Çarşamba, Aralık 24, 2008

Saglikli Cinsel Yasam ve Deprasyon

Cinsel saglik bilgileri yazimizda bu defa cinsel saglik ve deprasyon ile ilgili bilgileri sizler ile paylasacagiz. Deprasyon gunumuzde fazlasiyla yasanan saglik sorunlarindan birisi ve deprasyon insani her yonden etkiledigi icin cinsel performans olarakta bizleri etkilemekte. Asagida yeralan makalemizde deprasyon ve cinsel yasam ile ilgili tum detayli bilgileri bulabilirsiniz.

Depresyon cinsel hayatı bitiriyor:
  • Depresyon bir çökkünlük halidir
  • İşsizlik kişiyi depresyona sokabiliyor
  • Depresyon cinsel hayatı bitirebiliyor
  • Cinsel sorunlar depresyonu ağırlaştırabiliyor
  • Depresyon tedavi edilebilir bir hastalıktır

Herkes yaşamının bir döneminde umutsuzluk, hüzün, keder, mutsuzluk gibi olumsuz duygulanımlar yaşayabilir. Bunlar, genellikle yaşanan olaylarla ilişkili ve geçicidir. Bazen bu duygulanımlar daha aşırı boyutlarda ve daha uzun süre yaşanabilir. İşte bu durumda, kendine özgü belirtileri olan, çok iyi tanımlanmış ve ciddiye alınması gereken bir hastalık olan depresyondan bahsedilebilir. Basın açıklamalarıyla ve anket çalışmalarıyla gündem yaratan Cinsel Sağlık Enstitüsü-CİSED; toplumda en sık rastlanan ruhsal bozuklukların başında gelen depresyon ve cinsellik konularındaki tartışmalara açıklık getirdi ve depresyonun cinsel hayatı bitirdiğine dair bir basın açıklaması yaptı.

Depresyon bir çökkünlük halidir
Depresyonun, kişide ilişkisel, kalıtımsal, çevresel ya da hormonsal bozukluklar sonrasında gelişen çökkünlük hali olduğunu ifade eden CİSED Başkanı Uzman Psikolojik Danışman Dr. Cem Keçe; “Depresyon tıpkı diğer hastalıklar gibi, örneğin kalp ya da mide ülseri gibi tıbbî bir durumdur ve kişiden kişiye değişiklikler gösteren bir grup belirti ve bulgulardan oluşur. Eğer;

  • Kendinizi, bir süredir hemen her gün, yaklaşık gün boyu süren bir biçimde ağlamaklı, üzgün, kederli, morali bozuk, mutsuz, dertli, çaresiz, sıkıntılı, zavallı, neşesiz, sinirli, çökkün, boşluktaymış gibi v.b. olarak tanımlıyor ve hissediyorsanız,
  • Eskiden zevk aldığınız etkinliklerin çoğuna karşı ilginizde azalma varsa veya artık bunlardan eskisi gibi zevk almıyorsanız,
  • İştahınızda azalma veya artma varsa ve istemediğiniz halde kilo veriyor veya alıyorsanız,
  • Hemen her gün uykusuzluk çekiyorsanız ya da aşırı uyuyorsanız,
  • Uykuya dalmakta güçlük çekiyor veya sabahları istemediğiniz halde erken uyanıyor veya gece sık sık uyanıyorsanız,
  • Eskiye göre çok daha uzun süre uyumanıza rağmen kendinizi yorgun hissediyorsanız,
  • Hemen her gün yakınlarınızın da fark ettiği şekilde konuşmanızda, düşüncelerinizde ve davranışlarınızda bir yavaşlamadan yakınıyorsanız,
  • Karar vermekte, etkinliklere başlamakta ve sürdürmekte güçlük çekiyorsanız,
  • Yorgunluk, bitkinlik ve enerji kaybınız olduğunu hissediyorsanız,
  • Cinsel isteğiniz azalmışsa veya sertleşme sorunları yaşıyorsanız,
  • Bedeninizde nedeni bulunamayan ağrılar, nefes darlığı, yorgunluk, baş dönmesi, mide ve bağırsaklarda gaz, ishal-kabızlık dönemleri gibi yakınmalarınız varsa,
  • Değersizlik, kendini beğenmeme veya küçük görme, kendini kınama, suçlama ya da suçluluk duyguları sizi rahatsız ediyorsa,
  • Düşüncelerinizi belli bir konuya yoğunlaştırmakta güçlük çekiyor veya zihninizin karmakarışık olduğunu hissediyorsanız, en basit konuda bile karar vermekte güçlük çekiyorsanız,
  • Yineleyen biçimde “ölsem de kurtulsam” diye düşünüyorsanız veya aklınıza intihar düşünceleri takılıyor veya intihar planları yapıyorsanız, bunlardan birkaçı sizde varsa depresyonda olma olasılığınız çok yüksektir.” dedi.

