Cuma, Ocak 25, 2008

Vucut Dili

Sözden önce hareket vardı. Evrende ilk nefes alışımız bundan milyonlarca yıl öncesine dayanıyor. Dil denen iletişim mucizesi ise insanın varolmasından bir hayli sonra gelişti. Bu durumda insanların birbirleriyle iletişim kurmaları için tek yol vardı, o da vücut dilini kullanmak.

İnandırıcı olmak için vücut dilini doğru kullanmak şart!
Vücut dili günümüzde bambaşka bir önem taşıyor. İnsan insanı sadece ağzından çıkan sözlerle değil, vücut hareketleriyle de değerlendiriyor ve yargılıyor. İnandırıcılık derecesi artık sadece sözlerimiz ve sözlerin anlamında öte, sözleri hangi hareketlerle sunduğumuza da bağlı. Vücut dili artık bu yüzyılda herkesin bilmesi gereken bir iletişim sanatı haline geldi. Karşınızdakine doğru mesajı gönderebilmek için aşağıdaki başlıkları göz önünde bulundurmak şart.

İş görüşmesine gittiniz ve elinizi ayağınızı koyacağınız yeri bilemiyorsunuz. Sorun etmeyin! Bir sonraki görüşmeden önce beden dilini nasıl kontrol edeceğinizi öğrenmek için videoya tıklayın!

Etkileyici bakın!
Vücut dili için en önemli organlar sırasıyla gözler, eller, ağız, omuzlar ve bacaklar. Bunun dışında burun kıvırtmak, dil çıkartmak, göğüs bölgemizi hareket ettirmek gibi küçük detaylar da çok önemli. Kısık gözlü bakışlar insana şüpheyi, açık gözler merakı, derin bakışlar dikkati, eğik bakışlar üzüntüyü anlatır.

Göze bağlı olarak kaşlar da hareket edecektir. Kaş çatmak o insana kızdığınızı anlatır, kaşlarınızı bir hilal şeklinde kaldırmak karşınızdakine meraklı olduğunuz izlenimini bırakır. Dikkat etmeliyiz, gözlerimiz karşısındakini dinlerken veya siz karşınızdakine bir şey anlatırken asla boş bakmamalı. Karşınızdakini gözlerinizle çok iyi etkileyebileceğinizi asla unutmayın.
hurriyet.com.tr

Tip Merkezlerine Duzenleme

Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Orhan Gümrükçüoğlu, güzellik merkezleriyle ilgili yönetmeliğin yürürlükten kaldırılacağını, böylece bu gibi yerlerde artık herhangi bir komplikasyon veya yan tesir meydana getirebilecek botoks, siğil ve akne tedavisi gibi işlemler yapılamayacağını bildirdi.

Gümrükçüoğlu, Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdürlüğünce, güzellik ve tıp merkezlerinin sahip olmaları gereken kriterleri yeniden düzenleyen mevzuat çalışması yürütüldüğünü ifade etti.

Bu çalışma kapsamında güzellik merkezleriyle ilgili yönetmeliğin yürürlükten kaldırılacağını, özel hastanelerle ilgili yönetmeliğin de gözden geçirileceğini anlatan Gümrükçüoğlu, bu konuda tarafların görüşlerinin de alınacağını söyledi.

Gümrükçüoğlu, şunları kaydetti:
“Yapılacak olan şey, bu merkezlerin kapatılması işlemi değil. Bundan sonraki süreçte özel hastane ya da sağlık kuruluşu, hatta kamu hastanesi bile kurulmak istense o bölgedeki hasta, ameliyat, poliklinik, sağlık kuruluşu ve yatak sayısı ile nüfusa bakılacak ve planlama ona göre yapılacak. Yani bir bölgede kamu hastanesi, özel hastane ya da tıp veya dal merkezi kurulmasına bu kriterlere bakılarak izin verilecek.”

Gümrükçüoğlu, “O zaman Sağlık Bakanlığı'nın yeni düzenlemesi sadece ayaktan tedavi yapılan özel sağlık kurumlarını kapsamıyor öyle mi?” sorusuna, “Elbette, tabii ki. Bu çalışmanın kapsamı geniş ve esaslı” yanıtını verdi.

Tıp merkezlerinin yapabileceği tıbbi işlemlerle sahip olmaları gereken fiziki alt yapıya ilişkin düzenlemelerin de gözden geçirilerek, yeni yönetmelikte bu yönde değişiklikler yapılacağını dile getiren Gümrükçüoğlu, şunları söyledi:

“Burada iki önemli husus var. Birincisi tıp merkezlerinin yapabilecekleri işlemler, kapasiteleri ve fiziki mekanlarının gerektirdiği tıbbi şartlar gözden geçirilerek yönetmeliğe uyarlanacak. Tıp merkezlerine buna adaptasyon sağlamaları için süre verilecek. İkinci husus ise güzellik ve estetik merkezleriyle ilgili. Bunların da tıbbi ve bilimsel görüşlere paralel olarak yapabilecekleri iş ve işlemler yeniden belirlenecek.

