Salı, Nisan 29, 2008

5'li Zayiflama Cayi Tarifi

Bitki çayları. Yeşil çay, biberiye, kekik, mate ve funda yaprağı karışımıyla ayda ortalama beş kilo verebilirsiniz.

Baharın ilk günlerindeyiz. Yaza daha üç ay var. Bir başka deyişle kışın aldığınız kilolardan kurtulmanız için üç ay süreniz var. Bu süre yaza sağlıklı ve ‘fit' girmek için yeter de artar bile. Peki ama nasıl yapmalı, hangi diyetisyene gitmeli, hangi diyetleri günü gününe takip etmeliyiz? Telaşlanmayın! Size bir diyet programı önerecek değiliz. Hemen her aktarda bulabileceğiniz beşi bir yerde formülü ile üç ayda 20 kilo vermeniz mümkün! Nasıl mı?

Şöyle: Mate yaprağı, kekik, funda yaprağı, biberiye ve yeşil çaydan oluşan karışımı, günde üç fincan içmeniz yeterli. Biz söylemiyoruz, uzmanlar öyle diyor!

Sağlıklı beslenme ve yaşam uzmanı Dr. Ender Saraç, doğal yollardan kilo vermenin insan sağlığı için büyük önem taşıdığını söylüyor. 'Bitki yaprakları, dengeli bir şekilde kullanıldığında vücuttaki yağları yakmaya ve kolesterolü dengelemeye yardımcı oluyor' diyen Saraç, bitki çayı diyetiyle ayda beş kilo vermenin mümkün olduğunu vurguluyor. Sağlıklı yaşam uzmanı, bitki karışımlarından elde edilen zayıflama çayının günlük iki veya üç bardaktan fazla içilmemesi gerektiğini ifade ediyor. Saraç, "Diyet çayları hazırlanırken bitkiler kaynatılıyor. Bu yanlış bir uygulama. Doğru ve etkili bir bitki çayı hazırlamak isteyenler, suyu kaynattıktan sonra yaprakların demlenmesini beklesin." şeklinde konuşuyor.

Beslenme Uzmanı ve Diyetisyen Taylan Kümeli ise yaz aylarının yaklaşmasıyla birlikte sağlıklı bir bedene sahip olmak isteyenlerin bitki çaylarına yöneldiğini belirtiyor. Toksinlerin doğal yöntemler sayesinde kolayca atılabileceğine dikkat çeken Kümeli, bitki çaylarının içerisine tatlanması için şeker karıştırılmasının yanlışlığına dikkat çekiyor. Bu karışımların bazı hastalarda alerjiye yol açabileceğini hatırlatan Kümeli, 'Çabuk zayıflamak için aşırıya kaçmayın.' uyarısını yapıyor.

Mısır Çarşısı'nda şifalı bitkiler satan esnaf, tok tutucu ve sindirimi kolaylaştırıcı bitki yapraklarından hazırlanan 'beşi bir yerde' karışımının son derece etkili olduğunu, müşterilerden olumlu tepkiler aldıkları bilgisini veriyor. Mate, yeşil çay, funda, biberiye ve kekik yapraklarının sıcak suda demlenmesiyle oluşan karışım, vüvutta biriken toksin ve ödemi atarak ayda yaklaşık beş kilo vermenizi sağlıyor.

Her şifalı ot zayıflatır mı?
Ünlülerin diyetisyeni Selahattin Dönmez: 2006 yılı American Journal of Clinical Nutrition dergisi mart sayısında yayınlanan bir makalede bitki çaylarının zayıflama üzerindeki olumlu sonuçlarına yer verilmişti. Ben, bir diyetisyen olarak kilo problemi yaşayan hastalara bitki çaylarını öneriyorum.

Peki, nedir bu bitki çayları? Her şifalı ot, zayıflamaya yardımcı olur mu?
Tabii ki bu mümkün değil. Doğal ortamda yetişen kekik, yeşil çay, biberiye, mate ve funda yaprağının ortak bir özelliği var. O da şu: Bu bitki yaprakları kış aylarında insan vücudunda biriken toksinlerin atılmasına yardımcı oluyor. Ama bu diyetin yanında gün içerisinde alınan besinlere çok dikkat etmek gerekir. Eğer sıkı bir gıda diyetinin yanında günlük iki ya da üç bardak taze demlenmiş bitki çayları da kullanılırsa kilo vermeye yardımcı olur. Burada dikkat edilmesi gereken nokta ise bu bitkilerin bir uzman kontrolünde alınmasıdır.

Diyetisyen Oya Yüksek: Bu bitkiler, insan metabolizmasını hızlandırarak vücutta oluşan ödemi atmaya yardımcı oluyor. Özellikle yeşil çay, bunlar arasında en etkili olanı. Bitki yapraklarından oluşan bu karışımın doğal olması ve kimyasal madde içermemesi sebebiyle pek çok kişi tarafından kullanılıyor. Burada önemli olan ise ‘doğal' diyerek aşırıya kaçmamaktır.

Beşi bir yerde nasıl hazırlanıyor?
Bir litre kaynamış suya birer çay kaşığı mate, yeşil çay, funda, biberiye ve kekik yaprağı atılır. On dakika demlenmesi bekelenir ve süzülerek içilir.

ENDER SARAÇ: Doğal yollardan kilo vermek, insan sağlığı için büyük önem taşıyor. Bitki çayı diyetiyle ayda beş kilo vermek mümkün. Ancak günde iki ya da üç bardaktan fazla içilmemeli.

TAYLAN KÜMELİ: Son zamanlarda zayıflamak isteyenler bitki çaylarına baş vuruyor. Kış aylarında vücutta biriken toksinler kolayca atılabiliyor. Ancak bu karışımları içerken dikkat edilmeli, aşırıya kaçmamak lazım.

SELAHATTİN DÖNMEZ: Her şifalı ot, zayıflamaya yardımcı olur mu? Sıkı bir gıda diyetinin yanında günlük iki ya da üç bardak taze demlenmeş bitki çayları da kullanılırsa kilo vermeye yardımcı olur.


5'i Biryerde Hangi bitki, ne işe yarıyor?

Mate yaprağı: Tüm dünyada obezite tedavisinde kullanılan mate çayı, yağ emilimini engelleyerek vücuttan su atımını kolaylaştırıyor. Her yaşta insanın rahatça kullanabileceği bitki, iştahı kapatarak zayıflamaya yardımcı oluyor.

Yeşil çay: Son yıllarda kullanımı bir hayli artan yeşil çay, vücutta biriken toksinleri atarak sindirimi kolaylaştırıyor.

Funda yaprağı: İyi bir böbrek çalıştırıcı ve idrar sökücü olan yaprak, bu özelliğiyle zayıflamaya yardımcı oluyor.

Biberiye: Yağ eritici ve hazım kolaylaştırıcı bu bitki, vücutta biriken toksinleri atarak ideal bir kiloya kavuşmanızı sağlıyor.

Kekik: Halk arasında yaygın olarak kullanılan kekik, sindirimi kolaylaştırarak vücuttaki fazla suyu atarak kilo vermenizi sağlıyor.

Etiketler: 5'i biryerde, 5'i biryerde çayı, 5'li zayıflama çayı tarifi, 5'li zayıflama, bitki çayı, yeşil çay, kekik, biberiye, funda yaprağı, bitki çayları, 5'li zayıflama çayı , beşi bir yerde bitki çayları, bitkiler, zayıflama, diyet, toksin, arınma, detoks, detox

Pazartesi, Nisan 28, 2008

Tuplerin Baglanmasi

Doğum Kontrol Yöntemleri - Tüplerin Bağlanması

Bir kadında hamilelik oluşabilmesi için erkekten gelen sperm ile kadından gelen yumurtanın fallop tüplerinde biraraya gelmesi ve sperminyumurtayı döllemesi gerekir. Herhangi bir nedenle (enfeksiyon, ameliyat) tüplerde meydana gelen hasarlanma ve tıkanıklık kısırlığa neden olur. Benzer şekilde tüplerin geçirgenliğinin bilinçli olarak engellenmesi ise bir doğum kontrol yöntemidir ve cerrahi sterilizasyon olarak adlandırılır. Bu şekilde sperm yumurtaya ulaşamaz ve onu dölleyemez.

Tüp ligasyonu ya da tüplerin bağlanması kalıcı doğum kontrol yöntemlerinden olarak kabul edilir. Daha sonra çocuk isteği ortaya çıkrsa tüplerin yeniden açılması her zaman mümkün olmaya bilir. Tüp ligasyonuna karar verirken bu durumun mutlaka göz önüne alınması gereklidir.

Kimler için uygundur
Günümüzde Amerika Birleşik Devletlerinde üreme çağındaki evli her 5-6 kadından biri tüplerini bağlatmayı tercih etmektedir. Tüplerin bağlatılmasının önünde hiç kimsede tıbbi bir engel bulunmamakla birlikte bazı durumlarda yapılması daha uygun ve avantajlıdır.
  • Ailesini tamamlamış, dilediği kadar çocuk sahibi olmuş ve bundan sonra çocuk sahibi olmayı düşünmeyen çiftler
  • Olası bir hamileliğin kadın hayatını ciddi ölçüde tehdit etmesi beklenilen ve bu nedenle hamile kalmasına kesinlikle izin verilmeyecek olan kadınlar
  • Zeka özürü gibi nedenlere bağlı olarak cinsel tacize uğrama ve hamile kalma olasılığı yüksek olan kişiler

Kimler için uygun değildir

  • Henüz ailesini tamamlamamış çiftler
  • Ailesini tamamladığını düşünse bile 30 yaşın altındaki kadınlar
  • Üreme çağında olup eşiyle problemleri olan kişiler (Boşanma ve ileride başka biri ile evlenme olasılığı nedeniyle)
  • Eşini tam anlamı ile kalıcı doğum kontrol yöntemine ikna edememiş kadınlar başka bir doğum kontrol yöntemini tercih etmelidirler.

Avantajları
Tüplerin bağlanması kullanıcıdan bağımsız olarak yüksek oranda kalıcı koruma sağlaması açısından uygun kişilerde en avantajlı doğum kontrol yöntemidir. Tüpler bağlı olduğunda hamile kalma korkusu olmadığından cinselliğin daha verimli yaşanmasına yardımcı olabilir. Koruyuculuğu hemen başlar ve ömür boyu sürer

Dezavantajları
Kalıcı bir yöntem olması ve geri dönüş olasılığının düşük olması en önemli dezavantajıdır. Öteyandan eşlerin her ikisinin de yazılı onayının gerekmesi bir başka dezavantajdır

Etkinliği
Tüplerin bağlanması teorik olarak %100 koruma sağlamakla birlikte pratikte bu koruyuculuk daha düşüktür. İşlemin başarısız olma olasılığı 1000'de 4'tür. Tüpleri bağlı olan bir kadında adet gecikmesini takiben gebelik testi pozitif olduğunda bunun bir dış gebelik olmadığı mutlaka gösterilmelidir.

Tüpleri bağlanan bir kadın bir daha hamile kalamaz mı?
Teroik olarak hayır. Ancak tüpler bağlanırken uygulanan tekniğe bağlı olarak mikrocerrahi işlemler ile tüpler yeniden açılabilir. Ancak bu operasyonların hem etkinliği düşüktür hem de maliyeti yüksektir. Tüpleri bağlanmış olan bir kadın yeniden çocuk sahibi olmak istediğinde en uygun yöntem tüp bebek uygulanmasıdır. Ancak tüp bebek uygulamalarında da gebelik şansının %100 olmadığı akılda tutulmalıdır. Artan kadın yaşı ile birlikte hamilelik şansı da giderek azalmaktadır.

Ne zaman yapılabilir?
Tüp ligasyonlarının çoğu sezaryen operasyonları sırasında yapılır. Ancak bu kural değildir. Laparoskopi ile her yaşta ve dönemde yapılabilir. Ancak sezaryen dışı zamanlarda yapıldığında gebelik testi yapılarak bir hamilelik olmadığı gösterilmelidir. Hamilelik şansını en aza indirmek için tercihan adet kanamasını takip eden ilk günlerde yapılmalıdır.

Nasıl yapılır?
Bugüne kadar tanımlanmış pekçok tüp ligasyonu tekniği mevcuttur. Tüplerin etrafına sıkı bir plastik halka geçirilebilir, tüplerin süpürgemsi ucu (fimbria) cerrahi olarak çıkarılabilir, tüp yakılıp ortası kesilebilir ya da tüp ortasından bir parça çıkartılarak kalan uçlar bağlanabilir. En son tarif edilen teknik Pomeroy tekniği olarak adlandırılır ve en sık kullanılan tekniktir.

Laparparoskopi genelde son derece basit ve ayaktan yapılan bir işlem olmakla birlikte genel anestezi altında yapılır.Yaklaşık 15 dakika süren işlem sonrası hastanede yatmak gerekmez, 3-4 saatlik dinlenme sonrası hasta evine gidebilir. Takiben 1 günlük dinlenme genelde yeterlidir. İşlem sonrası ilk 24 saat ağızdan ağrıkesici almayı grektirecek şiddette ağrı olabilir.

Yan etkileri
Tüplerin bağlanması işleminin herhangi bir yan etkisi yoktur. Adet düzeninde genelde bir değişikliğe neden olmaz. Cinsel yaşantı açısından hiçbir olumsuz etkisi yoktur

Riskler
Genel anestezi ve laparoskopiye ait riskler dışında ek bir risk taşımaz


Kaynak: Dr. Alper Mumcu (www.mumcu.com)

Kadin Prezervatifi

Doğum Kontrol Yöntemleri - Kadın Prezervatifi

Bundan 30 yıl kadar önce kadınlar açısından cinsel devrim dendiğinde kadınların sadece diledikleri zaman hamile kalmaları hakkına sahip olmaları kastediliyordu oysa günümüzde cinsel yolla bulaşan hastalıkların ve özellikle AIDS'in güncelliği kadınlar açısından bu hastalılardan korunmanın da önemini ortaya koymakta.

Doğum kontrolü ve cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunmada erkekler biraz daha farklı, çünkü kullanabilecekleri yöntem sayısı çok kısıtlı. Bununa bereber erkekler bu yöntemleri kullanmada oldukça isteksiz. Özellikle bizim gibi toplumlarda prezervatif kullanımı bir türlü arzu edilen düzeylere çıkartılamıyor. Tük erkeğinin "atın ölümü arpadan olsun" ya da "bana birşey olmaz" mantığı hemen her zaman baskın çıkıyor. Üstelik bu düşünce kişilerin eğitim düzeyinden de çok fazla etkilenmiyor. Oysa türk erkeklerine de birşeyler olabiliyor ve bu olan şey neticede yine kadınları etkiliyor. Son yıllarda Türkiye'de cinsel yolla bulaşan hastalıkların sayısında görülen artış konu ile ilgili kadın doğum uzmanı, dermatolog ve ürologların dikkatinden kaçmıyor. Üstelik bu hastalıkların kısırlık başta olmak üzere uzun dönemde yarattığı pek çok komplikasyon maddi ve manevi açıdan büyük sorun teşkil ediyor.