İşsizlik kişiyi depresyona sokabiliyor
Depresyonun her yaşta görülebileceğine dikkat çeken CİSED Genel Sekreteri Cinsel Terapist Psk. Gülüm Bacanak; “Depresyon kadınlarda en sık 35–45 yaşları arasında, erkeklerde ise; 45–55 yaşları arasında ortaya çıkar. Depresyon bekâr ya da evlilere göre, ayrılmış ve boşanmış kişilerde daha çok görülür. Bekâr kadınlarda evlilere göre daha az oranda depresyona rastlanabilir. Erkeklerde ise evlilik, depresyon riskini bekârlığa göre azaltmaktadır. Bu kişilerin ailelerinde intihar ve alkolizm yüksek oranda görülmektedir. En az 6 ay süre ile işsiz kalan kişilerde de depresyon daha çok görülür.” dedi.

Depresyon cinsel hayatı bitirebiliyor
Depresyon belirtilerini ciddiye almayan birçok hastanın tedavi olma gereği bile duymadığını söyleyen CİSED Başkanı Uzman Psikolojik Danışman Dr. Cem Keçe; “Bir tükenmişlik hissi yaratan, uyku ve iştah sorunları yaşatan, hatta kişi intiharın eşiğine götürebilen depresyon; cinsel problemlere de yol açabilir, hatta cinsel hayatı bitirebilir. Depresyona girmiş erkeklerde başta cinsel isteksizlik, erken boşalma ve sertleşme sorunları görülürken, kadınlarda ise daha çok cinsel isteksizlik ortaya çıkar. Çünkü cinselliğin cinsel istek, uyarılma ve orgazm olmak üzere 3 aşaması vardır. Depresyonda başta cinsel istek azalır. Buna bağlı olarak uyarılma ve orgazm sorunları da ortaya çıkabilir. Ancak tüm bu sorunlar depresyonun tedavi edilmesiyle birlikte kendiliğinden düzelmektedir.” dedi.

Cinsel sorunlar depresyonu ağırlaştırabiliyor
Depresyonda negatif bir kısır döngü yaşandığını söyleyen CİSED Genel Sekreteri Cinsel Terapist Psk. Gülüm Bacanak; “Bu kısır döngü ‘yumurta mı tavuktan çıkar, tavuk mu yumurtadan çıkar’ bilmecesi gibidir. Depresyon cinsel sorunlara yol açabilirken, cinsel sorunlar da mevcut depresyonu ağırlaştırabilir. Çünkü cinsel sorunlara depresyonun yol açtığını bilmeyen hastalar, genellikle bu sorunların kendi yetersizliklerinden kaynaklandığını düşünürler, bu da mevcut tabloyu ağırlaştırır. Ağırlaşan umutsuzluk ve karamsarlıkta daha önce var olmayan cinsel sorunların ortaya çıkmasına yol açabilir. Hasta cinsel hayatının tamamen sona erdiğini düşünerek depresyonunu daha ağır yaşamaya başlar. Bu durumda ‘yine başarılı olamazsam’ düşüncesiyle başaramama korkusuna (performans anksiyetesi) kapılan hastada, depresyon tedavi edilse bile cinsel işlev bozukluğu kalıcı olabiliyor.” dedi.

Depresyon tedavi edilebilir bir hastalıktır
Depresyonun tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu söyleyen CİSED Başkanı Uzman Psikolojik Danışman Dr. Cem Keçe; “Depresyonda olan kişilerin çoğu tıbbi yardım almayı düşünemezler ve bunun sonucunda da büyük acılar çekerler. Bu nedenle, depresif yakınmalarınız varsa kendiniz, çevreniz ve geleceğiniz için bir terapiste başvurun ve yardım isteme hakkınızı kullanın. Çünkü umutsuzluk, mutsuzluk ve çaresizlik durumu olan depresyonda, umutsuzluğunuzu paylaşmak ruhsal iyileşmeye giden yolun ilk adımı olacaktır.” dedi.

Yukarida yeralan bilgiler Cinsel Sağlık Enstitüsü - CİSED'e aittir.

Cinsel Sağlık Enstitüsü Telefon: 0.312.212 66 26

Pazartesi, Aralık 08, 2008

Cinsel Saglik ve Sertlesme Sorunu Testi

Cinsel saglik bilgileri yazimizida bu sefer sizlerle bir test paylasacagiz. Erkeklerin en cok karsilastigi cinsel sorunlardan birisi sertlesme sorunudur. Bu sorun az veya yuksek olcude olabilir. Asagidaki testimizde kendinizi bu konu ile ilgili olarak sinayabilirsiniz.

Cinsel saglik testimizde yer alan her sorunun cevabi birden cok olarak gelebilir ancak siz en uygun tek bir cevabi isaretlemelisiniz. Testimiz 5 sorudan olusmakta en altta ise testimizin cevaplarini bulabilirsiniz.

Cinsel Saglik ve Erkeklerde Sertlesme Sorunu Testi

Geçtiğimiz altı ay içinde:


Soru 1 - Sertleşme sağlama ve sürdürme konusunda kendinize ne kadar güveniyorsunuz?

