerektirdiğini kaydederek, göz tansiyonu olan ileri yaşlardaki çocuklarda ise teşhisin daha zorolduğunu söyledi. Evren, "Ailede herhangi bir çocukta göz tansiyonu varsa, diğerçocuklar için de aynı risk söz konusu olabilir. Bu nedenle böyle ailelerçocuklarını kontrol ettirmelidir" dedi.

gazetevatan.com

Cuma, Mart 13, 2009

Yoga ve Cinsellik

Cinsel saglik ile ilgili bilgilerimizde bugun konumuz yoga ve yoganin cinsel yasam uzerindeki etkisi.

Bildigimiz gibi yoga vucudu dinginlestirmek, agri ve stresten kurtulmak icin uzakdogudan dunyaya yayilan bir tekniktir.

Iste yoga yaparak bir cok sorundan kurtulundugu gibi cinsel istektede etkili oldugu soylenmekte.

Yoga yapan bir erkek yapmayan erkeklere gore daha cok cinsel istege ve arzuya sahip oluyor.

Eger sizde yoga ile ilgileniyorsani cinsel islev yogasi hakkinda da denemelerde bulunmanizi tavsiye ediyoruz. Hem daha saglikli bir yasam hemde duzenli bir cinsel iliski icin.

Perşembe, Mart 12, 2009

Cinsel Gucu Artirmak icin Enginar

Cinsel saglik ile ilgili bugun sizlerle enginarin etkilerini paylasacagiz.

Cinsel yasami etkileyen suphesiz en buyuk etken gecirilen suredir. Iste bu yuzden bir cok kisi cinsel istegi ve gucu artirmak icin yeni yollar aramakta, bazi ek gidalar almaktadir. Cinsel gucu artirici besinlerden biride enginardir.

Enginar yagli bitkiler haricinde mineral bollugu bakimindan en etkili sebzedir. Icinde bulunan potasyum, magnezyum, kalsiyum, a, b1, c vitaminleri sayesinde tam bir enerji ve besin deposudur.

Enginarin bazi faydalarini sayacak olursak: Idrar sokturucu ozelligi, sindirimi kolaylastirmasi, karacigerin temizlenmesi, kolestrolu dusurmesi, kandaki seker miktarini ayarlamasi, kum dokmeye yardimci olmasi, mide ve bagirsaklari temizlemesi sayilabilir. Tabi bu yararlarina birde cinsel gucu artirmasini ekliyebiliriz.

Enginar icinde bulunan bunca yararli madde yuzunden hem normal saglikli bir yasam icin etkili hemde cinsel gucu artirici bir besin maddesidir. Bundan dolayi eger cinsel gucu artirici bir besin ariyorsaniz enginari mutlaka listenize eklemelisiniz. Hem vucudunuz hem kendiniz icin.

yazan: cinsel saglik bilgileri

Çarşamba, Mart 11, 2009

Kadinlarda Cinsel Isteksizlik

Cinsel saglik bilgileri yazimiz kadinlarda cinsel isteksiz konusu ile devam ediyor. Asagida yer alan yazimizda kadinlarda cinsel isteksizlige neden olan faktorler, bunlar icin yapilabilecekler hakkinda ayrintili bilgilere ulasabilirsiniz.

Bir iliskide cinsel yasamin onemi tartisilmaz oldugu icin bu yazimiz bu tip sorunlar yasayanlar icin yardimci olabilecek bilgiler icermekte.

Kadınların ortalama yüzde 33'ünde cinsel isteksizlik görülüyor. Bu durum çiftler arasında pek çok sorunun meydana gelmesine de yol açıyor.

Türkiye'de en sık rastlanan cinsel sorunun, 'isteksizlik' olduğu bildirildi. Cinsel Tıp Enstitüsü Başkanı Dr. Cem Keçe, partnerler arasında yanlış anlamalara ve ciddi çatışmalara yol açan en önemli faktörlerden birinin eşlerin cinsel istek düzeylerinin belirgin şekilde farklılık göstermesi olduğunu söyledi.

Keçe, Türkiye'de en sık rastlanan cinsel işlev bozukluğunun cinsel isteksizlik olduğunu belirterek, "Cinsel isteksizlik, kadınlarda erkeklerden daha fazla. Cinsel isteksizlik, kadınların ortalama yüzde 33'ünde görülür. Oranlar yaşa bağlı olarak artmaktadır'' dedi.

İSTEK NEDEN AZALIR?
Cinsel isteksizliğin, yeterli cinsel uyarıya rağmen cinsel etkinlikte bulunma isteğinin az olması veya hiç olmaması, cinsel arzu duyulmaması durumu olduğunu ifade eden Cem Keçe, bunun halk arasında ''cinsel soğukluk'' olarak da adlandırıldığını bildirdi.

Keçe, cinsel soğukluğun nedenlerinin fiziksel ve psikolojik faktörler olmak üzere ikiye ayrıldığını belirterek, şöyle konuştu:

''Fiziksel ya da psikolojik nedenleri toparlayacak olursak, bir kısmı erkeklerin sebep olduğu, bir kısmı kadınların kendilerinden gelen ve bir kısmı da çevreyle ilgili nedenlerdir. Kadınların yaklaşık yüzde birinde gerçekten fiziksel bir problem vardır. Geri kalan yüzde 99'luk kesimin problemi tamamen psikolojiktir''

Aşkın, kadınlarda cinsel isteği artıran bir etken olduğunu ifade eden Dr. Cem Keçe, sözlerini şöyle sürdürdü: "Cinsel isteksizlik, kadının kısır olması demek değildir. Kadınların büyük çoğunluğu cinsel isteksizliklerinin gerçek nedenini kocalarının beceriksizliğinde ararlar. Oysa çoğu kez durumdan erkek kadar, hatta ondan daha fazla, kadın sorumludur. Cinsel isteksizlik genellikle çiftler arasındaki sorunları yansıtır."

showtvnet.com/kadin/

Salı, Mart 10, 2009

Agrili Cinsel Iliski

Cinsel saglik bilgileri ile ilgili yazimizda bir cok ciftin yasadigi agrili cinsel iliski ile ilgili bilgileri sizlerle paylasacagiz.