Erkeklerin doğum kontrolü ve hastalıklardan korunmadaki isteksizliği sadece Türkiye'ye özgü değil. Pek çok gelişmiş toplumda da benzeri düşünce tarzı hakim. Bu nedenle araştırmalar daha çok kadınların kullanabileceği yöntemler üzerinde yoğunlaşmakta. Erkeklerin kullabileceği doğum kontrol haplarıyla ilgili çalışmalar son hızıyla devam etse de kimse bu yöntemin de istenilen düzeyde kullanılacağı konusunda iyimser değil.

Öte yandan istenmeyen gebeliklerin önlenmesi ile birlikte cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı korunma konusundaki tek etkili yöntem prezervatif. Erkeklerin prezervatif kullanma konusundaki isteksizliği uzun zamandan beri araştırmacıları kadınların kullanabileceği ve hamileliğin yanı sıra AIDS başta olmak üzere bu tür hastalıklara karşı koruyucu bir yöntem bulmaya zorluyor. Bugün için her iki amaca da hizmet eden tek bir ürün var.

Kadın prezervatifi olarak adlandırılan bu ürün Amerika Birleşik Devletlerinde Reality, Türkiye'nin de dahil olduğu diğer ülkelerde ise Femidom ticari adı ile piyasada bulunuyor. ABD'de ilk kez satışa sunulduğu 1992 yılından beri tüm dünyada 18 milyondan fazla satılan kadın prezervatifi kısa bir zaman öncesinde Türkiye'de de piyasaya sunuldu. Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) ürünün gebeliklerin ve cinsel yolla bulaşan hastalıkların önlenmesinde kullanımını 1994 yılında onayladı.

Kadın prezervatifi nedir?
Kadın prezervatifi doğum kontrolündeki bariyer yöntemlerinden birisidir. Yaklaşık 15 santimetre uzunluğunda poliüretandan yapılmış bir kese ya da kılıf şeklinde olan kadın prezervatifi ilişki öncesinde vajina içerisine yerleştirilir. Kılıfın vajina içinde kalan ucu kapalı, diğer ucu ise açıktır.

Kondomun her iki ucunda yarı sert ve kolay büklebilen bir halka bulunur. Kapalı uçta bulunan halka kondomun yerinde durmasını sağlarken, açık taraftaki halka peri bölgesini ve penis kökünü korurken kondomun ilişki sırasında vajina içine kaçmasını engeller. Kondom yapısındaki maddenin özelliğine bağlı olarak yerleştirildikten hemen sonra vücut sıcaklığı ile yumuşayarak vajina duvarına yapışır. Kondomun içi silikon temeli bir kayganlaştırıcı ile kaplıdır. Kadın kondomu spermleri öldüren spermisidler içermez.

Kadın prezervatifi nasıl kullanılır?
Kadın prezervatifinin yerleştirilmesi diyafram yerleştirilmesine benzer. Kapalı uçtaki halka orta, işaret ve baş parmaklar ile bükülerek vajina içerisine sokulur ve daha sonra işaret parmağı ile sonuna kadar itilir. Bu sırada kondomun kendi etrafında bükülmediğinden emin olmak gerekir. Kondomun dışta kalan kısmı ilişki sırasında genital bölgelerin temas etmesini engellediğinden genital siğilere karşı erkek prezervatifinden daha fazla koruyuculuk sağlar.

İlişki sonrasında kondom dikatli bir şekilde çıkartılmalı ve atılmalıdır. Aynı kondom birden fazla sefer kullanılmamalıdır. Eğer ilişki sırasında dışarıda kalan uç vajina içine kaçarsa ilişkiye hemen son verilmeli, kondom vajinadan çıkartılmalı ve yeni bir kondom taktıktan sonra ilişkiye devam edilmelidir.

Kadın prezervatifinin koruyuculuğu ne kadardır?
Kadın prezervatifinin iki amacı vardır. Bunlardan birincisi istenmeyen bir gebeliğin önüne geçilmesi, ikincisi ise cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı korunmadır.

Ne yazik ki istatistikler çok umut verici değildir. Piyasaya ilk sürüldüğünde başarızılık oranının 1 yılın sonunda %13 olması beklenirken bu oran ilk 6 ayda görülmekte bir yılın sonunda ise %26 civarında olmaktadır. Yani hamilelikten korunma amacıyla sadece kadın prezervatifi kullanan her 4 kadından biri bir yılın sonunda hamile kalmaktadır. Erkek prezervatiflerinde bu oran %12 civarındadır.

Cinsel yolla bulaşan hastalıklar açısından bakıldığında ise kondom belirli bir koruyuculuk sağlamakla birlikte erkek prezervatifleri kadar etkili olamamaktadır. Bunda en önemli neden prezervatifin latkesten değil poliüretandan üretilmiş olmasıdır. Bununla birlikte kondom yerleştirilirken elin vajinal akıntılar ile temas etmesi hastalık bulaşma şansını yükseltmektedir. Bu nedenle kondom yerleştirilirken ya eldiven kullanılmalı ya da eller mutlaka iyice yıkanmalıdır.

Kadın prezervatifinin avantaj ve dezavantajları nelerdir?
Kadın prezervatifinin en önemli avantajı erkeğin prezervatif kullanmaktan kaçındığı durumlarda kadının kendini hastalıklara karşı koruyabileceği yegane yöntem olmasıdır. Prezervatif dışında hiçbir doğum kontrol yöntemi cinsel yolla bulşan hastalıklara karşı koruma sağlamaz. Adet dönemlerinde kullanılabilmesi, ilişkiden çok önce (en fazla 8 saat önce) takılabilmesi de erkek prezervatifine karşı önemli bir avantaj. Poliüretandan üretildiği için lateks alerjisi olan kadınlar da kullanabilirler.

Fiyatının erkek prezervatifine göre daha pahalı olması ve ilişki sırasında rahatsız edici bir ses çıkartması ise dezavantajları. Bu ses kayganlaştırıcı kullanılarak bir miktar azaltılabilir. Bir başka dezavantajı ise nadiren de olsa ilişki sırasında vajina içine kaçabilmesi. Kondomu doğru şekilde yerleştirebilmek için tecrübe gerektirmesi de kolaylıkla takılabilen erkek prezervatifleri karşısında önemli bir dezavantaj.

Tüm faktörler birarada değerlendirildiğinde kadın prezervatifinin diğer doğum kontrol yöntemleri ve özellikle erkek prezervatifleri kadar yaygınlaşmasını beklemek biraz hayalcilik gibi oluyor. Ancak özellikle birden fazla sayıda partneri olan ve erkek tarafının prezervatif takmayı istemediği durumlarda oldukça önemli bir alternatif olarak da yerini koruyor

Kadınları cinsel hastalıklardan da koruyacak yöntemler ile ilgili çalışmalarar devam ediyor. Son zamanlarda ilgi jel şeklinde olan ve vajina içine sıkıldıktan sonra sertleşerek tüm vajina içini kaplayan bir madde üzerinde yoğunlaşmış durumda. Ancak bu yöntemin piyasada yerini alması için daha uzunca bir zamana gereksinim varmış gibi görünüyor.


Kaynak: Dr. Alper Mumcu (www.mumcu.com)

Prezervatif

Doğum Kontrol Yöntemleri - Prezervatif

Kondom geri çekme yöntemi dışında erkeklerin kullanabileceği tek geri dönüşümlü yöntemdir.

Dünyada yaklaşık 46 milyon çiftin düzenli olarak kondom kullandığı tahmin edilmektedir ve bu çiftlerin büyük bir kısmı gelişmiş ülkelerde yaşamaktadırlar.

Penise takılan mekanik bariyerlerle ilgili ilk bilgiler M.Ö. 1350 yıllarına dayanmaktadır. Bu dönemde Mısır'da erkeklerin süs amaçlı penil bariyerler taktıkları bilinmektedir. M.S. 1654 yılında ünlü İtalyan bilgini Fallopius ketenden yapılmış bir kılıf tanımladı. Daha sonraları hayvan barsağından yapılan bu kılıflara 18. Yüzyılda kondom adı verildi. 1800'lü yılların ikinci yarısından sonra ise sentetik maddelerden ya da kauçuktan yapılmaya başlandı ve giderek yaygınlaştı.

Etki mekanizması
Ereksiyon halindeki penis üzerine geçirilen kondom spermlerin vajinaya girişini engeller. Bazı kondomlar ise spermleri etkisi hale getiren spermisid adı verilen maddeler ile kaplanmıştır. Kondomun yırtılması halinde bu maddeler ek bir koruma sağlayabilir. Ayrıca bir kısım kondomlarda silikon jel ya da pudura ile kaplanarak kayganlaştırılmışlardır.

Etkinlik
Kondom gebeliği önlemde oldukça etkili bir yöntemdir. Teorik olarak etkinliği % 98 olmakla beraber olağan kullanıcılarda bu oran % 88'e düşmektedir. Etkinliğin kulanıcı düzeyinde azalmasının en önemli sebebi her ilişkide kondom kullanma alışkanlığının edinilmemiş olmasıdır.

Kondomların spermisidlerle birarada kullanılmasını tavsiye edenler olduğu gibi, bu maddelerin kondomların daha kolay yırtılmalarına neden olduğunu ileri sürenler de vardır.

Herhangi bir spermisid madde içermeyen kondomların yırtılma olasılığı 161 ilişkide 1 olarak hesaplanmıştır.

Diğer yararları nelerdir ?
Kondomların gebelikten koruma dışında çok önemli bir yararı daha vardır: AIDS ve diğer cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı koruma

Avantajları
Kondom özellikle evli olmayan ya da birden fazla kişi ile ilişkisi olan kadın ya da erkeklerde en uygun yöntemdir. Kolay temin edilmesi, ucuz ve etkili bir yöntem olması, bazı erkeklerde ereksiyonun daha uzun sürmesine yardımcı olması, bazı kısırklık olgularında kadın vücudunda spermlere karşı bağışıklık cevabının gelişmesine engel olması, enfeksiyon riskini azaltarak ilerideki doğurganlığın korunmasına yardımcı olması ve erken dönem rahim ağzı kanserini önlemesi avantajlarıdır.

Dezavantajları
Erkekte duyarlılığı azaltması, zaman zaman cinsel ilişkiyi bölmesi ve nadiren de olsa sentetik materyale karşı alerji gelişmesi dezavantajlarıdır.

Kaynak: Dr. Alper Mumcu (www.mumcu.com)

Geri Cekilme

Doğum Kontrol Yöntemleri - Geri Çekme

Dünyada en yaygın kullanılan doğum kontrol yöntemi coitus interruptus yani geri çekme yöntemidir.

Özellikle geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelerdeki ilk tercih edilen yöntemdir. Dünya nüfusunun büyük çoğunluğu bu tür ülkelerde bulunduğundan kaçınılmaz olarak dünyada da en çok kullanılan gebelikten korunma yöntemidir.

İnsanoğlu üreme ile cinsel ilişki ve erkeğin boşalması arasındaki bağı fark ettiğinde geri çekme yöntemini de keşfetmiş oldu. Teorik olarak gebelik olması için spermlerin kadın vajinasına bırakılması gerektiğinden erkek tam boşalma anında penisini dışarıya çeker ise gebelik olmayacağı düşünülmekteydi. Bu görüş hala daha geçerlidir. Ancak terorik olarak büyük oranlarda başarı göstermesi gereken yöntemin pratikde başarısız olması sonucu daha detaylı araştırmalar yapıldı ve erkekte, boşalmadan önce gelen sıvıda da sperm bulunduğunun saptanması çok da zor olmadı.

Gerçekten de geri çekme yöntemi tüm doğum kontrol yöntemleri arasında en başarısız olanıdır.Başarısızlığın en önemli nedeni orgazm ve ejekülasyon anında geri çekmenin çoğu zaman zor olması, ejekülasyondan önce gelen sıvı içinde sperm bulunması ve ejekülatın vajina dışına bulaşması durumunda nadiren de olsa spermlerin vajina içine girip ilerleyerek döllenmeyi gerçekleştirmeleridir.

Geri çekme ancak çok nadir olarak cinsel ilişkide bulunan çiftlerde ya da çocuk isteyip istemediklerine karar verememiş, olursa olur düşüncesinde olan çiftler için uygundur.

Kaynak: Dr. Alper Mumcu (www.mumcu.com)

Dusuk Hapi

Düşük Hapı (RU486)

Gebeliği sonlandırılmak için kürtaj dışında bir yöntem yok mu? Düşük hapı ya da iğnesi yok mu? ve buna benzer sorular e-posta, telefon ya da yüzyüze görüşmelerde en sık karşılaştığım soruların başında geliyor.

Sorunun cevabı EVET, düşük hapı var. Ancak bu hap ülkemizin de dahil olduğu pekçok ülkede satışta değil. Aslına bakalırsa hap uzun zamandır Fransa başta olmak üzere bazı Avrupa ülkelerinde, ve 2000 yılının sonlarından beri Amerika Birleşik Devletlerinde kullanılmasına rağmen güvenilirliği ve kullanım kolayılığı hala daha tartışmalı.

TARİHÇE
Gebeliği erken dönemlerde sonlandırıp düşüğe neden olduğu için düşük hapı olarak adlandırılan bu ilaç yaygın olarak RU486 olarak bilinmektedir. İlk kez Fransa'da Dr. Etienne-Emile Baulieu tarafından 1980 yılında geliştirilmiştir. RU486 adı etken maddeyi üreten ilaç firması olan Roussel-Uclaf'ın ilk harflerinden gelirken 486 ise madde ile ilgili seri numarasıdır. RU486 adı artık pek kullanılmamakta bunun yerine ilacın etken maddesinin adı olan mifepriston tercih edilmektedir.

Fransa ve Çin ilacın en fazla kullanıldığı ülkelerdir. Bunlar dışında 20'ye yakın ülkede kullanımı serbesttir. Ancak bu ilaç eczanelerden kolaylıkla temin edilebilecek bir ilaç değildir. Hemen her ülkede satışı ve kullanımında sınırlandırmalar bulunur ve sadece yetkili doktorlar tarafından verilir. Bazı ülkelerde kontrolü sağlayabilmek için her hapın üzerinde bir numara bulunur ve bu sayede hangi hapı hangi doktor ya da kliniğin satın aldığı bilinebilir.

Amerika Birleşik Devletleri mifepristonun kullanımına uzun yıllar onay vermemiştir. Bu kararda kürtaj karşıtı grupların çalışmaları büyük ölçüde etkili olmuştur. Hatta bu gruplar ilacı üreten firmanın 2. Dünya Savaşı'nda Hitler Almanya'sına ölüm gazlarını satan firmanın bir kolu olduğunu ve sadece bu nedenle bile kullanımına izin verilmemesi gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Kürtaj karşıtı grupların çalışmalarına rağmen yapılan uzun süreli klinik araştırmaların yanısıra kadın hakları savunucu grupların lobileri sonucu ülkenin ilaç ve gıda denetimi yapan ve bunların kullanılıp kullanılamayacağına karar veren en yetkili kuruluşu olan FDA (Food and Drug Administration) Eylül 2000'de ilacın ABD sınırları içinde belirli kurallar dahilinde kullanılmasına onay vermiştir.