1. Çok az
2. Az
3. Orta
4. Çok
5. Çok Fazla

Soru 2 - Cinsel uyarı sonucunda oluşan sertleşmeniz kaç kez cinsel birleşmeyi sağlayacak sertlikteydi?

0. Cinsel ilişkim olmadı
1. Neredeyse hiç
2. Birkaç kez (yarısından az)
3. Bazen (yarısı kadar)
4. Çoğu kez (yarısından fazla)
5. Neredeyse her seferinde

Soru 3 - Cinsel birleşme sırasında kaç kez ereksiyonunuzu sürdürebildiniz?

0. Cinsel ilişkim olmadı
1. Neredeyse hiç
2. Birkaç kez (yarısından az)
3. Bazen (yarısı kadar)
4. Çoğu kez (yarısından fazla)
5. Neredeyse her seferinde

Soru 4 - Cinsel birleşme esnasında ereksiyonunuzu sürdürmekte ne kadar zorlandınız?

0. Cinsel ilişkim olmadı
1. Çok zorlandım
2. Sıklıkla zorlandım
3. Orta düzeyde zorlandım
4. Nadiren zorlandım
5. Hiç zorlanmadım

Soru 5 - Cinsel birleşme girişimleriniz sizce kaç kez tatmin ediciydi?

0. Cinsel ilişkim olmadı
1. Neredeyse hiç
2. Birkaç kez (yarısından az)
3. Bazen (yarısı kadar)
4. Çoğu kez (yarısından fazla)
5. Neredeyse her seferinde

.
.
.
.

Cevap anahtari: 1-5 sorulardaki cevaplarınıza karşılık gelen numaraları toplayın.

Yanıtlarınızın skorlarının toplamı 21 veya daha az ise üroloji uzmanına başvurmalısınız.

kaynak: http://www.ntvmsnbc.com/news/350915.asp

Ilkyardim Bilgileri

Saglik bilgileri yazimizda bu defa hepimizin bilmesi gereken ilkyardim ile ilgili bilgileri sizlerle paylasacagiz.

Asagidaki yazimizda İlkyardım yöntemleri, İlkyardım için gerekli malzemeler ve bunların kullanımı, Suda boğulma, Soluk yolunun tıkanması, Kalp krizi, Travma durumları, Yanık ve kopmalar, Zehirlenme, Bilinç kaybı ile ilgili aciklamali bilgileri bulabilir ve bu durumlar ile karsilastigimizda ilk ne yapacagimiz konusunda fikir sahibi olabilirsiniz.

İlkyardım Nedir?
İlkyardım, hasta ve yaralılara asıl tedavi başlayıncaya veya tedavi ihtiyacı ortadan kalkıncaya kadar yapılan sınırlı müdahalelerdir. Tıp personeli olmayan kişilerce de yapılabilir. İlkyardım genellikle basit, kolay öğrenilen, az sayıda teçhizatla uygulanabilen ama bazen hayat kurtarabilen yöntemlerin kullanılmasına dayanır.

İlkyardım yöntemleri
Kazaya uğramış kişide ilk olarak hayati bulgulara bakılır. Bunlar nabız, solunum, kan basıncı ve sıcaklıktır.

Suda Boğulma
Suda boğulma vakalarında yaz mevsiminde büyük bir artış göze çarpmaktadır. Bunun nedeni çoğunlukla yüzme bilmeyen kişilerin deniz kenarlarında, gölet ve baraj göllerinde bilinçsiz ve dikkatsizce davranmaları sonucunda olmaktadır. Ancak bu yüzme bilmeyen kişilerin de suda boğulma tehlikesiyle karşılaşmayacakları anlamına gelmez. Yorgunken yüzmek, alkol alıp yüzmek , tok karnına yüzmek ve yüzülmesi yasak bölgelerde yüzmek; yüzmeyi bilen insanlar içinde tehlike teşkil etmektedir.
  • Suda boğulmuş bir insan karaya alındıgı zaman sırt uzeri yatırılıp boyunu hiperextansiyon ( olabildigince boyunu geriye atmak ) pozisyonuna getirilir. Eğer varsa, ağzındaki takma dişler çıkartılır.

  • Müdahaleyi yapan kişi çevredekilerden 112 acil servisi aramalarını ister ve kazazedenin bilincinin açık ya da kapalı olup olmadığını kontrol eder.


  • Bilinç kontrolünün ardından Bak Dinle Hisset yöntemiyle solunum ve dolaşım kontrolü yapılır.


  • Bak Dinle Hisset uygulamasından sonra kişiye gerekli müdahale yapılır.


  • Kazazedenin solunumu ve dolaşımı durmuş ise, ilk olarak kazazedeye iki adet kurtarıcı nefes verilir. Bu suni nefesin ardından, eğer kazazedenin solunumu ve kalp atışı geri gelmediyse suni solunum ve kalp masajına geçilir.


  • Kalp masajı yetişkinlerde ve yaşlılarda 15 kalp basıncına 2 suni solunum, cocuklarda 5 kalp basıncına 2 suni solunum ve bebeklerde 3 kalp basıncına ağız boşluğundaki havayla 2 suni solunum dur. Her yaş gurubunda dikkate alınması gereken şey, her solunum ve basınç periyodu sonrasında nabız kontrolü yapılmalıdır. Ve her bir dakika'da hızlı bir şekilde genel bir solunum dolaşım kontrolü yapılmalıdır.