Asagida yeralan yazimizda agrili cinsel iliski sebepleri, yapilabilecekler ve agrili cinsel iliskinin tedavisi hakkinda detayli ve genis bilgiyi bulabilirsiniz.

Cinsel ilişki esnasında kadının geçici bir zaman için ya da sürekli olarak ağrı duyması durumudur. Cinsel tatminin önünde çok büyük bir engeldir.Kadınların yaklaşık %15'i bu rahatsızlığı zaman zaman yaşar, %1-2 kadında ise sürekli bir disparonia durumu söz konusudur. Cinsel yönden aktif hemen her yaştaki kadını etkileyebilir. Disparonide etkilenen organlar vajinal kaslar, hymen, bazı durumlarda rahim ve beyindir.

Cinsel aktivite esnasında ya da öncesinde genital bölgede yaşanan ağrı olarak tanımlanır. Bu ağrı zaman zaman ilişki sonrasında da görülebilir. Ağrının şiddeti ilişkiden ilişkiye ya da pozisyona göre değişkenlik gösterebilir.

Yüzeyel ve derin disparonia olarak 2 ana başlık altında incelenir. Yüzeyel ya da eksternal disparonia da ilişki esnasında sürtünmeye bağlı olarak yanma ya da kuruluk hissi bulunur. Yetersiz ıslanma sonucu ortaya çıkar. Önsevişmenin uzun tutulması yolu ile doğal kayganlığın sağlanması ya da bazı kayganlaştırıcı jellerin kullanılması sorunu giderebilir.Yüzeyel disparoniye bazı enfeksiyonlar (özellikle mantar) neden olabilir. Bu yüzden detaylı bir jinekolojik muayene gerekir.

Derin disparonia ise ilişkinin kuvvetli anlarında derin penetrasyon esnasında duyulan ağrıdır. Bu ağrıya derin penetrasyon esnasında basınca duyarlı olan iç organların normal cevabı neden olabilir. Bu durumda derin penetrasyondan kaçınılmalıdır. Kadının derin penetrasyonu kontrol edebildiği cinsel birleşme pozisyonları bu sorunun giderilmesine yardımcı olabilir. Eğer sorun ısrarcı ise jinekoloji konsültasyonu faydalı olabilir. Bu gibi durumlarda altta yatan neden bir enfeksiyon ya da endometriozis olabilir.

Ağrılı cinsel ilişki Nedenleri :
Bunlar fiziksel ya da psikolojik kökenli olabilir.

Ağrılı cinsel ilişkide fiziksel nedenler:

* Genital organlarda enfeksiyon
* Geçirilmiş operasyon ya da radyoterapi gibi nedenlere bağlı nedbe dokusu
* Epizyotomi nedbesi
* Myom ya da diğer rahim tümörleri
* Endometriozis
* Normalden daha kalın kızlık zarı
* Ürethrada (mesanenin vajinaya açılan kısmı) zedelenme
* Yetersiz kayganlık
* Menopoz sonrası olduğu gibi hormon yetersizliğine bağlı vajinal kuruluk

Ağrılı cinsel ilişkide psikolojik nedenler:

* Gebe Kalma korkusu
* Gebelik esnasında bebeğe fiziksel zarar gelebileceği korkusu
* Yetersiz önsevişme neticesinde
* Cinsel tecrübe ve bilginin yetersiz olması
* Daha önceden geçirilmiş seksüel yaralanma ya za psikolojik travma
* Partnere karşı geçici isteksizlik

Olarak sayılabilir. Ayrıca stress, yeni geçirilmiş ya da henüz devam eden hastalık hali, yorgunluk gibi durumlar riski arttırabilir.

Ağrılı cinsel ilişki Tedavisi
Disparonia tedavi edilmediği taktirde kişisel ilişkilere zarar veren, cinsel deneyimlerden keyif almayı engelleyen ve uzun dönemde kişinin kendine olan saygısını zedeleyen bir durumdur. Tedavide asıl amaç altta yatan fiziksel veya psikolojik nedenleri gün ışığına çıkarmak ve bu faktörleri ortadan kaldırmaktır.

Tedavi amaçlı günde 3-4 defa tekrarlanan 10-15 dakikalık ılık oturma banyoları hassasiyeti ortadan kaldırmaya yardımcı olur. Cinsel ilişki esnasında allerji yapmayan bebe yağı gibi kayganlaştırıcılar kullanılabilir. Hekim kontrolü altında vajinayı genişletmeye yönelik egzersizler ya da cerrahi girişimler yapılabilir. Disparoninin tedavisinde en etkili yönemlerden biriside değişik birleşme pozisyonları deneyerek en az ağı verenini bulmaya çalışmaktır.


Dr. Alper Mumcu - mumcu.com

Pazar, Mart 08, 2009

Genital Hijyen Nasil Yapilmali?

Cinsel saglik bilgileri yazimizda ozellikle kadinlar icin cok onemli olan bir konuyu paylasacagiz genital hijyen.

Yazimizda kadinlarin cok karsilastigi genital hastaliklar ve bu hastaliklara karsi alacaklari onlemleri ve genital bolgelerinde nasil hijyen sagliyabilecekleri hakkinda bilgileri bulabilirsiniz.