Mifepriston ile ilgili düzinelerce bilimsel araştırma yapılmış olmasına karşın ilacın etkinliği ve güvenilirliği konusunda bilimsel arenada hala daha tartışmalar devam etmektedir.

DÜŞÜK HAPI NASIL ETKİ EDER?
Hamileliğin sağlıklı bir şekilde devam etmesi yumurtalıklardan salgılanan progesteron adı verilen hormona bağlıdır. Bu hormonun yokluğunda embryonun yerleştiği endometrium tabakası dökülür ve kanamayla atılır ve gebelik düşükle sonuçlanır. Mifepriston vücutta bulunan progesteronu bloke ederek etki gösteren sentetik bir anti-progesterondur. Mifepriston kullanıldığında sonuçta bir düşük olayı meydana gelir.

Tek başına kullanıldığında her zaman düşük gerçekleşmiyebilir. Tıpkı missed abortusta olduğu gibi bebek içeride ölür ancak rahim dışına atılamıyabilir. Bu durumda düşük hapının amacına ulaşabilmesi için rahim kasıcı başka ilaçlar ile birlikte kullanılması gerekir. Bu amaçla en sık, gerçekte bir ülser ilacı olan ancak ikinci etki olarak içerdiği prostoglandin nedeni ile rahim kasılmalarını başlatan başka bir ilaç kullanılır.

ETKİNLİĞİ NE KADAR?
Mifepriston tek başına kullanıldığında başarı şansı yani gebeliğin bir düşükle sonuçlanması olasılığı %60 civarındadır. Rahim kasılmalarını başlatan ilaçla birlikte kullanıldığında ise bu oran %92'ye çıkmaktadır. Ancak bu oranlar sadece 7 haftalığa kadar olan gebelikler için geçerlidir. Yapılan çalışmalar iki ilacın birarada kullanıldığı durumlarda 9. haftaya kadar kullanılabileceğini göstermektedir. Ancak bu haftalara ulaşıldığında kandaki progesteron seviyesi ilacın bloke edebileceğinden daha fazla olduğu için başarı şansı azalır.

NASIL KULLANILIYOR?
Mifepriston kullanımı korunmasız bir ilişki sonrası alınan haplar şeklinde uygulanan acil doğum kontrolü değildir. Ayrıca düşük hapı ile istenmeyen bir gebeliği sonlandırmak,ağrı kesici alıp başğarısını dindirmek kadar kolay bir işlem de değildir. Aslında ilacın kadınlar ve doktorlar arasında yaygın olarak tercih edilmemesinin temel nedeni de zahmetli olması ve işlemin uzun sürmesidir. İstenmeyen gebeliğin ilaç yardımı ile sonlandırılması 14 gün kadar sürebilir ve en az 3 kere doktor ziyareti yapılması gerekir. İşlemin 3 temel aşaması vardır.

1. İlk aşama kürtaj olmak isteyen kadının tam bir muayenesidir. Tıbbi özgeçmişinin irdelenmesi ve ilacın kullanımına engel bir durumun olamadığı anlaşıldıktan sonra jinekolojik muayene ve inceleme yapılarak dış gebelik olmadığı ve bebeğin 7 haftadan büyük olmadığı saptanır. Daha sonra kişiye uygulama şekli, olası yan etkileri konusunda bilgi verilir, işlemi ve potansiyel yan etkilerini anladığına, işlemin yapılmasına izin verdiğine ve gelmesi gereken günlerde kontrollere geleceğine dair yazılı bir form imzalatılır. Daha sonra hastaya 3 adet mifepriston hapı verilir. Kişi bu hapları doktorun gözetimi altında hemen yuttuktan sonra beklemeye başlır. Kişinin hapları alıp başka birisine vermemesi için doktorun gözü önünde yutması gerekir. Hastaların yaklaşık yarısında 24 saat içinde kanama başlar ve %3-6'sı ilk 48 saat içinde düşük yapar.

2. Kişi 48 saat sonra yeniden doktorunun yanına gider ve düşük olup olmadığı veya bebeğin hala daha canlı olup olmadığı incelenir. Eğer gebelik ürünü tamamen atılmadıysa düşüğün tamamlanması için gerekli olan prostoglandin hapı verilir. Rahim kasılmalarının neden olduğu ağrıların şiddetini azaltmak için ağrıkesiciler reçete edilebilir.Hasta daha sonra 4-6 saat kadar doktorun yanında bekler. Hastaların %90'ından fazlası bu süre içinde düşüğü gerçekleştirir. Dört altı saat içinde düşük olmayanlar ise evine gönderilir ve evde düşük yapması beklenir. Hastaya acil durumlarda ne yapması gerektiği konusunda bilgi verilir.

3. Yaklaşık 14 gün sonra hasta kontrole çağılırır. Bu kontrolde, düşüğün olup olmadığı, eğer olduysa içeride parça bulunup bulunmadığı, enfeksiyon ve kanama gibi komplikasyonların varlığı araştırılır. Eğer hala devam ediyorsa olası konjenital anomali riski nedeni ile gebeliğin kürtaj ile sonlandırılması önerilir. Komplikasyon varlığında uygun şekilde tedavi edilir.

Olguların büyük bir kısmında birden fazla yan etki görülmekte olup bu yan etkilerin %23'ü şiddetli olarak tanımlanmaktadır. Bu hastalardan bazılarının yan etkilerin tedavisi için hastaneye yatırılması gerekmiştir. Tıpkı kendiliğinden oluşan düşüklerde olduğu gibi mifepriston kullanımı ile gerçekleşen düşük de ağrılı bir olaydır.

Mifepriston kullanımına bağlı ölüm olguları bildirilmekle birlikte kontraendike olmayan hastalarda kullanıldığında yönteme bağlı ölüm oranı 200.000'de birdir. Bu oran kürtaj ile karşılaştırılabilecek düzeydedir. Ölümlerin ana nedeni aşırı miktarda kanama ve içeride parça kalması nedeni ile olan enfeksiyonlardır.

Dünya Sağlık Örgütünün araştırmasına göre RU486 kullanımı sonrası tam olmayan düşük gerçekleşmesi durumunda %30 olguda pelvik enfeksiyon ortaya çıkmaktadır. Bunun temel nedenlerinden birisi de ilacın bağışılık sistemini baskılayıcı özelliğidir.

Hastaların %9'unda kanama 30 günden uzun sürmektedir. %7 hastadada kanamayı kesmek için tıbbi tedavi uygulanması gerekirken daha az olguda kan nakli gerekli olmaktadır. Yaklaşık %8 hastada kan hemoglobin değeri %20 oranında düşmektedir.

Öte yandan düşüğü tamamlamak üzere verilen prostoglandin hapının üretici firması ilaç prospektusünde bu ilacin düşük yapmak için kullanılmaması gerektiğini belirten bir ibare bulundurmaktadır. Firma 23 Ağustos 2003 tarihinde tüm sağlık çalışanlarına gönderdiği bir mektupta söyle demektedir: "İlacın hamile kadınlarda üretim amacı dışında kullanımına bağlı olarak anne ve bebek ölümleri, cerrahi onarım gerektiren rahim delinmeleri ve yırtılmaları, histerektomi (rahimin alınması), salpingo-ooferektomi (tüp ve yumurtalıkların alınması), amniyon sıvı embolisi, aşırı vajinal kanama, içeride parça kalması, şok ve kasık ağrısı da dahil olmak üzere ciddi yan etkiler görülebilir. Firma ilacın ülser tedavisi dışında hamile kadınlarda düşük yaptırmak amacıyla kullanımını şiddetle onaylamamaktadır."

KİMLER KULLANAMAZ?
Amerikan İlaç ve Gıda Dairesi (FDA) aşağıdaki durumların varlığında RU-486'nın kullanımını kesinlikle sakıncalı bulmaktadır:
  • 7 haftadan büyük gebelikler
  • Sprial varlığı
  • Dış gebelik varlığı
  • Böbrek üstü bezi ile ilgili patolojilerin varlığı
  • Kanı sulandıran ilaçların kullanımı
  • Kanama sorunu olması
  • Steroid kullanımı
  • İlaç kullanımını takiben 2. ve 3. aşamalarda kontrole gelme olanağının olmaması
  • Acil müdahale edilebilecek olanakların olmaması
  • Kullanılan ilaçlara karşı bilinen bir alerji olması

Öte yandan aşağıdaki durumların varlığında da risklerin yüksek olması nedeni ile mifepriston kullanılması önerilmez.

  • 18 yaşından küçük olmak
  • 35 yaşından büyük olmak
  • Sigara içiyor olmak
  • Astım hastalığı
  • Glokom hastalığı
  • Kalp kapakçık hastalığı
  • Tansiyon düşüklüğü
  • Orak hücreli anemi
  • Karaciğer, akciğer ve böbrek hastalığı
  • Damar tıkanıklığı
  • Şeker hastalığı
  • Kalp hastalığı
  • Yüksek tansiyon
  • Anemi
  • Pelvik iltihabi hastalık varlığı

MİFEPRİSTON İLE DÜŞÜK GÜVENLİ MİDİR?
Tüm bu olası yan etkilerine ve pekçok kadında kullanımının sakıncalı olmasına rağmen uygun kişilerde ve kurallarına uygun şekilde kullanılığında mifepriston ile istenmeyen gebeliklerin sonlandırılması güvenli bir yöntem olarak kabul edilmektedir.

UZUN DÖNEM ETKİLERİ NELERDİR?
1982 yılından beri yapılan klinik çalışmalarda mifepristona ait uzun dönemde olumsuz sayılabilecek bir etki saptanamamıştır. Ancak süre son derece kısa bir süredir ve uzun dönemde kesin olarak zararsızdır diyebilmek için daha fazla çalışmaya ve veriye gerek vardır.

DÜŞÜK HAPININ AVANTAJLARI NELERDİR?

  • Cerrahi bir işlem gerektirmez
  • Genel anesteziye ait riskleri taşımaz.
  • Kürtaja ait komplikasyon risklerini taşımaz
  • Gelişmekte olan ülkelerde uygun şartlarada yapılmayan kürtajlara bağlı ölüm ve komplikasyon riskini azaltır

DÜŞÜK HAPININ DEZAVANTAJLARI NELERDİR?

  • Her kadın için uygun bir yöntem değildir. Gerçekte pek çok kadın bu ilacın kullanımı açısından kontraendikasyon grubuna girer
  • İstenmeyen etkiler daha fazladır
  • Normalde 10-15 dakika süren kürtaja göre genelde çok uzun zaman alır (yaklaşık 14 gün).
  • Hastanın belirli aralıklarla doktora gitmesini gerektirir.
  • Nispeten yeni bir yöntem olduğu için uzun dönem etkileri tam açık değildir.
  • Hastaların yaklaşık %10'unda başarısız olduğu için yine bir kürtaj gerekir.
  • İçeride parça kalma olasılığı kürtaja göre daha fazladır.

DÜŞÜK HAPI YAYGIN OLARAK KULLANILIYOR MU?
Düşük hapı olarak tanımlanan mifepriston kullanıma girdiği zamanlarda doğum kontrol hapından beri yapılan en önemli buluş olarak lanse edilmişti ve klasik kürtaja son vereceği öngörülmüştü. Oysa aradan geçen 20 yıla yakın sürede bu öngörü gerçekleşemedi. Avrupada 600.000, Çin'de 2.000.000'dan fazla kadın istemedikleri hamileliklerini bu yöntemle sonlandırmalarına karşın hala daha kürtaj eski önemini koruyor. Amerika Birleşik Devletlerinde ilacın kulllanıma girmesinin birinci yıldönümünde yapılan bir araştırmada jinekologların kürtaj isteyen hastaların sadece %6-12'sine bu yöntemi teklif ettikleri, kadınların ise sadece %3.5-4'ünün kendilerine önerilen yönteme onay verdiği ortaya çıktı.

Doktorların hapa sıcak bakmamalarının başta gelen nedeni hala daha yöntemin güvenilirliği hakkında duydukları endişe. Öte yandan sigorta sisteminin doktor hatalarında verdiği yüksek cezalardan duyulan korku da işin bir başka yönü. Düşüğün kürtaja göre çok daha uzun sürmesi ve daha yakın ve sık takip gerektirmesi de jinekologların mifepristona sempati duymamalarının bir diğer nedeni. Tedavi sırasında görülen az sayıda ölüm vakası nedeni ile üreten firmaların doktorlara gönderdiği ilaçların güvenli olduğu ancak çok dikkatli kullanılması gerektiği şeklindeki uyarı mektupları da jineklogların endişelerini arttıran bir başka faktör.

Kadınlar açısından bakıldında ise zaten psiklojik yönden travma yaratabilen gebeliği sonlandırma işleminin çok uzun ve zahmetli olması yöntemin bu kadar düşük oranda tercih edilmesinde en önemli etken. Bir başka önemli etken de tedavinin maliyeti. Kürtajın ortalama 300-400 dolara mal olduğu A.B.D.'de pekçok klinik ve doktor hap ile kürtaj için yaklaşık 100 dolarlık ek fatura çıkartıyor. Bazı merkezler ise kürtaj ile düşük hapı tedavisi arasında 2 kata ulaşan fiyat politikaları uyguluyor. Bu farkın nedeni daha fazla takip gerektirmesi ve malpraktis nedeni tazminat ödeme riskinin kürtaja göre daha yüksek oluşu.

ÜLKEMİZDE DURUM?
Türkiye'de şu anda mifepriston satışta değil. Üretici firmanın Türkiye'de de bu ilacı pazarlamak üzere Sağlık Bakanlığına ruhsat başvurusu yapıp yapmadığı konusunda ise bir bilgim yok. Kısacası bugün için ülkemizde istemedikleri bir hamileliği sonlandırmak isteyen kadınlar için tek yöntem kürtaj. Ülkemizde kürtaj son adet tarihinden itibaren 10. haftaya kadar serbest. Bu haftadan sonra ise ancak bebekte bir anomali saptandığında ya da hamileliğin devamının anne adayının hayatını tehlikeye soktuğu durumarda birden fazla doktorun kararı ile yapılabiliyor.



KAYNAKLAR
World Health Organization, "Pregnancy Termination with Mifepristone and Gemeprost: A Multicenter Comparison Between Repeated Doses and a Single Dose of Mifepristone," Fertility and Sterility, 56:1, 1990, at 40.

A. Davis et al., "Bleeding Patterns After Early Abortion with Mifepristone and Misoprostol or Manual Vacuum Aspiration," Journal of the American Medical Women's Assn., Supplement 2000, 141, at 143.