Şöyle ki, bu merkezler artık herhangi bir komplikasyon veya yan tesir meydana getirebilecek botoks, siğil ve akne tedavisi gibi işlemleri yapamayacaklar. Bunları yapmak isterlerse de gerekli fiziki altyapıyı kurmaları gerekecek. Bu yerler kapanmayacak. Yine güzellik ya da estetik salonu olarak işlerine devam edebilecekler ama sözünü ettiğim bu tür işlemleri yapamayacaklar.”

Yeni düzenlemeyle, altyapısı gelişmiş, daha iyi bir kayıt ve müdahale sistemine sahip tıp merkezleri oluşturulmasının amaçlandığını belirten Gümrükçüoğlu, “Yani 'gecekondu' klinikler yerine daha iyi bir sisteme sahip sağlık merkezleri kurulması mı hedefleniyor?” sorusuna, “Evet evet, aynen öyle. Hiçbir yeri kapatmıyoruz. Şu anda benim öyle bir kararım yok. Atıl iş gücünü aktif olabileceği yere yönlendirmek amacındayız” yanıtını verdi.
hurriyet.com.tr

Gripten Korunmak

Grip virüsünün vücuda girmesi ile başlayan bulgular genellikle 7-10 günde iyileşme ile sonuçlansa da, bazen sinüzit, bronşit veya zatürre gibi bazı ciddi enfeksiyonlara yol açabiliyor. Özellikle grip salgınlarının yaygın olduğu sonbahar ve kış aylarında alacağınız basit önlemler ile gripten korunabilirsiniz:

Dengeli beslenin
Vücudun ihtiyacı olan protein, karbonhidrat, yağ ve vitaminler yeterli olarak alınmazsa, vücut direnci düşer ve solunum organları mukoza hücreleri de bu durumdan etkilenir.

Yeterli miktarda su için
Solunum mukoza hücrelerinin nemli olması, virüs taşıyan damlacıkların etkisine karşı direnci sağlar. Bu nedenle özellikle su içme ihtiyacının azaldığı kış mevsimi de dahil olmak üzere, her dönemde günde 8-10 bardak su içilmesi faydalıdır.

Düzenli spor yapın
Sağlıklı yaşamın bir parçası olan spor, gripten korunmak için de çok önemlidir. Yetişkin biri için haftada 3 gün, günde 1 saat olmak üzere spor yapılması faydalıdır.
hurriyet.com.tr

Gebelikte Alkol Gerizakali Yapiyor

Alkolden gençyaşlı, kadın-erkek herkesin sağlıklı bir yaşam sürdürebilmek amacıyla uzak durması; alkol tüketimini alışkanlık haline getirmemesi gerekli. Özellikle de hamilelik döneminde alkol kullanmak, annenin sağlığını tehdit etmenin yanı sıra en büyük zararı bebeğine veriyor. Acıbadem Bursa Hastanesi Çocuk Endokrinolojisi Uzmanı Prof. Dr. Ömer Tarım, "Hamileyken alkol alan annelerde 'fetal alkol sendromu' ortaya çıkar. Bu sendromla doğan bebekler küçük ve düşük ağırlıklı doğarlar, daha ileri yaşlarda ise zeka geriliği görülür" dedi. Fetal alkol sendromunu önlemek için en doğru yöntem hamile kalmayı düşündüğünüz andan itibaren alkolü bırakmak. Alkol için henüz güvenli bir miktar saptanamadığından hamilelik süresince alkolden uzak durulmalı. Hamileyken alkol almak kandaki alkol seviyesini de yükselteceğinden bebeğinize zarar verir. Her gün içmeseniz bile bebeğinizi tehlikeye sokabilirsiniz.
habervitrini.com

Panik Atak

Uzmanlar 'Aniden başlayan; ölüm ya da çıldırma korkusu yaşatan panikatak tedavi edilebilir bir hastalıktır, ihmal etmeyin' uyarısında bulundu. Dr. Duygu Yiğittürk, panik bozukluğun, iş ve sosyal verimliliği ciddi olarak etkilemesi açısından üzerinde önemle durulması gereken bir hastalık olduğunu söyledi.