Jinekolojik enfeksiyon
Kadınlar hayatlarının bir döneminde mutlaka jinekolojik enfeksiyon ile karşı karşıya kalıyor. Yaşadığı bu rahatsızlık üreme sağlığını da olumsuz etkiliyor.

Erken tanı !
Kadın sağlığı korumanın en önemli basamaklarından biri genital organlarda görülen enfeksiyonların erken tanı ve tedavisi.

Genital Hijyen icin Oneriler:

• Doktorunuz aksini önermedikçe vajinanın içini yıkamaya yönelik üretilen hijyen ürünlerini kullanmamalı.

• Vajina kendini sürekli yenileyen bir organ. Bu nedenle vajinanın içine bu maddelerin sokularak "temizlik" yapılmaya çalışılması anlamsız ve vajinanın laktobasil/asit ortamının zarar görmesine neden olabilir. Bu ürünlerle dış genital bölgenizi temizlemenizde bir sakınca yok.

• Genital bölgenin gereğinden fazla yıkanarak hijyen sağlanmaya çalışılması vajinanın laktobasil/asit ortamının zarar görmesine katkıda bulunabilir.

• Tuvalet sonrası temizlikte temizliğin önden arkaya (vajinadan anüse doğru yapılması) çok önemli.

• Temizliği anüsten vajinaya doğru yaptığınızda dışkıdaki kalınbağırsak bakterileri vajinaya ve buradan da idrar borusu yoluyla mesaneye bulaşabilir.

• İlişki sonrasında ve diğer tüm zamanlarda idrar yapma ihtiyacı ortaya çıktığında ertelenmemeli.

• İdrar ihtiyacı ertelendiğinde mesanedeki bakteriler enfeksiyon yapmak için "zaman" bulurlar. Halbuki idrar yapılması bakterilerin idrarla birlikte vücuttan atılmasını sağlar.

• Tam hazır olunmadan (yeterli kayganlık oluşmadan) ilişkiye başlanmamalı.

• Bu önlem mekanik tahrişe meydan vermemek açısından çok önemli. Gerekirse doktor önerisine göre kayganlaştırıcı ilaçlar kullanabilirsiniz.


Adet kanaması döneminde dikkat edilmesi gerekenler

• Adet kanaması döneminde olan kadına iş yaşamında, sosyal aktivitelerinde hareket serbestliği sağlaması, denize girebilme imkanı vermesi için üretilen vajinal tamponların kullanımında dikkat edilmesi gereken en önemli nokta tamponun sık aralıklarla yenisiyle değiştirilmesi. Vajinal tamponu yerleştirdiğiniz andan itibaren kanla temas sonrasında bakteriler hızla çoğalmaya başlar.

• Ağda ve jilet genital kılların giderilmesinde oldukça etkili. Lakin bu iki yöntem kıl köklerinin enfeksiyonunu kolaylaştırır ve genital bölgenin daha kolay tahriş olmasına neden olur.

• Genital bölge için geliştirilmiş aletlerden faydalanmak veya makas kullanmak özellikle genital bölgeleri enfeksiyona ve tahrişe duyarlı kadınlarda daha iyi bir seçenek olabilir.

• Klozet kapağının üzerine serilen tek kullanımlık kağıtlar ülkemizde de giderek yaygınlaşmakta ve hatta büyük marketlerde bu kağıtlar herkesin cebinde taşıması için uygun bir şekilde paketlenmiş olarak satılıyor. Bu kağıtları mutlaka kullanmalı.

• Tuvaletlerde diğer bir sorun da tuvaletin içindeki kirli suyun sıçrayarak genital bölgeye değmes. Bunu önlemek için kirli suyun üzerini tuvalet kağıdıyla kaplayabilirsiniz. Bunu yapmak mümkün olmadığında dezenfektan madde içeren "mavi su verici tabletlerden" faydalanılabilir.

• Her kadın düzenli olarak jinekolojik muayeneden geçmeli ve belirti ve bulgulara duyarlı olmalı.

• Kadınlar hiçbir sorunları olmasa dahi yıllık jinekolojik muayene için başvurmalı. Bu, belirti vermeyen veya geç belirti veren hastalıkların tanı ve tedavisi açısından çok önemli.

• Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar (CYBH) açısından risk altında olan biriyle cinsel ilişkiye girdiğinizde eşinizin prezervatif kullanmasını istemek sizin en doğal hakkınızdır.

• Bunu sağlayamayacağınızı düşündüğünüzde kadın prezervatifinden faydalanabilirsiniz

Unutmayın: Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar (CYBH) erkekten kadına daha kolay bulaşır.


Toksik şok sendromu

• Adet kanaması döneminde cinsel ilişkiyi yasaklamak için yeterli tıbbi neden olmamakla beraber, kendinizi bu dönemde yeterince rahat hissetmiyorsanız eşinize bu durumu iletmeli ve kanamalı dönemlerde ilişkiyi ertelemelisiniz.

• Üst genital sistemi enfeksiyonlarının en sık adet kanaması döneminde gerçekleştiği düşünüldüğünden bu açıdan risk altında olan kadınlar (daha önceden geçirilmiş enfeksiyon, çok eşli yaşam veya eşin çok eşli yaşam sürmesi gibi) bu dönemde ilişkide bulunmaktan kaçınmalı.


Vajinal enfeksiyona dikkat!

• Vajinanın akıntı, koku, tahriş ve kaşıntı ile kendini gösteren iltihabi bir durum. Enfeksiyonlar, vajinal duş, sprey, kondom ve sperm öldürücü maddeler gibi kimyasal ürünlerin kullanılması ve östrojen (kadınlık hormonu) eksikliği vajinite neden olur.