Spitz IM, Bardin CW, Benton L, Robbins A. Early pregnancy termination with mifepristone and misoprostol in the United States. N Engl J Med. 1998 Apr 30;338(18):1241-7.

Letter from Michael Cullen, MD, Searle's U.S. Medical Director, dated August 23, 2000

Kaynak: Dr. Alper Mumcu (www.mumcu.com)

Vajinismus

Vajinismus vajina girişini çevreleyen kasların istemsiz olarak kasılması ve sonuçta penetrasyona izin vermemesidir. Yanlız cinsel işikide değil muayene, tampon gibi bazı durumlara da müsade etmez. Oldukça nadir görülen bir durumdur. Hemen bütün yaş grubundaki kadınları etkileyebilir. Görülme sıklığı tam olarak bilinmemektedir. Bunun nedeni hastaların hekime başvurmada çekingen davranmalarıdır. Tahmin edilen her 100 kadından ikisinde bu duruma rastlanıldığıdır.

Vajinismusu olan kadınlarda cinsel arzu ve orgazm açısından genelde bir sorun yoktur. Bu kişiler cinsel ilişki dışında alternatif yöntemler ile orgazm yaşayabilirler. vajinismus ortaya çıkış şekline göre primer ve sekonder olarak 2 sınıfta incelenir. Primer vajinismusda kişi hayatında hiçbir başarılı cinsel birleşme yaşayamamışken, önceden normal bir cinsel hayatı olan kadınlarda daha sonra ortaya çıkarsa buna sekonder vajinismus denir.

Primer vajinismusun altında yatan en önemli sebep korkudur. Bilinçlatında yaşanan fiziksel ve ahlaki korkular kişinin cinsel birleşmeyi istemesine rağmen gerçekleştirememesine neden olur. Bu durum daha sonraki denemelerde kısır döngüye neden olur ve erkekde de erektil bozukluklara yol açabilir. Bir açıdan bakıldığında primer vajinismus FOBİ olarak kabul edilebilir. Vajinismusda yetersiz istek ve/veya ıslaklığın sağlanamaması söz konusu değildir. Partnere karşı olan isteksizlik ve disparonia'ya neden olan tüm faktörler sekonder vajinismusa yol açabilir.

Tedavide en faydalı yaklaşım çiftlere uygulanan psikoterapidir. Bundan önce ise genel bir jinekolojik muayene altta yatan organik bir nedenin fark edilmesi ve tedavisinin sağlanması açısından önemlidir.Vajinanın plastik kanüller ile genişletilmesi, yapay kayganlaştırıcıların kullanılması zaman zaman fayda sağlayabilir. vajinismusun tedavisi jinekolojinin değil psikiyatrinin ilgi alanına girer.

Araştırmalar profesyonel yardım alan kadınlarda durumun %80-100 oranında düzeldiğini göstermektedir. Pozitif sonuçları etkileyen önemli faktörlerden birisi de anksiyete yaratan bu durumun tedavisi esnasında eşinden glen ruhsal destektir. Hastaya bunun kadınlık ile ilgili olmadığı anlatılmalıdır.


Kaynak: Dr. Alper Mumcu (www.mumcu.com)

Kizlik Zari

Hemen hemen bütün toplumlarda değişik derecelerde sosyolojik öneme sahip olan kızlık zarı tıbbi literatürde Hymen (himen) olarak adlandırılır. Hymen aynı zamanda Yunan ve Roma mitolojisinde Baccus (Dionysus) ve Venüs'ün (Afrodit) oğlu olan ve elinde bir meşale tutan evlilik ve düğün tanrısının adıdır. Gerdek gecesi bu Tanrı'ya adandığından kızlık zarı da aynı isimle anılmaktadır. Mitolojik bireylerin yanısıra 19. yüzyılda yaşamış bir besteci olan Frederic Hymen Cowen'de talihsiz bir seçimle bu kelimeyi yaşamı boyunca isim olarak taşımıştır.

Kızlık zarının fizyolojik amacı ve görevi kadın vücudunun bugüne kadar açıklanamamış pekçok sırrından birisidir. Spesifik bir görevi yokmuş gibi görünmesine rağmen özellikle embryonik dönemde mikroorganizma ve yabancı cisimlerin vajina içine girişini önlediği düşünülmektedir. Tıbbi açıdan bakıldığında ise özellikle gelişmiş toplumlarda en sık cinsel şiddete ve istismara maruz kalan çocukların tanınmasında incelenmektedir.

İnsanoğlunun tarihsel gelişimi süresince pekçok toplum hymeni saflığın ve el eğmemişliğin yani bekaretin sembolü olarak görmüştür. Bu inanışın yansımaları hala daha özellikle bizim toplumumuz gibi gelişmekte olan toplumlarda sıklıkla yaşanmaktadır.

Günümüzde kızlık zarının anatomik ya da fizyolojik değil sosyolojik bir fonksiyonu vardır.

Anatomi
Kızlık zarı belirli bir yapıda değildir. Anatomik olarak vajinayı oluşturan ve mukoza adı verilen dokunun vajina girişini oluşturan doku kıvrımıdır. Yani kızlık zarı vajina içinde değil vajinanın hemen girişinde dudakların yaklaşık 1-1.5 santimetre içindedir ve küçük dudaklara bağlıdır.Dış genital oluşumlardan birisi olarak kabul edilir.Dışarıya bakan ön yüzü deriye, vajina içine bakan arka yüzü ise mukozaya benzer. Kız çocukların hemen hepsine bulunan hymen çok nadir olarak doğuştan hiç bulunmayabilir. Çocukluk çağında daha sert olan doku ergenlikle birlikte östrojen hormonunun salınmasına bağlı olarak değişime uğrar ve esneklik kazanır.

Kızlık zarı vajina girişini tamamen kapatmaz, ortasında adet kanının ve vajinal salgıların dışrıya akmasını sağlayan bir delik bulunur. Bu deliğin şekli ve yapısı hymen türlerinin belirlenmesinde kullanılır. Kızlık zarının şekli, kalınlığı ve elastikiyeti kişiler arasında büyük farklılıklar gösterir.

Kızlık zarının türleri

Annüler Hymen En sık görülen hymen şeklidir. Burada kızlık zarı halka şeklinde vajna girişini kaplamaktadır. Ortasında yine halka şeklinde bir delik bulunur. Karadeniz ve arkadaşları yaptıkları araştırmada kadınların %94.7'sinde kızlık zarının annüler olduğunu göstermişlerdir. Yurtdışında yapılan çalışmlarda ise annüler kızlık zarının kadınların %60-95'inde bulunduğu saptanmıştır.

Kresentrik Hymen Yarımay şekinde olan kızlık zarıdır. Genelde klitorise yakın kısımlarda zar daha incedir yada hiç yoktur. Arka kısımda ise daha beligindir. Görülme sıklığı %3.5 ile %20 arasında değişmektedir. Bu tür zarlar genelde ilişki sırasında yırtılmaz.

Septalı Hymen Bu hymen türünde ortadaki deliğin ortasında bir köprü gibi görünen doku parçası vardır. Kadınların %1.5-5'inde hymen bu yapıdadır.

Kribriform Hymen Hymenin ortasında tek değil birden fazla delik vardır. Bu görüntü dantele benzer. Görülme sıklığı %1'den daha azdır.

İmperfore hymen Bu zar türünde vajina girişi tamamen kapalıdır ve hymenin ortasında delik yoktur. Bu zar türüne sahip kızlar hiç adet kanaması görmezler. Normal şekilde gerçekleşen kanama vücut dışına atılamaz ve hymen arkasında vajina içinde birikir. Oldukça ağrılı bir durumdur ve hymenin doktor tarafından cerrahi bir işlemle açılması gerekir.

Mikroperfore hymen Hymen ortasındaki delik çok küçüktür. Adet kanaması olur ancak oldukça ağrılıdır. Bir kısım hastada cerrahi müdahale ile açılması gerekir.

Multipar hymen Doğum yapmış kadınlarda kızlık zarından geri kalan kısımlar karünkül olarak adlandırılır.

Şekil dışında kızlık zarları deliğin ve serbest kenarın karakteri, zarın kalınlığı ve mukavemetine göre de sınıflandırlabilir.

Kızlık zarı genelde ilk ilişki ya da yabancı bir cisim girişi ile yırtılır. İlk cinsel ilişki esnasında hymen ortasındaki delik penis çapından küçük olduğu için halka şeklindeki zar birkaç yerden yırtılır ve az miktarda kanama meydana gelir. Bu yırtıklar birkaç gün içinde nedbeleşir ve bir daha kanama olmaz. Çok nadiren ilk ilişkiyi takip eden bir kaç ilişki sırasında da kanama görülebilir. Bazen bir ilişki olmasa da kızlık zarının serbest kenarı düz olmaz ve çentikler bulunur. Kadınların yaklaşık %20'sinde bu tür çentikler bulunur.

İlk ilişkide kızlık zarı mutlaka bozulur mu ?
Hayır. Kızlık zarının özgün yapısı bazı kadınlarda penis girişine müsade eder ve çok defa ilişkide bulunsa bile zarda yırtık meydana gelmez. Bu tür zarlara duhule müsait ya da ilişkiye müsait zar adı verilir. Halk arasında ise elastik zar olarak adlandırılır. Kadınların %26-41'inde zar duhüle müsaittir ve ilk ilişkide kanama olmaz.

Kızlık zarının bozulması ağrıya neden olur mu ?
Bazı kadınlarda ilk ilişki sırasında ciddi miktarda bir ağrı olabilir. Ancak genelde herhengi bir rahatsızlık olmaz. Burada erkeğin davranışı ve yaklaşımı son derece önemlidir. İlk ilişki ister istemez her kadında endişe ve korkuya neden olur. Erkeğin yavaş ve yumuşak davranışı olayın ağrısız olmasını kolaylaştırır.

Kanamanın miktarı ne kadardır ?
Kanamanın miktarı genelde çok azdır ve kısa sürede kendiliğine durur. Çok nadiren hymen arkasından bir damar açığa çıkar ve kanama durmaz. Bu gibi durumlarda cerrahi müdahale ile dikiş atılmsı gerekebilir. Bazı durumlarda ise vajina girişinde va hatta içinde yırtıklar meydana gelebilir, şiddetli ve durmayan bir kanama görülebilir. Bu gibi durumlarda cerrahi müdahale ile dikiş atılması gereklidir. Atılan bu dikiş kızlık zarını onarmaz.

Kızlık zarı bozulduğunda mutlaka kanama olur mu?
Hayır. Bazı durumlarda zarda yırtık meydana gelmesine rağmen kanama olmayabilir.

Kanama olması kızlık zarının bozulduğunu mu gösterir?
Hayır. Bazı durumlarda kızlık zarı bozulmaz ancak dış kısımlarda yırtık ya da sıyrık olabilir ve buralardan kanamalar görülebilir.

Kızlık zarı ilişki dışında başka bir yolla bozulabilir mi?
Kızlık zarı genelde vajina içine giren ve genişliği hymen ortasındaki halkadan daha büyük olan cisimler ile bozulur. Ancak bazen ata ya da bisiklete binme, bacakları çok açmayı gerektiren bale gibi aktiviteler ya da kaza ve travma sonrasında da bozulabilir ya da zedelenebilir.

Mastürbasyon kızlık zarına zarar verir mi ?
Hayır. Vajina içine birşey sokmaya teşebbüs edilmediği taktirde mastürbasyon ile kızlık bozulmaz.

Kızlık zarı kendi kendine iyileşir mi?
Hayır. Bir kez zedelenen kızlık zarı daha sonra hiç ilişki olmasa bile kendi kendini onarmaz.

Kızlık zarının ne zaman bozulduğu anlaşılabilir mi ?
Hayır. Eğer aradan 7-8 günden fazla zaman geçmişse anlaşılamaz.

Kızlık zarı bozulmadan hamile kalınabilir mi ?
Evet. Kızlık zarı gebeliğe karşı koruma sağlamaz. Kızlık zarı sağlamken (elastik ya da dışarı boşalma) spermler içeri girebilir ve dış gebelik de dahil olmak üzere hamilelik oluşabilir.

Kızlık zarı bozulmadan muayene ya da kürtaj yapılabilir mi?
Evet. Zar yapısı uygun olan kişilerde hymen yapısına zarar vermeden spekulum incelemesi hatta kürtaj dahi yapılabilir. Öte yandan akıntı sorunu olan hemen hemen tüm bakire genç kızlarda ve kız çocuklarında vajinal kültür alınabilir.

Kızlık zarının bozulduğu nasıl anlaşılır ?
Bu ancak muayene ile anlaşılır. Muayene son derece kısa ve ağrısız bir işlemdir. Doktorunuz gazlı bez ile büyük dudakları ayırarak kızlık zarını gözler. Kendi kendine kızlık muayenesi olmaz. Ayna ile hymeni görebilirsiniz ancak bunu yorumlamak deneyim gerektirir. Bazı durumlarda jinekolog bile buna karar veremeyebilir ve kolposkopik incelemeye gereksinim duyabilir. Özellikle doğal çentik bulunan hymen varlığında karar vermek güç olabilir.

Kanama öyküsü vb. ile kızlık zarının bozulup bozulmadığı anlaşılamaz.

Kızlık zarı tamir edilebilir mi?
Evet. Kızlık zarı tamir edilebilir ve bu işleme himenoplasti (hymenoplasty) ya da hymenorraphy adı verilir. Bunun için ne zaman ya da kaç defa ilişki olduğu önemli değildir. Doğum yapmış kadınlarda bile kızlık zarı tamir edilebilir. Kızlık zarının tamir edildiği ancak jinekolog ya da adli tabip tarafından anlaşılabilir. Ancak kızlık zarı tamirinde kanama olması %100 garanti edilemez. Gerçekte bozulmuş olan zarın tamamen tamir edilmesi ve eski haline getirilmesi olanaksızdır.Son derece ince yapıda olan bu doku genelde dikiş tutmaz. Ortamda bulunan fazla sayıdaki mikroorganizma nedeni ile yara yeri kolayca enfekte olabilir. Buna karşılık vajina duvarından alınan parçalar ile yeni bir hymen yapılabilir. Bu durumun hukuksal ve ahlaki boyutu tartışmalı olmakla beraber bizim toplumumuz gibi bekaret nedeni ile cinayetlerin bile yaygın olarak görüldüğü toplumlarda zaman zaman hayat kurtarıcı olabilmektedir.

Kızlık zarı tamiri ile ilgili olarak tüm dünyada tartışmalar sürmektedir. Ancak bu yapay bekaretin ne kadar gerekli olduğu konusunda fikir birliği yoktur. Özellikle batılı yazarlar bunun son derece gereksiz bir işlem olduğunu düşünürken bazıları işlemin etik açıdan estetik ameliyattan farklı olmadığı fikrindedirler. Açıkçası hymen onarımı talep eden kadınlar buna yaşadıkları toplumsal çevreye bağlı olarak sosyal statülerini, mutluluklarını hatta yaşamlarını devam ettirebilmek için gerek duyduklarını belirtmektedirler. Gerçekten de 1996 yılında Lancet dergisinde yayınlanan bir makelede kızlık zarı tamirinin Mısır'da ilk gece cinayetlerini %80 oranında azalttığı ileri sürülmektedir.