  • Kazazede'nin solunum ve dolaşımı yeniden geri geldiğinde yan şekilde yatırılmalı ve ileri saglık ekipleri gelene kadar gözlem altında tutulmalıdır. Burada dikkat edilecek nokta, kişinin bilincinin tekrar açılıp açılmadığı ve eğer kişinin solunum ve dolaşımı geri gelmediyse ileri sağlık ekipleri gelene kadar masaja ve suni solunuma devam edilmesidir.

Soluk Yolunun Tıkanması
Soluk yolu tıkanmalarına daha çok küçük yaştaki çocuklarda ve bebeklerde rastlanmaktadır. Soluk yolu tıkanmış bir kazazedeye ilk yapılacak müdahale, eğer bilinci yerindeyse sırtına iki kürek kemiğinin arasına sertçe vurarak onu öksürmeye teşvik etmektir.

  • Kazazede eğer yukarıdaki yöntemle yabancı maddeyi çıkaramıyorsa, Heimlich manevrası ile kişinin soluk borusuna kaçan maddenin çıkarılması sağlanır.


  • Heimlich manevrası kişinin göbek deliğinin iki parmak uzerinde, ellerin bir bir üzerine kitlenip kişinin diyaframına doğru yapılan basınçlı hareketin adıdır.


  • Bu manivela yapılırken, kişinin bayılma ihtimaline karşı arkasına geçilir ve kişinin bayılma olasılığına karşın tetik'de durulur.


  • Kişi eğer bayılıp bilincini kaybederse, boynu hemen hiperextansiyon pozisyonuna getirilir ve 112 acil servis aranır.


  • Bak Dinle Hisset yöntemiyle kişinin solunum ve dolaşım sistemi kontrol edilir. Kişinin bayılma nedeni muhtemelen bu tıkanıklık nedeniyle kesilen soluktur ve kalp muhtemelen çalışır.


  • Kurtarıcı kazazedeye ilk olarak nefes vermeden önce eliyle kazazedenin boğazını kontrol eder. Yabancı maddeye ulaşılmaya çalışılır, eğer ulaşılamıyorsa iki adet kurtarıcı nefes verilir ve hemen kazazedenin karın kısmına inilerek göbek deliğinin iki parmak üzerine eller üst üste yumruk yapılarak konulur. Diyafram yukarı doğru ittirilir.


  • Her beş basınç sonrası ağız kontrol edilir ve cisime ulaşılmaya çalışılır, eğer ulaşılamadıysa iki adet nefes verilir ve ardından tekrar karına basınç yapılır.


  • Aynı prosedür cocuklarda da uygulanır.


  • Bebeklerdeyse durum farklıdır. Bebek kol üzerinde sırt üstü çevrilir, iki kürek kemiğinin arasına üç defa vurulur, sonra ağız kontrolü yapılır ve ağız boşluğundaki hava bebeğin ağzına doğru verilir. Burada eğer bebeğin kalbi duracak olursa işaret, orta ve yüzük parmakları birleştirilip bebeğin göğüs kafesine baskı yapılarak kalp masajı uygulanır.


  • Bu söylenen işlemler kişi kendine gelene kadar, kişinin boğazındaki yabancı madde çıkana kadar ya da ileri sağlık ekipleri gelene kadar devam eder...

Kalp Krizi
Kalp krizi, her yaştaki insan'da görülebilecek bir durumdur. Nedenleri sağlıksız beslenme, kolestrol, aşırı stres, aşırı üzüntü, bağzı ekstrem durumlarda carpışma ve ani korkulardır.

  • Kalp krizi şüphesi olan bir kazazedeye ilk müdahaleyi yapmadan önce Bak Dinle Hisset yöntemiyle ön tetkik yapılır ve 112 acil servis aranır.


  • Kişinin kalp krizi esnasında duran kalbine yaşına göre uygulanacak basınç periyodları uygulanır:


  • Yetişkinlerde otuz kalp basıncına iki nefes, çocuklarda beş kalp basıncına iki nefes, bebeklerde üç kalp basıncına iki ağız boşluğundaki nefes verilir.


  • Kriz gelmiş bir kişinin kalbi çalıştırılana ve ileri sağlık ekipleri gelene kadar müdahale'ye devam edilir. Eğer bu esnada solunum durursa suni solunum ve kalp masajına devam edelir.


  • Kişinin kalp sistemi çalışırsa masaja son verilir ve eğer solunumu yoksa suni solunuma devam edilir.


  • Solunum ve dolaşım geldiği andan itibaren müdahale kesilir ve göz temasıyla kişi kontrol altında tutulur.