• Östrojen vajinanın üst tabakasındaki hücrelerin kalınlaşmasını sağlayarak kadınları vajinal enfeksiyonlardan korur. Sağlıklı bir kadında vajina, vajinal florayı oluşturan birçok mikroorganizma içerir.

• Normal vajinal salgıları kokusuz ve renksiz. Cinsel aktivite, yaş, regl dönemi, genel sağlık durumu ve beslenme vajinal salgıda değişikliklere yol açabilir. Vajinal florada yer alan mikroorganizmalar arasındaki denge bozulduğunda bu mikroorganizmalardan biri veya birkaçı çoğalarak enfeksiyona yol açar.

• Enfeksiyonlar, üreme çağındaki kadınlarda, cinsel aktivite veya vajinal duşların kullanımı ile vajinal florada meydana gelen değişikliklere bağlı olarak sık görülür.

• Akıntıdan alınan örneklerden yapılan inceleme ile hastalığın tanısı konur ve antibiyotik tedavisi ile yakınmalar geçer.

• Tedavi edilmezse ileride alt karın iltihabı hastalığına yol açarak kısırlığa ve dış gebeliğe neden olabilir. Gebelik sırasında geçirilen bakterilerin yol açtığı enfeksiyonlar da erken doğuma ve düşüğe yol açabilir.

• Vajina iltihaplarının en sık görülen nedeni mantar enfeksiyonlarıdır. Kadınların ortalama yüzde 75'i yaşamları boyunca en az bir defa mantar enfeksiyonu geçirir.

• Mantar vajinal florada yer alan mikroorganizmalardan biri. Bu mantarlar kontrolsüz olarak çoğaldıklarında vajinal enfeksiyon ve yakınmalara yol açar. En sık görülen yakınma genital bölgede şiddetli kaşıntı ve yanma.

• Enfeksiyonlar antifungal krem, tablet veya mantarlara etkili olan uygun ilaçlarla tedavi edilebilir. Gebelik, antibiyotik tedavisi, regl dönemi, cinsel ilişki, şeker hastalığı, çok dar ve sıkı iç çamaşırları, vajinal duşlar da bu enfeksiyonların görünme oranını artırır.

ekolay.net

Perşembe, Mart 05, 2009

Klamidya Enfeksiyonu, Klamidya Hastalığı

Cinsel saglik bilgileri yazimizda bu sefer cinsel yolla bulasan hastaliklardan Klamidya Enfeksiyonu hakkinda bilgiler verecegiz.

Asagida yer alan Klamidya Hastalığı yazimizda hastaligin belirtileri, tanisi ve tedavi sureci hakkinda aciklamali bilgileri bulabilirsiniz.

Klamidya enfeksiyonu chlamydia trachomatis adı verilen bir bakterinin sorumlu olduğu bir hastalıktır ve özellikle gelişmiş ülkelerde cinsel yolla bulaşabilen hastalıkların en sık görülenidir.

A.B.D.'de her yıl 4 milyon yeni klamidya vakası görülmektedir ve maalesef bu kadınların %40'ından fazlası hasta olduğunun farkında değildir. Çoğu zaman enfeksiyon herhangi bir belirti vermez ve başka bir nedenden dolayı doktor kontrolüne gidene kadar fark edilmez. Problemin erken dönemde fark edilebilmesi için yılda bir ya da tercihan 6 ayda bir doktor kontrolü ve tarama testlerinin yapılması şarttır. Bu özellikle genç kadınlarda ve birden fazla partneri olan 35 yaş üstü kadınlarda önemlidir.

Klamidya Hastalığı Belirtileri
Genelde belirti vermemesine rağmen bazı kadınlarda hafif sarımsı akıntı, idrar yaparken yanma, sık idrara çıkma, vajinal bölgede yanma ve kaşınma, kızarıklık, şişlik, dış genital organlarda yaralar, ilişki esnasında ağrı ve anormal kanama gibi kalmidya enfeksiyonuna özgü olmayan nonspesifik tabir edilen belirtiler olur. Erkeklerde ise en sık bulgu penisden olan akıntı ve idrar yaparken olan yanmadır.

Klamidya Hastalığı Tanı
Tanı hastanın öyküsü ve muayene esnasında alınan servikal doku örneğinin laboratuvarda incelenmesi ile konur. Bu masraflı bir teknik olmasına ve heryerde yapılamamasına rağmen en etkili teşhis yöntemidir.

Klamidyayı saptayacak ve tarama testi olarak kullanılabilecek idrar analiz teknikleri geliştirmek amacı ile çalışmalar sürdürülmektedir. Klamidya saptandığında kişinin son 1 hafta içinde ilişkide bulunduğu bireyler de taranmalıdır.

Tedavi edilmediği taktirde klamidya enfeksiyonununen ciddi sonucu infertilitedir.

Pek çok kadında pelvik iltihabi hastalığın etken faktörü klamidyadır ve vücuda girdikten uzun yıllar sonra bu tabloya neden olabilir. Klamidya enfeksiyonu karın boşluğu içerisinde yapışıklıklara neden olur ve uzun dönemde çocuk sahibi olmada güçlükler meydana gelebilir.Enfeksiyon varlığından habersiz olan gebe kadınları bekleyen en büyük tehlike ise erken doğum riski ve bundan çok daha önemlisi doğum esnasında mikroorganizmayı bebeğe bulaştırmaktır. Klamidya bebeklerde göz iltihaplarına neden olur. Trahom adı verilen bu hastalık körlükle dahi sonuçlanabilir. Ayrıca yenidoğanlardaki diğer bir tehlike de klamidya zaatürresidir. Bu nedenle gebe olan her kadında klamidya taraması iddeal olarak yapılmalıdır.