Yeniden elde edilen bekaretin bedeli çok da düşük değildir. Berkeley Tıp Dergisinde yayınlanan bir araştırmada Mısır'da kadınların bu işlem için 100-600 Amerikan doları ödedikleri, Türkiye'de ise ücretlerin 140-1500 Amerikan Doları arasında değiştiği belirtilmektedir.

Her doktor bu ameliyatı yapabilir mi?
Hayır. Pekçok jinekolog bu ameliyatı prensip olarak yapmaz. Ancak Amerika Birleşik Devletleri de dahil olmak üzere dünyanın hemen her ülkesinde bu ameliyatı yapan doktor ve klinikler mevcuttur.

Ameliyat ne zaman yapılmalıdır ?
Bu yapılacak olan ameliyatın türüne bağlıdır. Bazı ameliyatlar ilişkiden bağımsızken bazı tür dikişler evlenmeden 3 gün önce yapılmalıdır. İşlem genelde 30 dakika kadar süren, genel ya da lokal anestezi altında yapılabilen nispeten basit bir operasyondur.



Kaynaklar
Kandela P Egypt's trade in hymen repair. Lancet 1996 Jun 347:1615
Karadeniz Z, Hancı İH, Gövsa F, Arsoy Y, Yavuz İC, Ege B. Kızlık zarları. 7.Ulusal Adli Tıp Günleri(1-5 Kasım 1993, Antalya) Poster sunuları kitabı,343-348, 1993.
Sue Yeon Choi Restoring Virginity:Hymen repair surgery saves lives at the expense of deception Berkeley Medical Journal Fall 1998 Edition http://www.ocf.berkeley.edu/~issues/fall98/hymenrep.html)


Kaynak: Dr. Alper Mumcu (www.mumcu.com)

Cuma, Nisan 25, 2008

Bel Soğukluğu

Önce idrar yolunda sızlama ardından ağrılı idrar yapma gibi şikayetler ortaya çıkar.İlk olarak süt kıvamında olan akıntı giderek koyu cerahat görüntüsü alır.Kadınlarda belirtilerin ortaya çıkması 1-3 hafta kadar zaman alabilir.İdrar şikayetleri olabileceği gibi vajinal akıntıile de kendini gösterebilir.Anal(makat yoluyla )ilişki ile bulaşması halinde anüs bölgesinde ve dışkılama sırasında rahatsızlık hissi duyulur.Oral (ağız yoluyla)seks de bulaşma olabilir Böyle hallerde boğazda ve bademciklerde kızarma iltihaplanma ,yutkunurken ağrı gibi şikayetler görülebilir.

Mikrobun göze bulaşması halinde cerahatli konjonktivit (göz zarı iltihabı) görülebilir.
Neisseria gonorrhea adı verilen bir bakteri ile bulaşan belsoğukluğunun tedavisinde antibiyotikler kullanılır. Hastanın ve hastalığın durumuna uygun olarak doktorun belirleyeceği antibiyotikleri yine doktorun belirleyeceği doz ve sürede kullanarak hastalıktan kurtulmak mümkün olabilmektedir. Tedavi geciktirildiği taktirde prostat ve eklemler gibi diğer organlarda kronik iltihaplar yaratabileceği için tedaviye mümkün olduğunca erken başlamak yararlıdır.

Haber Editörü : yunus Örs
Haber Kaynağı : Genetikbilimi.com

Cumartesi, Nisan 19, 2008

Baharda Alerjiye Dikkat

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Alerji ve Astım Ünitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ömer Kalaycı, Nisan-Haziran ayları arasında çayır polenlerinin etkili olduğunu belirterek, "Polen alerjilerinde burun, akciğer ve deride rahatsızlıklar ortaya çıkar. Deride daha az şikayete neden olan polen alerjileri, çoğunlukla burun ve akciğeri etkiler" dedi.

Kalaycı, "polen" adı verilen çiçek tozlarının özellikle bahar aylarında alerjik şikayetlere neden olduğunu söyledi.

Erken bahar döneminde ortaya çıkıp kısa ömürlü olan ağaç polenlerinin Mart ayında, bahçelere ekilen kısa çimlerden kaynaklanan çayır polenlerinin Nisan-Haziran ayları arasında, ot polenlerinin ise Eylül ve Ekim aylarında etkili olduğunu anlatan Kalaycı, Türkiye'de ve diğer Avrupa ülkelerinde en yaygın şikayetlere çayır polenlerinin yol açtığını belirtti.

Kalaycı, "Polen alerjilerinde burun, akciğer ve deride rahatsızlıklar ortaya çıkar. Deride daha az şikayete neden olan polen alerjileri, çoğunlukla burun ve akciğeri etkiler" şeklinde konuştu.

Etkilenmenin burunda olması halinde "alerjik nezle", akciğerde olması halinde ise "alerjik astım" rahatsızlığının ortaya çıktığını belirten Kalaycı, "Yeni yaklaşımlara göre burun ve akciğeri tek bir hava yolu olarak değerlendiriyoruz. Çünkü astımlı hastaların yüzde 80'inden fazlasında alerjik nezle vardır. Alerjik nezlesi olanların ise yüzde 20-40'ında astım vardır" dedi.

Alerjik nezle ve astımın belirtileri
Kalaycı, alerjik nezlenin burun akıntısı, hapşırma, burunda kaşıntı ve tıkanıklık; astımın ise tekrarlayan öksürük, hırıltı, nefes darlığı ve atakları, göğüsten ıslık sesi gelmesi, koşma, ağlama ve gülmekle ortaya çıkan veya gece uyandıran öksürük gibi belirtileri olduğunu belirterek, polenlerden korunmanın mümkün olmadığını ancak, buna karşı çeşitli önlemler alınabileceğini bildirdi.

Polen alerjisi olanlara "polenlerin yüksek olduğu mevsimlerde daha ziyade kapalı ortamlarda vakit geçirmeleri, evlerini daha az havalandırmaları, bunun yerine klima kullanmaları ve araç klimalarına polenleri süzen filtre taktırmaları" önerilerinde bulunan Kalaycı, şunlara dikkati çekti:

"Polen alerjilerine bağlı astım ve alerjik nezle hastasının temel tedavisi ilaç tedavisidir. Bunun için de hem polen mevsiminde yakınmaların ortaya çıkmasını önleyici koruyucu hem de yakınmaları ortadan kaldıran kurtarıcı ilaçlar kullanılır.

Hastaların bir çoğunda polen mevsimi boyunca tedavi almak yeterlidir. Ancak, bazı hastaların önemli bölümünde polen mevsimi dışında da, özellikle gribal enfeksiyonlarla alevlenen yakınmalar olabileceği akılda tutulmalıdır."

Kalaycı, ülkede alerjik nezlenin görülme sıklığının yüzde 5-8, astımın görülme sıklığının ise yüzde 4-5 arasında olduğunu kaydetti.

Polen aşısı
Polen alerjisine bağlı astım ve alerjik nezleye karşı polen aşısının da bir tedavi yöntemi olarak uygulanabileceğini ifade eden Kalaycı, "Ancak, aşı yalnızca ve yalnızca uygun ilaç tedavisine rağmen kontrol altına alınamayan hastalarda düşünülmeli, kullanılıp kullanılamayacağına da alerji uzmanları karar vermelidir" uyarısını dile getirdi.

"Çocuklar da uyanık olmalı"

Alerjik nezlesi olan çocuklarda astım gelişme riski bulunduğunu, bu nedenle ailelerin bu konuda uyanık olması gerektiğini ifade eden Kalaycı, alerjik nezlenin uygun şekilde tedavi edilmesi halinde astım gelişme riskinin azaltılabileceğini vurguladı.

Etiketler: polen, polen asisi, nezle, bahar nezlesi, grip, bahar, astim, alerji, bahar alerjisi

Kaynak: http://www.cnnturk.com/SAGLIK/haber_detay.asp?PID=164&haberID=450487

Kadinlar Cinsellikte Mutsuz

Özel Cinsel Tıp Enstitüsü Başkanı Dr. Cem Keçe, Türk kadınlarının cinsel açıdan mutlu olduklarının söylenemeyeceğini savundu. Keçe, yaptığı açıklamada, mutluluk veren bir cinsel yaşamın eşleri daha huzurlu, mutlu ve çevrelerine karşı sevecen hale getirdiğini, birbirlerine bağladığını, yakınlaştırdığını ve bütünleştirdiğini ifade eden Keçe, "partnerlerine karşı sevgi ve saygısı olmayan çiftlerin sağlıklı ve mutlu bir cinsel yaşamlarının olmasının beklenemeyeceğini" anlattı.

Keçe, cinsel sağlık ve cinsel eğitimin, insan hayatı boyunca öğrenilmesi ve önemsenmesi gereken önemli bir süreç olduğunu dile getirerek, şöyle konuştu: "Türk kadınlarının cinsel olarak mutlu olduklarını söylemek güç. Çünkü toplumumuzda kadın bir cinsel varlık olarak değil, sadece erkeğin ihtiyaçlarını karşılamakla yükümlü, duyguları olmayan ve seksten zevk alması çok da gerekmeyen bir varlık olarak görülür. Yine yetiştiriliş tarzı da bu durumu körükler. Yetişme çağında erkekler cinsel teşebbüslerde bulunmaları için toplum tarafından teşvik edilirken, kızların cinsellikle ilgili konuşmaları ayıp ve yasaktır. Her zaman kendilerini korumak, hareketlerine dikkat etmek ve evlenene kadar saflıklarını ve masumiyetlerini korumak zorundadırlar.

Cinsel beraberlikte de kadın ne istediğini, nelerden zevk aldığını söyleyemez. Bu şekilde yetiştirilen ve her zaman bu tarz öğütler alan kimselerin de cinsellikten zevk almalarını beklemek hayal olur. Ancak, cinselliği yaşamak ve zevk almak kadının en doğal hakkıdır. Bu nedenle kadınlar önce kendilerini keşfetmeli, nelerden zevk aldıklarını araştırmalı ve cinsellikle ilgili doğru bilgiler içeren yayınları okumalıdırlar.

Bunları her zaman eşleriyle paylaşmalıdırlar." Cinsel eğitimin önemi Keçe, cinsel eğitimin önce aile içinde başladığını, daha sonra okullarda öğretmen, akran grupları, doktorlar, bu alanda çalışan diğer sağlık elemanları ve medya aracılığıyla devam ettiğini belirterek, toplumun genel cinsel sağlığı korumak, çocuklar ve ergenlerin erişkin yaşama sağlıklı bir geçiş yapabilmelerini kolaylaştırmak için eğitimin her geçen gün daha da önem kazandığını söyledi.

Cinsel eğitimin kademeli olarak anaokulundan itibaren biyolojik değişiklikler ortaya çıkmadan verilmeye başlanmasını önerdiklerini bildiren Keçe, ayrıca öğrencilere yönelik okul sağlık hizmetlerinin, öğretmenler ve okul sağlığı hemşireleriyle rehberlik ve danışmanlık hizmetleri çerçevesinde cinsel sağlığı daha çok kapsayacak şekilde artırılması gerektiğini vurguladı. Cem Keçe, Danimarka, Hollanda, Portekiz ve İsveç gibi Avrupa Birliği ülkelerinde olduğu şekliyle okul ders programlarında cinsel eğitime yer verilmesini tavsiye ettiklerini sözlerine ekledi.

Kaynak: http://saglik.milliyet.com.tr/detay.asp?prm=0,9728944&id=4897

Erkan Bosalma Bosanma Sebebi

Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Metin, erken boşalma sorunu olan erkeklerin eşlerine güven duymadığını, bu nedenle de boşanma oranlarının arttığını söyledi.

Erkeklerde en sık görülen cinsel fonksiyon bozukluğunun erken boşalma olduğunu belirten Prof. Dr. Metin, Erken boşalma, erkeklerin en ufak bir cinsel uyarıyla kişinin istemi olmaksızın ve kontrolü dışında boşalmasıdır. Cinsel ilişkinin kişilere yeterince zevk alınacak süre kadar geciktirilememesi de erkeklerde utanma ve partnerini doyuma ulaştıramama duygusu, kadınlarda ise hayal kırıklığına neden olmaktadır. Evliliklerin çoğu, erken boşalma problemi nedeniyle boşanmayla bitmektedir'' dedi.

Prof. Dr. Metin, yabancı kaynaklı bir araştırmada Alman erkeklerin 6.9 dakika, Fransızların 9.3 dakika, İtalyanların 9.6 dakika, Amerikalıların ise 13.6 dakikada boşaldıklarının belirlendiğini açıklayarak, şunları söyledi: Türk erkeklerinin de en büyük sorunu erken boşalmadan kaynaklanıyor. Erken boşalma sorunu olan erkeklerin çoğu bu durumu psikolojik bir olay olarak görmekte, partnerlerini elle veya cinsel objelerle uyarma yoluna gitmektedir. Erken boşalma sorunu olan erkekler eşlerine güven duymamakta, bu nedenle de boşanma oranları artmaktadır.''

Araştırmada, 2 bin 648 erkekte cinsel ilişkilerin yüzde 50'sinden fazlasından erken boşalma sorunu tespit edildiğini de söyleyen Prof. Dr. Metin, Erken boşalma sorunu olan erkekler, doktora başvurma yerine kendi kendilerine birçok yöntem uygulamakta. Bu da kişinin cinsel duygularında azalma, duygusal, sağlık ve sosyal ilişkilerde problem yaşamasına neden olmakta, psikolojik nedeniyle de eşiyle boşanma yolunu seçmektedirler'' diye konuştu. Benzer bir araştırmanın şimdiye kadar Türk erkekleri üzerinde yapılmadığı da belirtildi.

Etiketler: erken bosalma, cinsel sorunlar, cinsellik, cinsel saglik, erken bosalma tedavisi

Kaynak: http://saglik.milliyet.com.tr/detay.asp?prm=0,5083518&id=5394

Gozaltindaki Halkalara Son

Herhalde göz altındaki morluk ve halkalar kadar can sıkıcı bir sorun olamaz! Üstelik hemen hemen tüm kadınlar bu sorunu yaşıyor. Ancak bazıları her zaman, bazılarıysa dönem dönem diye eklemekte fayda var...