Travma Durumları
Travma durumları genellikle kafa travması şeklinde görülür. Bu durumda ilk olarak Bak Dinle Hisset ile kişinin dolaşım ve solunum kontrolü hızlıca yapılır ve açık yara veya kanama var mı diye bakılır. Kişinin başı ve boynu stabilize hale getirilir ve 112 acil servis aranır. Kişinin ağzı, dil dönmesi ile karşı karşıya kalınma durumu var mı diye kontrol edilir ve kişi sürekli gözetim altında tutulur. Solunum ve dolaşım sürekli kontrol edilir.


Yanıklar
Yanıklarda ilk müdahale, yanmış olan bölgenin kaybetmiş olduğu suyun geri kazandırılmasıdır. 112 acil servis aranır ve kişi bilinçliyse hemen yanık bölge üzerine ıslak bir bez (ya da aynı işlevi görebilecek herhangi bir kumaş) koyulur. Eğer kazazede'nin bilinci yerinde değilse Bak Dinle Hisset yöntemiyle kişinin dolaşım ve solunumu kontrol edilir. Olabildiğince çabuk ileri sağlık ekiplerine haber verilir.

Kopmalar
Kopmalar yarı kopma ve tam kopma olarak ikiye ayrılır:

Yarı kopmalar: Kişinin kesilmiş uzvu atel yardımıyla desteklenir, basınç noktalarına pres uygulanır ve ileri sağlık ekiplerinin gelmesi beklenir.

Eğer uzuv tam anlamıyla kopmuş ise, kopan parça temiz bir poşete konup ağzı sıkı sıkıya bağlanır ve soğuk suyla buz dolu ikinci bir poşete ya da kaba konur. Burada dikkat edilecek nokta, kopan parçanın direkt olarak soğuk suya ya da buzun içine atılmamasıdır. Bu durumda dokular şişer ve kopan parçanın tekrar dikimi imkansız hale gelir. Kişinin kopan uzvundan akmakta olan kan, bir bezin şerit haline getirilerek sıkılması suretiyle o noktada kesilir ve bir kağıda ilk boğma işleminin yapıldığı dakikayla saat yazılır. Ardından her yedi dakikada bir boğulan nokta biraz gevşetilerek dokulara kan gönderilir, ki dokular ölmesin. Bu işleme ileri sağlık ekipleri gelene kadar devam edilir.

Zehirlenme

Kişi zehirlenmiş ise:

  • 112 acil servis hemen aranır ve kişi kusturulmaya çalışılır. Kazazedenin bilincinin açık tutulması gereklidir.

  • Kişi eğer asitli bir sıvı içmiş ise kesinlikle kusturulmamalıdır.

Bilinç kaybı
Bilinç kaybı, çok sık şekilde karşılaşılan bir durumdur. Bilinç kaybının nedenleri birden fazla olabilir: açlık, tansiyon, aşırı stres, herhangi bir ilacın yan etkisi, vb...

  • Kişi eğer bilinç kaybına uğramış ise Bak Dinle Hisset yöntemiyle kontrol edilir, solunum ve dolaşımı yerinde mi diye bakılır. Yerinde değilse gerekli mudehale yapılır. Kişinin solunum ve dolaşımı yerinde fakat bilinci kapalıysa hemen 112 acil servis aranır ve kişi yan yatırılmak suretiyle ayıltılmaya çalışılır. Kişi kesinlikle tokatlanmaz.


  • Yarı baygın bir kişiyse yarı oturuş pozisyonuna getirilir ve kendisiyle göz kontağı kurulur.


  • 112 acil servis aranır.


  • Kişi konuşturulur, kullandığı sürekli bir ilaç olup olmadığı sorulur.


  • Kişi kendine gelene kadar ve ya ileri yardım ekipleri gelene kadar başından ayrılınmamalıdır. Kişiyle konuşurken ulaşılabilecek bir yakınının ev ya da cep telefonunun numarası alınmaya çalışılır.


  • Kesinlikle tuzlu ayran, ve benzeri uygulamalar yapılmamalıdır. Çünkü kişinin tansiyon durumu bilinmemektedir.

İlkyardım için gerekli malzemeler ve bunların kullanımı

1) Büyük sargı bezi
Yara üzerine konulan pansuman malzemelerinin yerinde tutulmasında kullanılır. Ayrıca kırıklarda, bölgenin tespiti ve hareketsizliğini sağlamak için de kullanılır. Bunlardan başka yarayı dış etkilerden korumak, kol ve bacaklardaki kanamaları durdurmak ve şişlikleri önlemek amacıyla da kullanılır.

2) Üçgen sargı
Yaralı organı sarmak amacıyla kullanılır.

3) Steril gazlı bez
Yaralarda pansuman malzemesi olarak kullanılır. Ancak ambalajından çıkarılırken yaraya gelecek yüzeyine el sürülmemelidir.

4) Hidrofil pamuk
Yara üzerine pansuman malzemesi olarak steril gazlı bezin üstünü, ayrıca kırıklarda tespit malzemelerinin altını beslemede kullanılır. Liflerinin yapışmaması için doğrudan açık yara üzerinde kullanılmaz.

5) Plaster
Yara üzerine konulan pansuman malzemesinin yerinde tutulmasında kullanılır.