Klamidya Hastalığı icin Önlem
Klamidya enfeksiyonu ndan korunmanın en etkili yolu diğer bütün cinsel yolla bulaşan hastalıklarda olduğu gibi (uzun süreli tek eşli bir ilişki yok ise) kondom kullanmaktır. Bunun dışında yıkanırken akan suyla yıkanmak yani duş yapmak, vajina içini su ile yıkamamak, sentetik iç çamaşır yerine pamuklu olanları tercih etmek, çok dar pantolon giymemek gibi basit kurallara dikkat etmek tüm vajinal enfeksiyonlardan korunmada olduğu gibi klamidyadan da korunmada etkilidir. En az yılda bir herhangi bir yakınma olmasa bile kontrole gitmek de genel sağlık açısından önemlidir.

Klamidya Hastalığı Tedavisi
Klamidyanın tedavisi antibiyotikler ile olur.Yapılan araştırmalar sonucu Amerikan Hastalık Kontrol ve Öneme Dairesi klamidya enfeksiyonları için standart protokoller önermiştir. Bu tedaviler ile klamidya herhangi bir zarar yaratmadan tedavi edilebilir. Klamidya ile gonore (bel soğuklu) genelde birarada bulunduğundan bu hastalıklardan bir teşhis edildiğinde diğerine yönelik tetkik ve tedaviler de mutlaka yapılmalıdır.

kaynak: Dr. Alper Mumcu - mumcu.com

Çarşamba, Mart 04, 2009

Kacis Sendromu Hastaligi

Saglik bilgileri yazimiza az bilenen hatta hic duymadigimiz hastalik bilgileri ile devam ediyoruz. Bu yazimizin konusu Kaçış Sendromu Hastalığı diger ismi ile Capillary leak syndrome.

Kaçış Sendromu Hastalığı (Capillary Leak Syndrome) Turkiye'de Mehmet Ali Erbil'in yakalanmasiyla bilinmeye basladi.

Kanın yoğunlaşması, tansiyonun düşmesi gibi bulgular veren hastalık, damarlardan protein, mineral ve suyun sızması" olarak tanımlanmaktadır.

Tekrarlayan şoklarla kendini gösteren sendrom, bu krizlerden 24 saat önce gribal enfeksiyonlarda olduğu gibi, halsizlik, yorgunluk, hafif ateş gibi belirtiler veriyor. Krizler birkaç ayda bir tekrarlayabileceği gibi, bazen yıllarca görülmüyor. Krizi önleyici tedavide de üst solunum yolları enfeksiyonlarında kullanılan ilaçlar veya astım, bronşit hapları uygulanıyor.

Sendromu 1960 yılında ilk tarif eden B.Clarkson'dur. Çok az görülen bir hastalık olup, dünyada sadece 40 vakaya rastlanmıştır. ABD'de 10, Fransa'da 32 kişide Türkiye'deyse ilk defa M.Ali Erbil'de rastlanmıştır.


Kacis Sendromu Hastaligi Belirtileri
Hasta ayda bir kez krize girebilir ya da senelerce hiç belirti vermeyebilir.

* Tansiyon düşmesi
* Kanın koyulaşması hemoconcentration
* Kanda albumin azalması hypoalbuminemia
* Vücutta şişmeler, ödem oluşumu.

Kacis Sendromu Hastaligi Tedavisi
Kesin iyileşme olmamakla birlikte, krizi önleyici tedavide de üst solunum yolları enfeksiyonlarında kullanılan ilaçlar veya astım, bronşit hapları uygulanmaktadır.

kaynak: tr.wikipedia.org

Peynir Hastaligi

Saglik bilgileri yazimizin bu seferki konusu Peynir Hastalığı Latince ismi ile Bruselloz Hastalığı. Hastaligin peynir hastaligi ismini alma sebebi peynir yapiminin basladigi ilkbahar aylarinda gorulmesinden dolayidir. Peynir hastaligi hala gunumuzde gelismis olmayan ulkelerde cok gorulen bir hastalik olarak bilinmektedir.

Asagidaki peynir hastaligi ile ilgili makalemizi okuduktan sonra bu hastalik ile ilgili bilmeniz gereken herseyi ogrenmis olacaksiniz.

Pek çok hayvan türünde ve insanlarda enfeksiyona neden olan hastalığın özellikle koyun, keçi, sığır ve manda gibi evcil hayvanları etkilediğini ve bu hayvanlardan insanlara direkt temasla veya hayvansal ürünlerle indirekt yollarla bulaşmaktadır. Hasta hayvanların idrar, süt ve diğer salgılarında brusella bakterisinin bulunduğunu ve taze peynir, krema, tereyağ ve dondurmanın tüketilmesi gibi değişik yollarla insanlara bulaşabilmektedir.

Yapılma şekilleri nedeniyle peynir ve yoğurt ile bulaşma riskinin düşüktür, et ürünlerinin de nadiren enfeksiyon kaynağıdır. Ancak az pişmiş dalak ve karaciğerin hastalığın bulaşmasına yol açabilmektedir.

Belirti ve bulgularının özgül olmaması nedeniyle brusellozun pek çok hastalıkla karışabildiğini ve hastalık sırasında vücutta beyin, kalp, omurga, karaciğer gibi organlar tutulabilmektedir. Başlangıç sessiz veya gürültülü olabilir. Bulaşan hastalarda 2-4 hafta içerisinde şikayetler başlar. Hastaların çoğunda ateş, terleme, yorgunluk, iştahsızlık, başağrısı, sırt ağrısı vardır. Eklem ağrıları sıklıkla izlenir. Bazı hastalar ağızlarında garip tattan yakınırlar. Depresyon izlenebilir.