Peki göz altlarında morluklar niçin oluşuyor?
Uzmanlar bunun çeşitli nedenleri olduğunu belirtiyor. Onlara göre buradaki önemli nokta sorunun sürekli mi yoksa dönemsel mi olduğu. Çünkü dönemsel ve kronik göz altı morluklarının farklı nedenleri var. Göz altında kronik bir şekilde morluk ve halka oluşmasının başlıca nedeni bu bölgedeki ince, kılcal damarlarla ilgili sorunlar. Ayrıca yorgunluk ve uykusuzluk, güneş ışınları, alerjiler, bazı ilaçların uzun süre kullanılması da dönemsel olarak sorunu ağırlaştıran etkenler. Kronik göz altı morluklarıyla baş etmenin en iyi yolu buna özel üretilmiş kozmetik ürünlerden faydalanmak. Dönemsel sorunlardaysa, sorununun kaynağıyla savaşmak en akıllıca olanı.

1. Kılcal damarların kan sızdırması Yapılan dermatolojik araştırmaların birçoğu gösteriyor ki; siyah halkalar göz çukurlarındaki kılcal damarların içinde yer alan hemoglobinin oksidasyonuna bağlı. Başka bir deyişle göz çukurundaki kılcal damarlar, kanı sızdırarak sızan kanın oksijene maruz kalmasına yol açıyorlar. Bu sızıntıyla meydana gelen oksidasyon göz çevresinin mor hatta siyah renge bürünmesine neden oluyor.

2. Güneş ışınlarına maruz kalma Özellikle koyu tenli kişilerin yaz aylarında, koruyucu kullanmadan güneş ışınlarına maruz kalmaları göz altlarında hiper pigmentasyon denilen durumun olmasına yol açıyor. Yani göz altlarında fazla miktarda melanin pigmenti salgılanıyor, bölge koyu renkli bir hal alıyor.

3. Alerjiler, astım ve egzama Gözlerinizin kaşınmasına ve sulanmasına neden olan tüm durumlar, göz altlarında da halkalar belirmesine yol açabiliyor. Alerjiler, astım ve egzama gibi hastalıklar nedeniyle gözlerinde problem yaşayan kişiler genellikle bunların devamında gözaltı halkalarından da şikayetçi oluyor.

4. İlaç kullanma Bazı ilaçların uzun süre kullanılması, damarların genişlemesine neden olabiliyor. İnce gözaltı cildinin altındaki damarların genişlemesi de, bu bölgenin koyu renkli görünmesine yol açabiliyor.

5. Dengesiz beslenme Dengesiz ve eksik beslenme, yeterli vitamin ve mineral alınmamasına bu da göz altlarında renk değişikliğine yol açabiliyor.

6. Yorgunluk, uykusuzluk Uykusuzluk ve yorgunluk, tüm yüzün daha soluk görünmesine neden oluyor. Bu da tabii ki, gözaltındaki halkaların daha belirginleşmesine yol açıyor. Ancak yorgunluğun ve uykusuzluğun yol açtığı bu durum geçici.

7. Yaşlanma Göz altlarında morluk ve halkalar bulunan kişilerin bu sorunu, çoğu zaman yaşla birlikte daha ciddi bir hal alıyor. Bu bölgedeki, pigmentasyon lekeleri, kırışıklar ve torbalanmalar da morluk ve halkaları belirginleştiriyor.

Kaynak: http://saglik.milliyet.com.tr/detay.asp?prm=0,1031308&id=5968

Cinsel Pozisyonlar

Misyoner Pozisyonu
En alışılmış pozisyon, erkeğin üstte, kadınla yüz yüze olduğu pozisyondur. Kadınların çoğu bu pozisyonu yeğler. Bir çift, birleşmeye bu pozisyonla başlayabilir; erkeğin orgazmını geciktirmek amacıyla, birleşme sırasında pozisyon değiştirebilir ve daha sonra birlikte orgazm için en uygun pozisyon olan misyoner pozisyona dönülerek birleşmeye son verilebilir.

Misyoner pozisyonu, öteki pozisyonların çoğundan daha elverişlidir. Birleşme daha az derin, uzun süreli ve duygusal ya da derin, kısa süreli ve sert olabilir.

Misyoner Pozisyonunun Temeli bu pozisyon kadını gevşetir, birleşmeyi kolaylaştırır ve erkeğin alt karın darbelerine yardım eder.

Aynı zamanda karşılıklı okşamaya ve öpüşmeye de uygundur. Bununla birlikte, derin birleşme, daha fazla hareket özgürlüğünden hoşlanan bazı kadınları rahatsız eder.

Erkek çok ağırsa ya da erken boşalma sorunu varsa ya da kadın ileri gebelik dönemindeyse, bu pozisyon uygun değildir.

Kadinin Ustte Oldugu Pozisyonlar
Misyoner pozisyonunun karşıtı olan pozisyonda çift, yüz yüze ve kadın erkeğin üstünde ata biner gibidir.

Bu ona, cinsel ilişkinin şiddetini ve süresini denetleme olanağı sağlar. Diz çökmüş olarak başlayıp pozisyon da değiştirebilir.

Örneğin, teması kaybetmeden uzanabilir. Bazı seksologlar bu pozisyonun iki eşe de en çok haz veren pozisyon olduğunu ileri sürmektedirler.

Bu pozisyonda, kadın erkeğin ağırlığından kurtulmuş olduğundan pelvis darbeler yapabilir ve birleşmenin derrinliğini duyabilir. Erkek onu serbestçe okşar ve orrgazmı geciktirebilir. Bu pozisyon özellikle kadının kısa ve erkeğin uzun olduğu çiftler için uygundur.

Ancak kadın otururken yapılacak ters bir hareket acı verebilir, pasif rol erkeğin hoşuna gitmeyebilir. Bu pozisyon gebe kalmaya pek uygun değildir

Partnerlerin Yan Yana Oldugu Pozisyonlar
Eşlerin birbirlerinin ağırlığını taşımak zorunda kalmamaları ve kollarının serbest kalıp birbirlerine sarılabilmeleri, bu pozisyonun üstünlükleri arasında sayılabilir. Bunun yanı sıra, bazı çiftler yeterli uyarı olanağı vermediğini öne sürerek bu pozisyonu elverişsiz bulmaktadır.

Ayakta Olan Pozisyonlar
Ayaktaki pozisyonlar genellikle aceleyle, gizli ve rahatsız koşullarda uygulanmaktadır. Bazı pozisyonlar erkeğin eşini yerden kaldırmasını gerektirir. Bu boy sorununu ortadan kaldırır. Ancak erkeğin yorulmasına neden olabilir. Daha kısa olan eş bir eşyanın, örneğin, kalın bir kitabın üstünde ayakta durabilir

Bununla beraber, en iyi koşullarda bile eşlerin boyları farklı ise durum zorlaşır.

Diger Pozisyonlar
Çoğu kişiler arka yolla birleşmenin doğaya aykırı olduğunu savunurlar.

Oysa ki, hemen hemen tüm memeliler yalnızca bu şekli uygular.

Bu yeterli derecede derin birleşmeyi ve klitoris üzerinde hoşa giden bir baskı sağlar.

Uzanarak, diz çökerek, oturarak ve ayakta uygulanan değişik pozisyonlar vardır.

En azından bunlardan bazıları her yaşta çifti tatmin etmektedir.

Hatta bazı pozisyonlar, öteki birleşme şekillerinin çoğunu olanaksız kılan fiziksel koşullarda olan kişilere özellikle uygundur.

Gebe Kalmak Icin Uygun Pozisyonlar
Kadın, dizleriyle erkeğin omuzlarına dayanır. Bu, kilolu kadınlarda tam birleşmeye ve spermlerin rahim ağzının yakınında birikmesine yardım eder.

Diz çökmüş olarak yapılan arka yolla birleşme, eğer rahim retrovers (arkaya dönük) ise spermlerin rahim kanalına ulaşmasını sağlar.

Gebelik Zamani Cinsel Pozisyonlar
Geçmişteki kendiliğinden düşükler nedeniyle, doktor tarafından ilk üç ayda ilişki yasaklan- mamışsa, gebelik süresince önerilir. Çift, normal ilişkide bulunabilir. Gebeliğin ilerlemesi ve kar- nın büyümesi ile klasik ilişkiler zor ya da olanaksız olmaya başlar. İleri gebelik dönemindeki bir kadın için karına doğrudan basınç yapılmasıından sakınan ya da en azından birleşmenin derinliğini denetlemeye izin veren pozisyonlar gereklidir.

Eşler, yatak üzerinde bir arka yolla birleşme pozisyonunda diz çökerler ve erkek, çok derine itmekten kaçınır.

Kadın, bacakları, vücudunu taşıyacak şekilde, açık olarak yatar. Karın üzerine basıncın olmaması bu pozisyonu gebeliğin son dönemlerine uygun kılar. Çift, arka yolla birleşmek için yan yatar. Burada da karına baskı yoktur.

Çift bir sandalye üzerinde birbirine sarılır. Kadın, erkeğin üzerine oturur. Böylece birleşme- nin derinliği denetlenebilir.

Cuma, Nisan 18, 2008

Genital Bolge Estetigi

Cinsellik günümüzde tabu olarak yaşanmaya devam ettiği sürece, marjinal uçları olan dünyamızda insanların hayatlarında hep bir şeyler eksik olmaya devam edecektir.

Dünyadaki estetik görüş,insanı bir bütün olarak değerlendirme eğiliminde olup son trendlerde de genital estetikten bahsedilmektedir. Nasıl ki,her yaşın ayrı bir güzelliği vardır ve yaşa , ihtiyaca göre yapılacak estetik operasyonlar farklılık arzederse,kadın vücudunun bir parçası olan genital sisteminde,fonksiyonel ve estetik görünümü açısından estetik operasyonlara ihtiyacı olabilir.Bazı estetik operasyonların belirli dönemlerde yapılması kişiyi gereksiz olarak yaşayacağı birçok sıkıntıdan kurtarabilir.Örneğin bir çocuğun kepçe kulakları ilk sosyal ortamı olan ilkokul öncesi 6 yaş civarında düzeltilmesi okulda yaşayacağı bir çok olumsuzluktan onu koruduğu gibi,cinsel organında anatomik olarak şekil bozukluğu olan bir genç kızın aktif cinsel hayat öncesi yapılacak genital estetik operasyonuda onu bir çok problemden kurtaracaktır.

Kadın dış genital organları,mons pubis dediğimiz göbek altındaki kıllı üst kısım,labia major kıllı dış dudaklar,labia minor kılsız iç dudakalar,klitoris labia minörlerin üsteki birleşim yeri,hymen dediğimiz kızlık zarı vagina girimindeki zar tabakadır. Bazı genç kadınlarda bu dış anatomik yapıların bir kısmı hiç gelişmemiş,az gelişmiş,asimetrik olarak gelişmiş yada fazla gelişmiş olarak bulunabilir.Kadın kendi vücudunu tanımaya başladıkça genital bölgesindeki bu farklılıklar onda problemler oluşturabilir. İlk cinsel beraberliğinde hymen denilen kızlık zarının yırtılmasında olan kanama,konjenital dediğimiz doğuştan olarak kızlık zarının bir türünde olmaz ve durum hem o genç kadın hemde eşi için bazen problem teşkil edebilir. Bu nedenle, cinsel olgunluk dönemine ulaşan kadın,aktif cinsel hayata başlamadan önce rutin muayenesini yaptırarak dış genital sistemini tanımalıdır.

Estetik cerrahinin her geçen gün daha mikroinvazifleşen çalışmaları yapılacak cerrahi işlemlerin çok kısa sürede iyileşmesine olanak sağlamaktır.Öğle arası neşterle estetik ve güzellik dedirtebilecek kadar kısa ve etkili yöntemler vardır. Aktif cinsel hayatın başlamadığı dönem öncesi genç kızda yapılması son derece basit ve iyileşmesi zaman almayan dış genital organların ihtiyaca göre küçültülmesi,büyütülmesi,yeniden yapılandırılması cinsel hayat öncesi özgüven kazanılmasını sağlayarak vaginusmus gibi cinsel hayatında problem yaratabilecek kadının korkulu rüyalarını sona erdirir. İlerleyen zamanda hamileliğin fizyolojisi kadın vücudunun her yeri gibi dış genital sisteminide etkiler,labia majorlerde östrojen hormonu ile olan büyüme ve doğum sonrası sönmüş balon görünümü ,labia minoralardaki renkte koyulaşma,büyüme ve sarkma,vagende genişleme kadının doğum sonrası depresyonunu arttırabilir.Daha da sonra, bu kez kadını yaptığı doğumlar, geçirdiği jinekolojik işlemler,yaşın ilerlemsiyle yerçekiminin etkisiyle olan dış genital sistemdeki sarkmalar etkiler.Bu estetik bozukluklar ve de koit dediğimiz cinsel ilişki sırasında, kadının ve erkeğin orgasm olarak adlandırılan cinsel tatminini engelleyerek ileri yaş sendromlarını arttırabilir.Yapılan vagina daraltma estetik operasyonları ve dış genitaledeki düzeltme operasyonları ile kadın vücudu bir bütün olarak ele alınıp; gençleştirme işlemleri yüz,göğüs,karın,vücut kontur cerrahisi gibi genital sistemide içine alarak tamamlanmış olur.

Estetik ve güzelliğin bir bütün olduğunu bildiğimiz için ,kadın vücuduna yapılmış genital estetik ve estetik düzeltme operasyonları mutlu kadını yaratarak ,sağlıklı beraberlikleri sağlayacak huzurlu bir geleceği hepimize sunacaktır.

Kaynak: http://www.estetik.tc/Genital+Vajinal+Estetik.html

Pazar, Nisan 13, 2008

Cinsel Saglik

CİNSEL SAĞLIK
Cinsel açıdan bedensel, duygusal ve toplumsal tam iyilik hali olup, kadın-erkek, genç-yaşlı bütün insanlar için temel bir haktır.

CİNSEL SAĞLIĞI OLUMSUZ YÖNDE ETKİLEYEN DURUMLAR
  • Yaşamın her döneminde ve özellikle büyüme ve gelişme yaşlarında cinsiyet ayrımcılığı,
  • Gençlik ve yetişkinlik dönemlerinde yeterince ve doğru bilgilenmeme, bu nedenle
  • Cinselliğini doyurucu ve güvenli bir şekilde yaşayamama,
  • Hazır olduğundan, sorumluluğunu alabileceğinden ve kararından emin olmadan cinsel ilişkiye girme,
  • Korunmasız cinsel ilişkiler sonucunda HIV/AIDS, hepatit B, bel soğukluğu, frengi,klamidya gibi cinsel yolla bulaşan enfeksiyon (CYBE) etkenlerinin bulaşması, bulaşmanın farkında olmama ve/veya başka nedenlerle tedavi olmama,
  • Çok genç ya da geç yaşta ve hazır olmadan anne-baba olma,
  • CYBE, gebelikten korunma, gebelik sonlandırma, gebelik, doğum, doğum sonrası gibi durumlarda nitelikli sağlık hizmetlerinden yararlanamama.

CİNSELLİK
Cinsiyet bireyin cinselliğinin biyolojik özelliklerini yansıtır. Tüm insanlar bir cinsiyete sahiptir, cinseldir. Cinsellik hayatın yaşamsal, ayrılmaz bir parçasıdır. Cinsellik, genel iyilik hali için diğer yaşamsal ihtiyaçlarla uyum içinde yaşanmalıdır. Düşünceler, duygular ve davranışlar boyutunda cinsellik herkes için yaşam boyu doğal olarak sürebilir.