6) Yara bandı
Küçük yaraların üstünü kapatmak ve yarayı dış etkenlerden korumada kullanılır.

7) Turnike
Kol ve bacaklardaki atardamar kanamalarının durdurulmasında kullanılır.

8) Çengelli iğne
Bezin tutturulmasında kullanılır

9) Makas
Sargı ve pansuman malzemelerinin kesilmesinde kullanılır.

10) Plastik örtü
Yaralının altına sermek ya da şoktaki hastanın üzerine örtmek için kullanılır.

11) İlkyardım kitabı
Çeşitli ilkyardım uygulamalarının (Suni teneffüs vb.), ilkyardımla ilgili daha fazla bilginin öğrenilmesi ve de hasta veya yaralıya yardım için kullanılır.

12) Buz torbası
Yaralı veya da hastanınn eğer ateşi varsa ateşini düşürmek için kullanılır. Aynı zamanda vücudun herhangi zedelenen ya da bir yere çarpılan bir bölgesinin şişliğini indirmek için de kullanılır.

13) Vücut termometresi

14) Acil telefon numaraları listesi

Dikkat: Yukarida yazilan bilgiler sadece bilgi verme amaclidir, doktor uyarisi ya da onerisi degildir.


Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0lkyard%C4%B1m

Salı, Aralık 02, 2008

Agiz ve Dis Bakimi Nasil Yapilmali?

Dislerimiz vucudumuzun en onemli bolumlerinden biri ozellikle dis agrisi cekenler bunun onemini eminiz biraz daha fazla biliyorlardir. Ağız ve Diş Bakımı bu yuzden onemli bir yer teskil etmekte, yapilacak belkide gunluk rutin bakimlar ile dis ve agiz saglimiz bizi uzmeyecek. Bu basit agiz ve dis bakimini dis fircalama, dis ipi kullanimi, gargara diye sirayabiliriz. Asagida yer alan saglik bilgileri yazimizda bu konular ile ilgili aciklamali bilgilere ulasabilirsiniz.

Diş fırçalama
  • Doğru teknikle, düzenli diş fırçalama ağız ve diş bakımının temelini oluşturur.
  • Düzenli diş fırçalama günde en az iki kez diş fırçalamaktır: Sabah kahvaltıdan sonra ve geceleri yatmadan önce.
  • Alt ve üst çeneler, birbirinden ayrı olarak fırçalanmalıdır. Doğru diş fırçalama tekniği, fırçanın her iki çenede de dişetinden dişe doğru kullanılmasını ifade eder. Yani tek yönlü süpürme hareketi.
  • Fırça ağız içinde sırayla tüm dişleri dolaşmalıdır ve fırçalanmayan diş yüzeyi kalmamalıdır.
  • Sadece dişlerin çiğneme yüzeyleri ileri geri fırça hareketi ile temizlenmelidir.
  • Dilin üst yüzeyi de mutlaka fırçalanması gereken bir bölgedir. Dil, pütürlü yüzeyinden dolayı, ağız kokusuna neden olan çok sayıda bakteriye barınak oluşturur. Bu bakteriler en çok dilin boğaza yakın (sırt) kısmında bulunurlar. Bu nedenle dilin geriye doğru olan bölgeleri de fırçalanmaya çalışılmalıdır. Mide bulantısı refleksi olan hastalar nefes verip, tekrar nefes almadan fırçayı mümkün olduğunca geriye götürüp fırçalamalıdır. Zamanla bulantı refleksi azalacaktır.
  • Diş fırçası kullanımdan önce ıslatılmamalıdır ve üzerine nohut büyüklüğünde diş macunu sürülerek fırçalanmaya başlanmalıdır.
  • Tüm diş yüzeyleri tarif edilen şekilde fırçalandığında zaten ideal olan iki dakikalık diş fırçalama süresi oluşmaktadır.

Diş ipi kullanımı
Diş ipi dişlerin ara yüzeylerini temizlemek için en etkili araçlardan biridir. Önemli olan sabırla günde en az bir kere ve genellikle gece yatmadan önce bu işlemi gerçekleştirmektir.İşaret parmakları arasında gergince tutalan diş ipi ile dişlerin ara yüzeyleri, diş ipini diş etine batırmadan rahatlıkla temizlenelebilir. Eğer diş ipi diş aralarına girmiyorsa bunun genellikle üç anlamı olabilir:

  1. O dişler arasında diş taşı olabilir,
  2. Dişlerden birinde çürük olabilir,
  3. Dişlerdeki dolgularda kırılma/çatlama olabilir.

Su ile gargara

  • Su ağız sağlığı için yeryüzündeki en yararlı maddelerden biridir.
  • Su ile gargara, su içmek ya da ağaza su alıp tükürmek demek değildir. Suyun ağız içinde her bölgeye değecek şekilde dolaştırılmasıdır.
  • Su ile gargara günümüz insanının yoğun temposu ve temizlik alışkanlığına dönük gönülsüzlüğü için en iyi çarelerden biridir.
  • Yediğimiz içtiğimiz her şeyden sonra mümkünse ağzımızı su ile çalkalamak ağız sağlığı için yararlı olacaktır.
  • Kişi yanında küçük bir şişe su dolaştırarak bu alışkanlığı edinebilir.
  • Ilık su içine katılmış bir çay kaşığı tuz gargarası ise ağızdaki bakteri florasını azaltır. Ayrıca diş etleri ile dişler arasındaki ödem miktarını azaltarak diş etlerinde sıkılaşma sağlar.