Tedavi için mutlaka bruselloza özel laboratuvar testleri yapılmalıdır. Hayvanlar için aşısı bulunmakta, ancak insanlarda kullanılacak aşı henüz bulunmamaktadır. İnsanlara brusellozun bulaşmasının önlenmesi için, süt ve süt ürünlerinin pastörize edilerek kullanılması veya sütlerin iyi kaynatıldıktan sonra tüketilmesi gerekmektedir. Toplumda çiğ süt tüketilmemelidir.

Özellikle peynir yapımının başladığı ilkbahar aylarında, kaynatılmamış sütten yapılan taze peynir tüketilmemeli, eğer bu tarz bir peynir alınmışsa mutlaka tuzlu suda en az 1 ay bekletildikten sonra yenmelidir.


Peynir Hastalığı Bulaşması
Aslen bir hayvan hastalığı olan bruselloz insanlarda da görülebilir. Keçi ve koyunlarda Brucella melitensis, sığırlarda Brucella abortus, domuzlarda ise Brucella suis tiplerindeki bakteriler mevcuttur.

Solunum yoluyla da bulaşabilen hastalık genelde deri ve/veya mukoza yoluyla bulaşır. İnsanlara, mikrop içeren veya dezenfekte edilmemiş süt ve süt ürünlerinden veya direk olarak hasta hayvanlara temas ile bulaşır. Hasta hayvan leşiyle temas yüzünden de bulaşabilir. Bu sebeple hastalığa yakalanan insanlar çoğunlukla veteriner, hayvan yetiştiricisi, çoban, sütçü, peynirci veya mezbaha çalışanı gibi hayvanlar ve hayvan ürünleriyle yakın temasta bulunan insanlardır.

Peynir Hastalığı Belirtileri Nelerdir?
Brucella bakterileri karaciğer, lenf ve salgı bezleri, dalak ve sinirlere yerleşir. Brusellozun enkübasyon (kuluçka) süresi genellikle 1-3 haftadır. Fakat nadir olarak birkaç ay aldığı da olmuştur. Diğer ateşli hastalıklara benzer belirtilere sahiptir. Ama özellikle kas ağrıları ve terleme çok daha yoğundur. Bazen titreme şeklinde gelen, çok yüksek olmayan ateşe neden olur. Halsizlik, iştahsızlık ve buna bağlı olarak da kilo kaybı görülür. Hastalığın süresi birkaç haftadan birkaç aya kadar değişiklik gösterir. Hastalığın ardından görülen patolojik değişimler (sekeller) fazlasıyla değişiklik gösterir ve hastalığın ardından granulomatöz, hepatit, artrit, spondilit, anemi, lökopeni, trombositopeni, menenjit, üveit, optik nörit ve endokardit gibi durumlar görülebilir.

Peynir Hastalığı Tedavisi
Çeşitli antibiyotikler tedavide kullanılır. Tetrasiklinler, kloramfenikol, rifampin ve streptomisin Brucella bakterilerine karşı etkilidirler. Fakat, birden fazla antibiyotiğin birkaç hafta boyunca kulanılması gerekir. Zira bakteriler kuluçka evresini hücrelerin içinde geçirir.

Brusellozdan korunmanın en iyi yolu insan tüketiminde kullanılan tüm sütlerin düzgün şekilde pastörize edilmesidir.

Salı, Mart 03, 2009

ITP - Immün Trombositopenik Purpura

Saglik bilgileri yazimizda bu defa sizlerle cok bilinmeyen ancak cok gorulen bir hastalik olan ITP yani Immün Trombositopenik Purpura hastaligindan bahsedecegiz. ITP hastaligi ozellikle cocuklarda cok gorulen bir hastalik ve bir kanama hastaligi.

Asagida yeralan yazimizda ITP hakkinda genis ve detayli bilgileri bularak bilgi sahibi olabilirsiniz.

ITP nedir?
ITP, (immün trombositopenik purpura) dediğimiz ve çocuklarda çok yaygın görülen bir kanama hastalığı. Genellikle vücudun çeşitli yerlerinde oluşan kanamalarla belirti veriyor. Vücudumuzda bağışıklık sisteminde bir uyarı olduğu için immün; pıhtılaşmayı sağlayan trombosit dediğimiz hücrelerin azalmasına bağlı olduğu için trombopeni ve bunlara eşlik eden kanamalara da purpura denildiği için hastalığa bu isim verilmiş. ITP'nin iki çeşidi var; akut ve kronikÉ

Akut ITP: Ani ve hızlı ortaya çıkabilen akut ITP; çocuklarda yüzde 85-90 oranında görülebiliyor. En çok 2 ila 6 yaş arasında ve en sık 3 yaş civarında görülüyor. Bu tipte trombosit sayısı bir anda 0'a kadar düşebiliyor.

Kronik ITP: Daha çok büyük çocuklarda, -özellikle kızlarda- genç erişkinlerde ve orta yaşlarda görülüyor. Akut ITP'ye göre daha sinsi ilerliyor ve trombosit sayısı 40 bin ila 50 bin civarına düşüyor; bu yüzden aylarca fark edilmeyebiliyor.

ITP'ye sebep olan faktörler neler?
Bu hastalığın nedeni hala bilinmiyor. Ama en çok ilkbahar ve sonbaharda görülüyor. Bunun da sebebi muhtemelen o dönemde enfeksiyonların fazla olması. Çoğunlukla çocuklar bir enfeksiyon geçirdikten 2-3 hafta sonra bu hastalık ortaya çıkabiliyor. En çok kızamık, suçiçeği gibi hastalıklar ve virüsler tetikleyebiliyor. ITP'de ayrıca aşılar, antibiyotikler ve ağrı kesiciler tetikleyici olabiliyor.