GÜVENLİ CİNSELLİK
Cinsel yakınlık sevgi, arkadaşlık, neşe, aşk ve tutku dolu bir dokunuş olabilir. Düşünmekten, sevmekten dokunmaya, sarılmaktan, öpüşmekten, sevişmeye uzanan cinselliği, kendiniz ve eşiniz için güvenli kılmak elinizdedir.

Cinsel davranışlar her yetişkin davranışı gibi sorumluluk gerektirir. Kendinizi ve birlikte olduğunuz kişiyi incitmekten, sevgisizlikten, pişman olmaktan ve hastalık etkenlerinden korumalısınız.

Karşılıklı sevgi ve saygıya dayanan bir ilişkide cinsellik daha mutlu olarak yaşanacaktır.

Cinsel ilişkinin en önemli riskleri, istenmeyen gebelikler ve cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlardır. Bireyleri bu iki tehlikeli sonuçtan birden koruyan tek gebelikten korunma yöntemi kadın ya da erkeğin cinsel ilişki sırasında kondom (prezervatif, kılıf) kullanmasıdır.

Cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar, hiçbir belirti vermeyebilir. Bazen cinsel yolla bulaşan enfeksiyonların tek belirtisi akıntı olabilir. Akıntı, sağlıklı kadınlarda da görülür ve miktarı, akışkanlığı, beyaz ya da sarı olarak rengi adet döngüsü boyunca değişkenlik gösterir. Erkeklerde herhangi bir akıntı olduğunda, kadınlarda ise alışılmışın dışında bir akıntı olduğunda hekime başvurulmalıdır.

Cinsel ilişkiyi içeren bir cinsel yaşamı olan her kadının, rahim ağzından alınan bir sürüntünün incelendiği “smear tahlili”ni mutlaka yaptırması gerekmektedir. Smear tahlilinizi Üniversitenizin Mediko-sosyal Sağlık Merkezi Gençlik Danışma Birimi’nde, devlet ve SSK hastanelerine bağlı kadın doğum ve aile planlaması polikliniklerinde, ana çocuk sağlığı ve aile planlaması merkezlerinde yaptırabileceğiniz gibi bunun için aile hekiminize ya da kadın hastalıkları ve doğum uzmanınıza da başvurabilirsiniz.

CİNSEL YOLLA BULAŞAN ENFEKSİYONLAR
HIV, hepatit B, klamidya gibi otuza yakın etkenin neden olduğu, aralarında AIDS, sarılık, bel soğukluğu, frenginin de sayılabileceği Cinsel Yolla Bulaşan Enfeksiyonlar (CYBE), tedavi edilmediklerinde kısırlık, hatta ölüme varan ciddi sonçları olan sağlık sorunlarıdır. Bazı CYBE’ler tedavi edilirse iyileşir. Önemli bir kısmının ise henüz kesin bir tedavisi yoktur. CYBE'ler hiçbir belirti vermeyebilir. Bu nedenle hastalık olarak teşhis edilmeleri zordur.

BELİRTİLER
Cinsel yolla bulaşan enfeksiyonların tek belirtisi akıntı olabilir. Akıntı sağlıklı kadınlarda da görülür ve miktarı, akışkanlığı, beyaz ya da sarı olarak rengi adet döngüsü boyunca değişkenlik gösterir. Erkeklerde herhangi bir akıntı olduğunda, kadınlarda ise alışılmışın dışında bir akıntı olduğunda hekime başvurulmalıdır.

Aşağıdaki belirtilerden biri CYBE'lerden birine yakalandığınız anlamına gelebilir.

KADINLARDA

  • Akıntının her zamankinden farklı nitelikte (koku, görünüm) olması,
  • Karnın alt bölümünde ağrı,
  • Vajinada yanma ya da kaşıntı,
  • Adet dışı kanama,
  • Cinsel ilişki sırasında ağrı.

ERKEKLERDE

  • Penisten akıntı.

KADINLARDA ve ERKEKLERDE

  • Cinsel bölgede ya da ağız kenarında yara, beze veya kabarcıklar,
  • İdrar yaparken ya da dışkılama sırasında yanma ve ağrı,
  • Boğazda şişkinlik ya da kızarıklık,
  • Ateş, titreme ve ağrı,
  • Cinsel organların etrafında şişlik.

BULAŞMA YOLLARI
CYBE'ler vajinal, anal ya da oral cinsel ilişki ile bulaşır. Bunlardan anal ilişki bulaşma açısından diğerlerine göre daha fazla risk taşır. CYBE'lere neden olan mikroplar yaşamak için sıcak ve nemli ortamlara gereksinim duyarlar. Bu nedenle ağız, makat ve cinsel organları (vajina, penis ve testisler) tutarlar.

Etkenler vücut salgılarında bulunabilir. Etkenlerden bazıları kan aracılığıyla, bazıları da yakın temas sonucu ciltten bulaşabilir. Zedelenmiş ciltten bulaşma riski daha fazladır. Anneden bebeğe gebelik, doğum ve emzirme yoluyla da geçebilir.


KORUNMA YOLLARI

  • Cinsel ilişkide bulunacağınız kişinin başkaları ile de ilişkisi olduğunu biliyorsanız cinsel ilişkide bulunmayın.
  • Unutmayın bu doğruluğundan emin olamayacağınız gizli bir bilgidir.
  • Kesin korunma için anal ilişki de dahil olmak üzere her tür cinsel ilişkide kondom (prezervatif, kılıf) kullanın. Yanınızda kondom bulundurun.
  • Kondom CYBE'lerin bir çoğuna karşı koruyucudur.
  • Kadınlar için de kondom olduğunu unutmayın.
  • Her ne amaçla olursa olsun başkalarının kullandığı iğne ve enjektörleri kullanmayın.
  • Dövme, epilasyon, manikür, pedikür, tıraş, kulak deldirme gibi cilt bütünlüğünüzü bozan bütün işlemlerde ve diş tedavisinde steril aletlerin kullanılmasına dikkat edin.
  • Kan ve/veya kan ürünü tedavisini güvenli yollardan sağlayın.

NE YAPILMALI?
CYBE'ler kendiliğinden iyileşmez. Eğer CYBE'lerden birine yakalandığınızı düşünüyorsanız hemen muayene ve tedavi olmanız gerekir. Doktorunuzun önerilerini tam olarak yerine getirin. İlaçlarınızın tümünü kullanın.

Bir doktora danışmadan kendiliğinizden ilaç kullanmaya başlamayın.

Cinsel ilişkide bulunmuş olduğunuz kimselere de hastalığınızı açıklamanız ve onların da tedavi olmalarını sağlamanız gerekir. Eğer tedavi olmazlarsa enfeksiyonu başkalarına, hatta tekrar size bulaştırabilirler. Tedaviniz tamamlanıncaya kadar cinsel ilişkide bulunmamanız gerekir.

Belirti olmasa da hastalık etkeni taşıyabilirsiniz.

UNUTMAYIN!

  • Tam güvence için cinsel ilişkiyi erteleyin,
  • Eşinize sadık kalın,
  • Her ilişkide kadın ya da erkek kondomu kullanın,
  • Cinsel ilişki dışındaki bulaşma yollarından da kaçının.

KORKMAYIN
CYBE'ler (HIV/AIDS, hepatit-B, frengi, bel soğukluğu, klamidya vb.) aynı ortamda bulunma (tuvalet, hamam gibi), öpüşme, el sıkışma, hasta bireyin hazırladığı yemekleri yeme, sinek, böcek ısırması ile size BULAŞMAZ.

Sayfa taglar: cinsel saglik, cinsellik, ureme, cinsel yolla bulasan hastaliklar, hiv, aids, cinsel bilgi, ureme, ureme sagligi, cinsellik bilgi, cinsel hastaliklar, ureme yolu hastaliklari, cinsel bilgilendirme, cinsellik ve kadin, cinsellik ve erkek, cinsel isteksizlik, cinsel bilgilendirme, cinsellik nedir

Kaynak: http://www.bilkent.edu.tr/~bilheal/uremesagligi/uremesagliginedir.html

Ureme Sagligi

Üreme sağlığı kavramının temel öğelerini oluşturan;

  • Üreme organlarının normal işlev görmesi, Sağlıklı ve mutlu bir cinsel hayat,
  • Cinselliği ve doğurganlığı zorlamalar olmadan yaşayabilme,
  • Çocuk sahibi olup olmama ya da ne zaman ve kaç çocuk sahibi olacağına karar verebilme,
  • Bu kararı istediği gibi uygulayarak planlanmış gebelikler sonucu sağlıklı çocuklara sahip olabilme,
  • Cinsel yolla bulaşan enfeksiyon etkenlerinden korunabilme ve gerektiğinde tedavi olabilme,

Kadın ve erkeklerin yaşam boyu mutluluğu için vazgeçilmezdir.

Kaynak: http://www.bilkent.edu.tr/~bilheal/uremesagligi/uremesagliginedir.html

Cumartesi, Nisan 12, 2008

Kolesterol

Kolesterol, insan ve hayvan hücrelerinde bulunan yağımsı bir maddedir. Vücut tarafından üretildiği gibi (örneğin karaciğerde) çeşitli besinlerle de vücuda girer.

Tüm vücutta yaygın olmakla birlikte, özellikle beyin, sinirler, kalp, bağırsaklar, kaslar, karaciğerde bulunur. Bir çok hormonun (kortizon, seks hormonları gibi) üretiminde kullanılan kolesterol aynı zamanda D vitamini ve safra üretiminde de kullanılır. Kolesterol, yağımsı bir madde olduğundan suda çözünmez. Kanda taşınabilmesi için suda çözünür maddelerle birleşmesi gerekir.

İşte bu maddeler karaciğerde üretilir. Kolesterol bunlarla birleşince lipoprotein adını alır. Bunlar; karaciğerden diğer organlara ve kandan karaciğere kolesterol taşırlar. İşte karaciğerden kolesterolü alıp diğer organlara (dolayısı ile kana) kolesterolün iletimini sağlayan LDL (Low Density Lipoprotein, düşük yoğunluklu lipoprotein), kötü huylu kolesterol olarak bilinirken, kandaki kolesterolü karaciğere taşıyan HDL (High Density Lipoprotein, yüksek yoğunluklu lipoprotein), iyi huylu kolesterol olarak bilinir. Yine VLDL (Very Low Density Lipoprotein), IDL (Intermediate Density Lipoprotein) ve trigliserid de kandaki yağ (ve yağımsı) maddelerindendir. Kan dolaşımında ne kadar yüksek oranda LDL kolesterol bulunuyorsa kalp hastalığına yakalanma riski o kadar yüksektir. HDL kolesterol düzeyi düşük ise kalp hastalığına yakalanma riski yine yüksek olacaktır.

Kolesterolü neler artırır?
Sağlıklı yaşam için gerekli kolesterolün neredeyse tamamı vücut tarafından üretilir. Bunun dışında dışardan alınan birçok besin de kolesterol içermektedir. Kan kolesterol düzeyleri yükseldiğinde başta kalp hastalıkları olmak üzere birçok sağlık problemi ortaya çıkar. Kolesterol bazı kuruyemişler ve yemeklik yağlarda olduğu gibi süt ürünleri ve et gibi hayvansal kökenli yiyeceklerde de bulunur. Doymuş yağ içeren bütün yiyecekler aynı zamanda kolesterolü de içerir. Ne kadar çok hayvansal gıda ve kızartılmış gıda alınırsa vücuda o kadar çok kolesterol girer. Ancak kolesterolün sorumlusu yalnızca gıdalar değildir. Yaşam tarzı, şişmanlık, sigara kullanımı, ailenin tıbbi geçmişi, yaş, yüksek tansiyon, diyabet, bazı böbrek ve tiroid hastalıkları gibi faktörler yüksek kolesterol için büyük risk oluşturmaktadır.

Kolesterolün tedavisi nedir? Yüksek kolesterolün kontrol altına alınması ile yaşam süresinin uzadığı, kalp ve damar hastalıklarına bağlı ölümlerin azaldığı ve kalıcı sakatlıkların önlendiği kesin olarak bilinmektedir. Kolesterol yüksekliğine ilaveten şişmanlık, yüksek tansiyon, şeker hastalığı, sigara gibi diğer kardiyovasküler risk faktörlerinin tedavisi de planlanmalıdır. Tedavi 2 aşamada gerçekleştirilir: 1.İlaç dışı tedavi 2.İlaç tedavisi. Her hasta için tedavi farklılıklar taşır. İlaç dışı tedaviler kesinlikle ihmal edilmemelidir. İlaç tedavisi kesinlikle doktor denetiminde olmalıdır. Tedavide hedef belirlenirken LDL kolesterol düzeyinin esas alınması tercih edilmektedir. Hedef LDL kolesterol düzeyi hastada kalp ve damar hastalığının olup olmadığına göre değişir. A.Kişide kalp ve damar hastalığı yoksa LDL kolesterol düzeyinin 130 mg/dl'nin altına düşürülmesi yeterlidir.

B. Kişide kalp ve damar hastalığı varsa hedef LDL kolesterol düzeyi 100 mg/dl'nin altı olmalıdır. Yani kişi kalp krizi geçirmişse, koroner arter daralmasına bağlı göğüs ağrısı varsanız varsa, koroner damar ameliyatı geçirmişseniz, koroner arterler balon ile genişletilmişse, beyine, böbreğe, bacaklara giden damarlarda kolesterol birikimi varsa hedef LDL-kolesterol düzeyi 100 mg/dl'nin altıdır. İlaçsız tedaviler yaşam düzeninin değiştirilmesi olarak da isimlendirilir. Yüksek kolesterol tedavisinde en önemli konu ilaçsız tedavilerdir, kesinlikle ihmal edilmemelidir. İlaçsız tedavilerde yapılan ihmal kolesterol düşürmek amacı ile kullanılan ilaçların başarısını da azaltır. İlaçsız tedavilerin başında beslenme alışkanlığının değiştirilmesi gelir. Sigara kesinlikle bırakılmalıdır. Hastada yüksek tansiyon varsa, yüksek tansiyon tedavisinde geçerli olan ilaç dışı tedaviler ihmal edilmemelidir. Şeker hastalığı kontrol altına alınmalıdır.

KAYNAK: Prof. Dr. Servet Öztürk ( Memorial Hastanesi Kardiyoloji Bölüm Başkanı )

Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/saglik/8667729.asp?gid=162&sz=83077

Varis Nedir

Toplardamarların genişlemesi, uzaması ve kıvrımlı hal alması olarak tanımlanan varis, yetişkin nüfusun büyük bir kısmını etkileyen önemli bir sağlık problemidir. Özellikle hareketsiz, sürekli oturarak ya da uzun sürekli ayakta çalışmayı gerektiren günümüz çalışma koşulları, çalışan kadınların büyük bir bölümünü varis hastalığı açısından riskli gruba sokmaktadır. Varis, uzun süre ayakta kalan ya da uzun süre oturarak çalışanlar için risk faktörü oluşturmaktadır. 4 saatten fazla ayakta kalanlarda varis olma riski 3 kat fazladır. Kadınlarda erkeklere oranla 4 kat fazla görülür. Hamilelik ve aşırı kilolar, doğum kontrol hapları ve hormon tedavileri de varis hastalığına yatkınlığı artırmaktadır.