Renklendiricileri engelleme
Günümüz dünyasında diş hekimliğinin ve ağız-diş sağlığının en önemli düşmanı renklendiricilerdir. Sigara-tütün kullanımı, çay, kahve türleri, kola vb. içecekler, çikolata vb. şekerlemeler ve birçok ürün dişleri olumsuz etkilemektedir. Kullanıyorsanız her türlü tütünlü içeceği filtreli ağızlıkla içmek önerilir. Çay ve kahvenin açık tüketilmesini, kola ve içeceklerin hafif (light) ve açık renkte olanlarının içilmesi tavsiye edilir. Çikolata ve şeker tüketiminden sonra ise su ile kuvvetlice ağzın çalkalanması ve mümkünse diş fırçalaması önemlidir.

Düzenli diş hekimi kontrolü
Diş fırçası üç ayda bir değiştirmelidir. Islak kalan fırçada mikrop üremesi kolaydır. Aynı anda en az 3 fırça kullanmanız yararınıza olacaktır. Diş fırçalarınızı başkalarının fırçalarından ayrı yerlerde tutmalısınız. Banyo aynasında, cüzdanınızda vb. kendinizi ağız bakımı konusunda motive eden işaret ya da simgeler bulundurmalısınız. 6 ayda bir diş hekiminize kontrole gitmeniz diş sağlınız için önemlidir.

http://tr.wikipedia.org/wiki/Ağız_ve_diş_bakımı

Hamilelik Döneminde Kullanilmamasi Gereken Bitkiler

Gebelik dönemi ve dogum sonrasinda emzirme döneminde bulunan anne adaylari ve yeni annelerimizin cok merakla yaklastiklari konulardan birisi bitkiler konusu. Bitkilerle tedavi artik gunumuzde tamamen kabul ediliyor olsada ozellikle hamilelik dönemi ve yeni annelerin bazi bitkileri kullanmalari gercekten sagliklari acisindan sorunlara yol acabiliyor. Bizde bu konu hakkinda ozellikle hamilelik (gebelik) döneminde bulunan anne adaylarimizin hangi bitkiyi kullanmamalari gerektigi konusunda sizleri bilgilendirmek adina Avrupa Birliği ülkeleri ve özellikle Alman kanunlarıyla düzenlenen hamile ve emziren annelerin kullanmamasi gereken bitkiler listesini asagida sizlerle paylasiyoruz.

Hamilelik (Gebelik) Dönemi ve Emziren Annelerin Kullanmamasi Gereken Bitkiler
  • Aloe (Sarısabır)
  • Ananas
  • Ardıç meyvesi
  • Arnika
  • Ayı üzümü
  • Barut ağacı kabuğu
  • Devedikeni
  • Ekinezya
  • Enginar yaprağı
  • Hayıt meyvesi
  • Kava-kava kökü
  • Kediotu kökü
  • Kınakına kabuğu
  • Maydanoz otu ve kökü
  • Meyan kökü (Günde 1-2 gr, 2-3hafta süreyle kullanılabilir)
  • Öksürükotu
  • Ravent kökü
  • Sinameki
  • Yılan kökü
  • Zencefil kökü

Yukarida yeralan listemizin disinda hamilelikte (gebelikte) asagidaki bitkilerle ilgili bilgilerden de yararlanabilirsiniz.

Keten Tohumu:
Hamilelikteki kabızlıkta keten tohumu öğütülmeden bol su ile alınabilir. Ayrica karnıyarık tohum kabuğu da bol suyla kullanılabilir.

Gül Esansı ve Hakiki Gül Suyu
Hamileler sıkıntı ve sinirlilik halinde gül esansı ve hakiki gül suyu dışında hiçbir koku maddesi ve yağ (esans) kullanmamalıdır.

Papatya, Melisa, Nane Çayları
Hamilelikteki bulantıda melisa ve nane karışımından çay yapılabilir. Hakiki papatya (Matricariya recutita-chamomilla recutita) da bu çay karışımına ilave edilebilir. Bu karışımdan (melisa, nane ve papatya eşit miktarlarda) bir çay kaşığı bir çay fincanı (150 gr) sıcak suya konur, fincanın ağzı kapalı olarak 10 dakika demlenir, süzülür ve içilir. Bu çaydan ihtiyaca göre günde 3–5 fincan hazırlanarak içilebilir.

Kaynak: GebelikveAnnelik.com

Cinsellik ve Vucudumuzda Haz Alinan Bolgeler

Cinsel saglik bilgileri yazimizda bu defa bir cok cifti yakindan ilgilendiren bir konuya deginecegiz. Cinsellik konusunda kadin ve erkegin en cok hangi bolgelerinden zevk aldigi konusuna yer veriyoruz.