Virüslerin hastalık üzerindeki etkisi nasıl oluyor?
Sebebini bilmiyoruz ama vücuda giren virüsler veya onlara ait partiküller bağışıklık sistemini uyararak trombositlerin üzerine gidip yapışıyor. Vücut artık kendi hücresini kendinden saymıyor; bağışıklık sistemini uyararak kendi trombositlerini yabancı bir madde gibi algılayıp onlara karşı anti-madde (antikor) üretiyor ve kendi hücrelerini yok etmeye başlıyor.

Peki problemin kaynağı virüsse bunu yok edecek bir şey yok mu?
Dünyada bakteri veya mantar adını verdiğimiz mikroplara karşı birçok antibiyotik var ama virüse karşı çok az sayıda ilacımız var. Onun için çocukları aşılamaya çalışıyoruz. Mesela suçiçeğinin bir virüs ilacı var. Ama kızamığın, kabakulağın ve öpücük hastalığının ilacı yok. Virüsler; birden yok gibi davranıp sonra -200 derecede canlılığını koruyor ve ölü gibi kalıp normal ısıya gelince de tekrar canlanabiliyor.

ITP'nin belirtileri nedir?
Akut tip çok hızlı gelişebildiği için her şey normal giderken birdenbire çocuğun vücudunda kocaman morluklar, nokta kanamalar, şiddetli bir burun kanaması ya da ağız içinde kanamalar görülebiliyor. Bazı çocuklarda ise bağırsakta ve idrarda da kanama olabiliyor. Geçirilen virüs enfeksiyonuna bağlı olarak geçici dalak büyümesi de olasılıklar arasında. Bizim için en korkutucu olanı beyin içi kanamalar. Yüzde 1'den az sıklıkta görülen bu durumda çocukta uykuya aşırı meyil veya baş ağrısı, kusma gibi belirtiler görülüyor ve bilinç giderek kapanıyor. Kronik ITP'deyse, vücutta morluklar oluşuyor ve trombositler çok hızlı bir düşme göstermiyor.

Trombositlerin kanda olması gereken miktarı nedir ve hangi aşamada kanama olur?
Olması gereken normal değer milimetre küpte 200 bin ila 400 yüz bin arasında. Trombosit değeri 30 binin altındayken morluklar ve kanamalar görülüyor. Ağız içindeki kanamalar genellikle trombositler 10 binin altına düştüğünde ortaya çıkıyor.

ITP Tedavi yöntemi nedir?
Birkaç çeşit tedavi yöntemi var. Bunlardan en sık kullanılan ilaçlarla yapılan tedavi. Ancak trombosit düşüklüğünün başka bir hastalığın belirtisi olmadığından emin olmak için kemik iliği incelemesi yapmak gerekiyor. Çünkü kullandığımız ilaçlar lösemi, kemik iliği yetersizliği gibi hastalıkları maskeleyebilir. İlaç tedavisiyle, birkaç gün içinde trombositler yükseliyor. Genelde üç haftalık bir tedavi yeterli oluyor. İkinci seçenek daha pahalı ama kemik iliği yapmayı gerektirmeyen, iki gün üst üste damardan verilen ilaçla tedavi yöntemi. Kronik tipte ise ilaçlara ilaveten dalak çıkarma ameliyatı yapıyoruz. Bazen kandaki trombosite yönelik antikorları temizlemek amacıyla plazma değişimi adı verilen bir tedaviyi de deniyoruz. Ama daha çok hiç cevap alamadığımız riskli vakalarda kullanılıyor bu yöntem.

Dalak niçin alınıyor?
Vücut yabancı olarak algıladığı trombositleri dalakta yok ediyor. Dalağı aldığımızda ise yok etme yeri olmadığı için trombositlerin sayısı yükseliyor.

ITP'li bir çocukta hangi ilaçlar kullanılmıyor?

Trombosit miktarı düşükse kanı sulandıran ilaçlardan uzak durmak gerekiyor.

Limon ve kiraz kanı sulandırır derler bunların bir sakıncası var mı?

Tam tersine C vitamini veriyoruz. C vitamini pıhtılaşmayı destekliyor ve damar geçirgenliğini azaltıyor. Böylece kanama riski azalıyor.

Pazartesi, Mart 02, 2009

Erkeklerde Gorulen Cinsel Hastaliklar - Sorunlar

Cinsel saglik bilgileri yazimizda bugun sizlerle erkeklerde gorulen cinsel hastaliklari paylasacagiz. Asagida yer alan yazimizda cinsel hastaliklarin adi ve ve aciklamasini bulabilirsiniz.

Cinsel İlişki ile Geçen Hastalıklar
Erkek cinsel organlarına cinsel ilişki yolu ile çeşitli mikroplar girebilir. Bu mikroplar vücutta üredikten sonra hastalık ortaya çıkarırlar. Hastalık bazen birkaç gün içerisinde akıntı, idrar yolunda yanma gibi şikayetler ile ortaya çıkarken, bazıları sinsice ilerler ve geç belirtilerle ortaya çıkarlar. Çok çeşitli olan bu hastalıkların birçoğunun tedavisi mümkündür. Bunun için bu tip bir şüpheli ilişki yaşanmışsa bir Üroloji uzmanına gitmek gereklidir. Bazı hastaların kulaktan dolma bilgilerle ve kendiliğinden uygun olmayan ilaç almaları sonucunda kolayca tedavi edilebilecek bu mikroplar, ilaçlara direnç kazanmakta ve tedavi zorlaştırmaktadır. Unutulmaması gereken bir nokta da bu tip bir ilişkiden sonra eşiyle birlikte olan erkekler mikrobu eşine de bulaştırmakta ve kendileri tedavi olsa da eşleri tedavi olmadığı için eşinden tekrar mikrop kapmaktadır. Bu nedenle, böyle durumlarda eşlerinde Kadın Doğum uzmanı tarafından tedavi edilmesi gereklidir. Ancak en önemli tedbir bu tip şüpheli ilişkilerde prezervatif ile korunmaktır. Artık çeşitli uluslardan insanların kolayca bir arada olabildiği ülkemizde çok çeşitli ve tedaviye dirençli mikroplar mevcuttur ve bu nedenle de korunma çok önem taşımaktadır. Eğer bu tip hastalıklar iyi tedavi edilmezlerse ve tekrarlarsa erkeklerde idrar yolu darlığı, kısırlık gibi ciddi hastalıklara; kadında da çok ciddi kadın hastalıklarına neden olabilirler.