Varis oluşumunun sebepleri nelerdir? Varis oluşumunda kalıtım, riskli yaşam tarzı ve sigara kullanımı önde gelen risk faktörleridir. Aile öyküsünün pozitif olduğu hastalarda varis görülme riski, ailesinde varis olmayanlara göre 4.4 kat daha fazladır. Uzun süre ayakta kalmak ya da uzun süre oturarak iş yapmak bir risk faktörü olduğu gibi, günde 4 saatten fazla ayakta kalanlarda varis gelişme riski, 2.7 kat artmaktadır.
  • Uzun süre ayakta durmak
  • Hamilelik
  • Şişmanlık
  • Oturarak çalışmak
  • Hareketsizlik
  • Yaşlılık
  • İlaç kullanımı (Doğum kontrol hapları, menopoz döneminde kullanılan hormon replasman tedavileri)

Varisin belirtileri nelerdir? Hastaların en yaygın belirtileri; bacaklarının görüntüsünün bozulması, uzun süre ayakta durunca ortaya çıkan bacak ağrısı ve bacaklarda ağırlaşma hissidir. Uzun süreli bacak varislerinde kronik ayak bileği şişliği ve bacak ülserleri gelişebilir. Uzun süre ayakta durma veya obezite (şişmanlık) tüm bacak varislerinin etkilerinin daha da artmasına neden olur. Bununla birlikte; ağrı, dolgunluk hissi, kaşıntı, ayak bileğinde şişme, gece krampları, kanamalar, cilt değişiklikleri ve açık yaralardır.

Varis nasıl tedavi edilmektedir? Varis tedavisinde amaç, yaşam kalitesini artırmaktır. Hastalık genellikle iyi huylu seyir gösterip hastaların çoğunda ameliyat gerekmez. Bu nedenle hastalığın seyri çok ciddi değilse girişimsel tedavilerden kaçınılmalıdır. Büyük varisleri bulunan hastalarda, kanama veya bacak ülseri gibi durumlar gelişirse cerrahi tedavi yöntemleri uygulanır. Etken sebepler ortadan kaldırılmadıkça (fazla kilo, uzun süre ayakta durma, östrojen kullanımı) varisin belli bir süre sonra tekrarlayacağı unutulmamalıdır.

Bacaklara masaj yaparak sürülen jel ve merhemler, kısa sürede ağrıları hafifletir. Ancak etkisi kısa süreli olduğundan bunu tekrarlamak gereklidir. Oral yolla alınan ilaçlar ise etkilerini daha uzun sürede gösterirler, ancak daha faydalıdırlar. Etkilerini tam olarak göstermeleri üç ayı bulabilir. Araba kullanırken, otobüste veya uçakta uzun süre hareketsiz otururken varisin neden olduğu ağrılar artış gösterebilir. Bu nedenle seyahate çıkmadan bir hafta önce varis ilaçları kullanmaya başlanmalıdır. Yolculuk sırasında varis çorabı giymek, bol miktarda su içmek, ağrıları azaltmaktadır.

Kaynak: Op. Dr. Naci Yağan
Memorial Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı

Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/saglik/8667511.asp?gid=162&sz=50575

Cuma, Nisan 11, 2008

Saglikli Cinsel Birlesme ve 10 Fayda

New York'lu psikolog ve seks terapisti Joy Davidson sağlam ve iyi bir vücuda sahip olmanın yollarından birinin seks yapmak olduğunu açıkladı.

İnsanı stresten arındırır
İskoçya'da yapılan bir araştırmaya göre stresli günlerde seks yapmak kan basıncını düşürerek stresi azaltıyor.

Bağışıklığı artırır
Haftada bir yada iki kez seks yapmak, soğuk algınlığı ve benzer enfeksiyonlara karşı vücudun direncini artırıyor

Kalori yakmanıza yardımcı olur
30 dakika süren bir seks seansı boyunca kişi en az 85 kalori yakıyor.

Kan dolaşım sistemini düzenler
İngiltere'de yapılan bir araştırmaya göre ayda bir kez seks yapan erkeklere göre haftada bir ya da iki kez seks yapan erkeklerin kalp krizi geçirme riski yarı yarıya düşüyor.

Kişinin özsaygısını artırır
Teksas Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmaya göre seks yaptıkça insanların kendilerine olan güvenleri artıyor

Samimiyeti artırır
Seks yaptıkça aşk hormonu diye bilinen oxytocin hormonunun seviyesi artıyor ve çiftlerin arasında güven inşa edilerek birbirlerine olan bağlılıkları artıyor.

Acıyı azaltır
Seks yaptıkça oxytocin gibi seviyesi Endorfin hormonu da artıyor. Bu da insan vücudunda ağrıyan dokularda ağrının azalmasını sağlıyor.

Prostat kanseri riskini azaltır
Ayda 21 ve üstü seks yapan erkeklerde prostat kanseri riski daha düşük.

Pelvik taban kaslarını kuvvetlendirir
Pelvik taban leğen kemiğinin alt destek tabandır. Bu taban mesane, rahim ve bağırsakları yerinde tutmayı sağlar. Bu bölgedeki zayıflama idrar kaçırma, kabızlık gibi hastalıklara neden olabilir. Seks yaptıkça bu kasların zayıflama riski azalıyor.

Daha iyi uyumaya yardım eder
Orgazm sırasında salgılanan oxytocin uyku düzeyini artırıyor.

Sayfa taglar: cinsel Birlesme, stres, bağışıklık, kalori yakma, kan dolaşımı, prostat kanseri, pelvik, taban kasları, daha iyi uyuma

Kaynak:http://www.cnnturk.com/SAGLIK/

G Noktasi Asisi

Kemik ve lif enfeksiyonu
Orgazm problemi yaşayan kadınların G noktasına kemik ve lif enjeksiyonu yapılıyor.

İngiltere'de "UK Laser Rejuvenation Center" adlı merkez, orgazm problemi yaşayan kadınların G noktasına kolajen (kemik ve lifleri oluşturan protein) enjeksiyonu yapıyor. "G Shot" adı verilen yöntem sayesinde bu bölge hassaslaşıyor ve hacmi genişliyor.

Zevk almak kolaylaşıyor
Lokal anesteziyle yapılan enjeksiyon, kadınların seksten zevk almasını kolaylaştırıyor. 8 kadında denenen yöntemin yüzde yüz başarılı olduğu öne sürülüyor.

G-noktası olmayana aşı yapılmıyor
Lazerle Vajina Gençleştirme Merkezi’nden Profesör Phanuel Dartey, elde ettikleri başarıyı anlattı:

Bu aşıyı yaptıran kadınların yüzde 87’si sonucu ‘inanılmaz’ diye nitelendirdi. Önce müşterimizde g-noktası bulunup bulunmadığını test ediyoruz. Çünkü kadınların yüzde 15’nin g-noktası bulunmuyor. Bu noktayı bulduktan sonra özel bir spekulum cihazı ve ışık kullanarak bölgeye ulaşıyoruz. Ama bu prosedür esnasında müşterimizin rahat hareket etmesi çok önemli.

Aşının yan etkisi yok
Aşının herhangi bir yan etkisi bulunmuyor. Ama kadınların bunun bir libido artırma süreci olduğunu ve seks tedavisi olmadığını bilmeli. Bunun için o alandaki uzmanlara başvurulması gerektiğini bilmeleri gerekli.

Sayfa taglar: Kemik enfeksiyonu, lif enfeksiyonu, zevk almak, G-noktası, genital, kadın, asi

Kaynak: http://www.ekolay.net/saglik/haber.asp?PID=506&haberID=537210

Cinsel Yolla Bulasan Hastaliklar

1- Cinsel temas nedir?
Heteroseksüel ya da homoseksuel olmak uzere genital, genital-oral, oral-anal, genital-anal tüm davranış biçimlerini içerir.

2- Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıkların genel özellikleri nelerdir ?
  • Her iki cinste de cinsel yönden en aktif oldukları dönemde sık görülürler.
  • Genelde sessiz seyrederler.
  • Özellikle umursamaz davranışlı kişilerde daha sıktır.
  • Akut hastalık dışında infertilite, lohusalık humması, serviks kanseri, fetus ve yenidoğan enfeksiyonları gibi başka hastalıklara zemin hazırlar ve HIV enfeksiyonunun geçişini artırırlar.

3- Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıkların olasılığı hangi durumlarda artar ?

  • Çok eşlilik
  • Eşin birden fazla partnerinin olması
  • Genelev kadınları ve müşterileri
  • Yakın zamanda cinsel eş değiştirmek
  • Cinsel Yolla Bulaşan Hastalık belirtisi olanla ilişkiyi sürdürmek
  • Eşlerin de tedavi edilmesi gerektiğinin bilinmemesi
  • Eğitim ve kondom kullanımının az olması

4- Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar nelerdir?
Yirminin üzerinde bakteri, virus, parazit ve mantarlara bağlı hastalıklar cinsel yolla bulaşmaktadır. Bazı etkenler cinsel organ ve idrar yollarında üretrit (örn: bel soğukluğu), vajinit gibi infeksiyonlara neden olurken diğer bir bölümü genital bölgede lezyonla seyreder (sifilis (frengi), herpes simpleks, genital siğil, bit, uyuz, vb.). Bu etkenler yalnız cinsel bölgede sınırlı kalmayıp bazı durumlarda sistemik hastalıklara da neden olabilirler. Hepatit B virus, hepatit C virus, HIV (AIDS) gibi çeşitli mikroorganizmalar da vücuda bu yolla girerek hastalık oluşturabilirler.

5- Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklardan nasıl korunulur ?

  • Kısa süreli, rastgele ilişkilere girilmemeli
  • Başkalarıyla ilişkiye girebileceklerle cinsel ilişkiye girilmemeli
  • Kondom (prezervatif) kullanılmalı
  • Adolesanlara güvenli seks eğitimi verilmeli
  • Erken tanı için zaman zaman sağlık kontrolleri yapılmalı
  • Hastalık geliştiğinde yakınma olmasa bile eşler de tedavi görmeli

6- Nerelere başvurulmalı ?
Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar ile ilgilenen uzmanlık alanı Enfeksiyon Hastalıklarıdır. Genital bölgede gelişen cilt lezyonları varlığında dermatoloji uzmanlarından yardım istenebilir. Kadın Hastalıkları ve üroloji uzmanları da bu hastalıkların eğitimini almış ve gerektiğinde yardım alınabilecek diğer bölümlerdir.

Sayfa taglari: Cinsel temas, Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar, Akut hastalık, infertilite, lohusalık humması, serviks kanseri, fetus enfeksiyonları, HIV, aids, bel soğukluğu, vajinit, frengi, herpes simpleks, genital siğil, Hepatit B, prezervatif, kondom, dermatoloji

Kaynak: http://www.tr-net.net.tr/saglik/cinsel_saglik_cybh.shtml

Is Stresi Cinsel Yasami da Etkiliyor

Aşırı titiz, kuruntulu, her şeyin kontrolü altında olmasını isteyen erkek tiplerinde ereksiyon sorununun daha çok görüldüğü bildirildi.

Diğer hastalıkların yanında ereksiyon sorunlarına neden olan stresin, günlük yoğun iş yükü altında çalışan, ekonomik sorunlarla mücadele eden erkeklerde etkili olduğunu belirten Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Üroloji Ana Bilim Dalı Üyesi Prof. Dr. Talat Yurdakul, strese bağlı ereksiyon sorununun, erkek tipleri ile de yakından ilgili olduğunu vurguladı.Özellikle aşırı titiz, kuruntulu veya her şeyin kontrolünde olmasını isteyen hırslı erkek tiplerinde daha fazla ereksiyon problemi görüldüğünü anlatan Yurdakul, “Evde de stresin devam etmesi, bu bozukluğu kalıcı hale getirebilir. İktidarsızlık riski 50 yaşını geçen erkeklerde daha yüksek oranda görülüyor. Buna bir de stresli yaşam eklenirse cinsel yaşam ve işyeri başarısı birbirine bağlı olarak bozuluyor” dedi.

Yurdakul, aşırı sempatik ve heyecanlı erkek tiplerinde de bu sorununun sıklıkla görülebildiğine işaret ederek, iş yaşamında başarısızlığı ve sonuçlarını kabullenemeyen erişkin olamamış erkeklerde sürekli iniş-çıkış gösteren duygusal ruh halinin, iktidarsızlığı doğuran nedenler arasında olduğunu kaydetti.

Prof. Dr. Yurdakul, borsa gibi strese açık meslekler ile ekonomik belirsizliğin hakim olduğu iş kollarında çalışan erkeklerin de her yaşta bu riski taşıdıklarını dile getirdi. Bu tür nedenlerle yaşanan olumsuz bir tek deneyimin bile erkekleri sürekli baskı altına alarak iktidarsızlık sorununu kalıcı hale dönüştürebileceğini anlatan Yurdakul, “Yaşanan stresle bir kez başarısız olan erkek, özgüven sorunu yaşayarak kalıcı performans sıkıntısı çekmeye başlıyor. Güven sorunu eşten yardım istenerek ve karşılıklı konuşarak aşılabilir. Ancak, Türk erkeği bu yönteme başvurmak yerine, stresi büyüterek genellikle sorunla yalnız boğuşuyor” dedi.

EŞLE İLETİŞİM
Stres yüklü mesleklerde görevli erkeklerin eşleri ile tatile çıkarak stresin kaynağından uzaklaşmasının sorunla mücadelede etkili olacağını ifade eden Yurdakul, şöyle konuştu: “Bu konuda eşiyle birlikte uzman bir doktora giderek yardım isteyen erkek sayısı da çok az. Avrupa ve ABD’de de psikolojik nedenlerle iktidarsızlığını gizleyen erkeklerin sayısı oldukça fazla. Bu tür ereksiyon bozukluklarının çok çeşitli psikolojik nedeni olabiliyor. Doktora başvurulması durumunda sorunu tüm boyutları ile açıklıkla tartışmak, yaşanan döngünün kırılmasını ve normal cinsel yaşama dönülmesini sağlayacaktır. Erkeklerin böyle dönemlerde kesinlikle kendilerini çok iyi anlayacak, duygusal ve cinsel uyarıcı desteği verecek birisine ihtiyacı vardır.”

Sayfa Taglari: cinsel yaşam, stres, cinsellik, ereksiyon sorunu, iktidarsizlik, erken bosalma, esle iletisim

Kaynak: http://www.ntvmsnbc.com/news/229220.asp