Cinsellik ve zevk denilince suphesiz her birey vucudunun farkli bolumlerinde daha fazla zevk - haz alir. Ornek verecek olursak kimisi kulaginin opulmesinden hoslanirken bir digeri boynunun opulmesini daha cok tercih edebilir. Iste bu konu ile ilgili olarak asagida yer alan yazida cinsellik, cinsel bolgeler ve zevk ile ilgili aciklamalari okuyarak bilgi sahibi olabilirsiniz.

Kadın ve Erkeklerin Zevk Aldiklari Bölgeler

Kulak: Kadınların büyük çoğunluğu kulağın ve kulak çevresinin erojen olduğunu söylüyor. Erekler de kadınlar da özellikle seks sırasında kulaklarına fısıldanmasından, kulaklarının öpülmesinden hatta ısırılmasından hoşlanıyor. Ayrıca yine her iki cins de partnerlerinin nefesini kulaklarında hissetmenin kendilerine çok büyük haz verdiğini belirtiyorlar. Fakat işin sırrı yumuşak davranmakta. Aksi halde karşı taraf tahrik değil rahatsız oluyor.

Boyun: Sinir sistemi gelişmiş olan boyun bölgesi hem erkeklerin hem de kadınların erojen noktalarından. Bu sebeple gerek kadınlar gerekse erkekler boyunlarının öpülmesinden hoşlanıyorlar. Kadınlar boyun temasını ön sevişmenin olmazsa olmaz etaplarından biri olarak görüyor, boyunlarına yapılan temasın, hatta masajın ön sevişmenin başlangıç noktası olduğunu söylüyor. Erkekler de kadınlar gibi boyunlarına masaj yapılmasının cinsel arzuyu arttırdığı görüşünde.

Ağız: Ağız için söylenebilecek pek bir şey yok aslında. Siz öpüşmekten zevk almayan kadın ya da erkek gördünüz mü? Hayır değil mi? Fakat unutulmaması gereken bir şey daha var. Erkekler dudaklar ve öpüşme konusunda kadınlara oranla biraz daha şiddetten hoşlanıyor. Kadınlar french kiss'i ya da masumane öpücükleri tercih ederken, erkekler kadının öpüşürken dudaklarını sıkıştırmasından ya da ısırmasından zevk duyuyor.

Sırt: Kadınlar ense kökünden itibaren omurgaları boyunca partnerlerinin yavaşça aşağı kaymasından çok hoşlanıyor. Aynı şey erkekler için de geçerli.


Göğüsler: Kadınların en erojen noktalarından olan göğüsler, hem kadının tahrik olup cinsel doyuma ulaşmasına yardımcı oluyor hem de onun cinsellik ne kadar zevk aldığını gösteriyor.


Karın: Son derece hassas ve yumuşak bir bölge. Erkeklere gelince... Erkekler de en az kadınlar kadar bu bölgenin kendilerini tahrik ettiğini söylüyor. Fakat bu bölgeye dokunurken ya da okşarken, nazik davranmak gerekiyor. Aksi halde sevgilinizin canı yanabilir.

Popo: Kadınların erojen bölgelerinden biri de kalçalarıdır. Erkekler de popolarının okşanmasından zevk alıyor. Fakat nazik olmanız kaydıyla.


Bacaklar: Ayak bileğinden başlayın ve yavaşça yukarıya çıkın. Avuç içiniz ya da parmaklarınızla dairesel hareketler yaparak baldırlarını özellikle de en erojen nokta olan baldırların iç taraflarını okşayın. Kadınların bu dokunma işlemine bayıldığını göreceksiniz. Erkekler de en az kadınlar kadar baldırlarının içinin okşanmasından tahrik oluyor.

Ayak: Yine tam olarak fikir birliğine varılamayan bir nokta. Kimi kadınlar erkeklerin ayaklarını öpmesini tahrik edici bulurken kimileri bunu çok pornografik ve iğrenç buluyor. Aynı şey erkekler için de geçerli. Üstelik erkeklerin büyük çoğunluğu parmaklarının okşanmasından, öpülmesinden nefret ediyor. Partnerinizin bu konudaki tutumunu değiştirmek veya değiştirmemek size kalmış. Bu konularda fazla ısrarcı olmamakta fayda var.

Her insanın fantazilerinin, cinsellikten aldığı zevkin farklı olması gibi uyarılma noktaları da birbirinden farklıdır. Kimileri yumuşak okşayışlardan, kimileri daha sert ve tutkulu davranışlardan, kimileri ise öpülmekten hoşlanır. Üstelik her insanın öpülmesini, okşanmasını istediği noktalar da farklı olabilir. Fakat sinir sisteminin herkeste aşağı yukarı aynı olduğu düşünülecek olursa, aslında küçük farklılıklar dışında vücudumuzun bazı bölgelerinin bu tür uyarılmalara son derece müsait olduğu görülür. İşte yukarıdan aşağıya doğru kadın ve erkeklerin erojen noktaları...

kaynak: haberturk.com