AIDS
Aids bu hastalıklar içerisinde özel bir öneme sahiptir. Bu önemin nedeni hem son yıllarda çok yaygınlaşması, hem sinsice ilerlemesi hem de maalesef henüz tam tedavisinin yapılamamasıdır. Hastalık en çok cinsel ilişki, kan ve kan ürünleri yoluyla ve hastalıklı anneden bebeğe geçişle olur. Henüz yakın arkadaşlık, tuvalet, banyo, yiyecek-içecek, sinek-böcek yoluyla geçtiği ispatlanmamıştır. Tükürükle geçme şansı çok azdır. Asıl hastalık belirtileri yaklaşık 10 yıldan sonra görülür. Şikayetler çok çeşitli olabilir. Bunlar halsizlik, kilo kaybı, ateş, uzun süren ishal, vücuttaki bezelerde şişme şeklindedir. Kan tahlili ile hastalığın gösterilmesi için mikrobun vücuda girmesinden sonra 2-3 ay geçmesi gereklidir.

Erken Boşalma
Eş doyuma ulaşmadan önce boşalmadır. Çok sık karşılaşılan bir problemdir. Çoğunlukla ruhsal nedenlerle oluşsa da bazı hastalıklarda da gözükebilir. Bir üroloji uzmanına başvurmak faydalıdır. Ruhsal tedavi, çeşitli ilaçlar, hatta ameliyatlar ile tedavisi mümkündür.

Mastürbasyon
Mastürbasyon cinsel kimliğin kazanılmasından sonra ve genelde evlilik öncesi dönemde başvurulan sağlıklı bir cinsel boşalma yoludur. Kişilerin bağımlılığı oluşmadığı sürece sorun yoktur. Mesela evlilikten sonra cinsel ilişki yerine tercih edilmesi doğal değildir. Kısırlık ve cinsel güç üzerine olumsuz bir etkisi yoktur. Ülkemizde bazı insanlar kendilerini ayıp-günah-yanlış-tehlikeli bir şey yaptıklarını düşünerek doğal sayılabilecek bir olayı problem haline getirmektedirler.

Cinsel Güçsüzlük
Ülkemizde ve dünyada erkeklerin daha çok ileri yaşlarda olsa da artık genç yaşlarda da sık karşılaştığı bir hastalıktır. Cinsel güçsüzlük çok çeşitli şekillerde tanımlanabilir ama kısaca erkeğin cinsel gücünden memnun olmaması olarak da tarif edilebilir. Bazen bu durum gerçek bir cinsel güçsüzlük değilse de kişi hekime başvurmaktadır. Özellikle şehir yaşantısının getirdiği stres ile bu hastalığın hem sıklığı artmış hem de daha genç yaşlarda görülmeye başlamıştır.

Cinsel güçsüzlükte neden ya ruhsal ya da bedenseldir. Burada ilke olarak hasta öncelikle bir üroloji uzmanı tarafından değerlendirilir ve bedensel bir neden olup olmadığı araştırılır. Eğer böyle bir neden saptanmazsa veya ruhsal bir neden düşünülürse bir psikiyatri uzmanına yollanır. Bazen her iki nedende mevcut olabilir ve bu nedenle her iki branştaki hekim tarafından tedavi gereklidir. Bazen ortaya çıkan bedensel hastalıklar nedeniyle hastanın bir iç hastalıkları veya beyin cerrahi uzmanı tarafından da tedavisi gerekebilir.

Bedensel hastalık olarak çeşitli hormon hastalıkları, şeker, böbrek, karaciğer, kalp-damar hastalıkları gibi nedenler bulunabilir. Kullanılan çeşitli ilaçlar nedeniyle olabilir. Sonuçta erkeklik organının damarlarında veya sinirlerinde hasar meydana gelir. Genelde bu hastalıklarda yakınmalar yavaş yavaş gelişir. Kavga, ani stres gibi durumlarda başlangıç anidir ve çoğu zaman bu neden hasta tarafından da fark edilir.

İlaç tedavisinden mutluluk çubuğu takılmasına kadar çok çeşitli tedavileri mevcuttur. Bu tedavi kararları üroloji uzmanı tarafından gerekirse diğer hekimlerle işbirliği ile ve hastanın da bilgisi dahilinde alınır.

Peyronie
Bazı erkek hastalarda cinsel organın çeşitli yerlerinde (çoğunlukla sırt tarafında) plak şeklinde sertlikler ortaya çıkmaktadır. Bu hastalar mutlaka bir üroloji uzmanına başvurmalıdır. Bazen bu hastalarda cinsel güçsüzlük, kamışta eğrilikler, cinsel ilşkide ağrıda bulunabilir. Bu hastalığın bazı diğer cinsel organ hastalıklardan ayrımı gereklidir. Bu hastalığın kanserle ilgisi yoktur. Bazen kendiliğinden durur veya küçülür. Hastalığın ilaç veya ameliyatla tedavisi vardır. 1 yıldan daha kısa süreli olanlarda ilaçlar daha etkili olduğundan hekime erken başvurmak faydalıdır.