Yiğittürk, son günlerde gündemde sık yer alan panik bozukluğun giderek arttığını; her 100 kişiden 10'unun yaşamlarında en az bir kez panik atak yaşadığını, genç nüfusun yüzde 10'unun ise gizli panik atak tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu belirtti. Yiğittürk, şöyle konuştu: "Panik bozukluk, sosyal ve mesleki işlevsellikte ciddi kayıplara yol açan, ani ve nedensiz olarak başlayıp birkaç dakikadan 1 saate kadar uzayabilen; şiddetli ölüm ya da çıldırma korkusuna çok sayıda bedensel belirtilerin eşlik ettiği panik ataklarla seyreden, tedavi edilebilen psikiyatrik bir hastalıktır.


EN AZ İKİ ATAK GEÇİRMEK GEREKİYOR
Panik bozukluğu tanısı konulabilmesi için hastanın en az iki beklenmedik panik atağının bulunması gerekir. Yani beklenmedik panik atakları, bu bozukluğun olmazsa olmazıdır. Diğer özellikleri agorafobi (kapalı alan korkusu) ve beklenti anksiyetesidir.'


KADINLARDA GÖRÜLME ORANI YÜKSEK
Yiğittürk, panik bozukluğunun yaşam boyu görülme sıklığının yüzde 2 civarında olduğunu; panik bozukluğun genellikle 20 ve 30'lu genç yaşlarda görüldüğünü bildirdi. Yaş arttıkça panik bozukluk sıklığının azaldığını ifade eden Yiğittürk, şöyle devam etti: 'Kadınlarda erkeklere göre 2 kat daha fazla görülen bir hastalıktır. Ailesel yüklülüğü olan bir bozukluktur. Yani ailesinde panik bozukluğu bulunan birey olanlarda, hastalığın ortaya çıkma olasılığının daha fazla olduğunu söyleyebiliriz.


NASIL BAŞLIYOR?
Aniden, nedensiz ve yoğun bir korku ile huzursuzluk duygusu ortaya çıkıyor. Gerginlik 10 dakikada en yüksek düzeyine ulaşıyor. Çarpıntı, terleme, ateş basması, üşüme, nefes darlığı, boğulma hissi, titreme, baş dönmesi, göz kararması, bulantı, yaşadıklarının gerçek olmadığı hissi, bedende uyuşma hissi oluşuyor. Göğüs ağrısı, aklını yitirmeçıldırma hissi ve ölüm korkusu gibi çok rahatsızlık veren bedensel belirtiler diğer semptomlara eşlik ediyor.


YAŞANACAK EN KORKUNÇ SIKINTI
Panikatak genellikle 10-30 dakika sürüyor. Bir kişinin yaşayabileceği en korkutucu ve sıkıntı verici durumlardan birisi olarak tanımlanıyor. Doktor Duygu Yiğittürk, panik atağın kontrol altına alınabilir bir hastalık olduğunu, tedavi sürecinde hasta-hekim arasında çok iyi iletişim olması gerektiğini vurguluyor.


KİMLER DAHA FAZLA RİSK TAŞIYOR?
Yiğittürk panik atağa daha çok kimlerin yatkın olabileceği konusunda da şu bilgileri verdi: Birinci derece akrabalarında panik ya da başka anksiyete bozukluğu olanlar. Sıkıntılı, telaşlı, aceleci, mükemmeliyetçi olanlar. Düşünce ve duygularını yeterince dışarıya yansıtamayanlar.


PANİK ATAKSANIZ BUNLARI MUTLAKA YAPIN
  • Panikatak tedavisinde kullanılan ilaçların zamanla iştahı açtığını ifade eden Dr. Duygu Yiğittürk, hastalara şu uyarıları yaptı:
  • Bol su için, meyve ağırlıklı beslenin.
  • İlaç tedavisi dışında bilişsel davranışsal terapi panikte iyi sonuç veriyor.
  • Yakınlarınızı mutlaka doktorla görüştürün.
  • Umudunuzu ve kendinize olan güveninizi hiçbir zaman yitirmeyin.
  • Her gün yarım saat yürüyüş, yüzme, spor; düzenli tatil yapın, çok yararlı.
  • Çözemediğiniz ve kendinizle direkt ilişkisi olmayan sorunlar için üzülmeyin.
  • Kahve, koyu çay ve kolalı içeceklerden uzak durun.
  • Midenizi tıka basa doldurmayın.
  • Uzun süre aç kalmayın.
  • Çay tiryakisiyseniz günde 5-6 bardağı geçmeyin ve açık çay için.
  • Panik atağınız kontrol altına alındıktan sonra günde bir fincan kahve içebilirsiniz.
  • Yemeklerde mutlaka sıvı yağ kullanın.

habervitrini.com

Anlamli Bakislar

Gözler yüzün en dikkat çekici bölgelerindendir. Teninize ve saçınıza uygun bir göz makyajı ile etkileyici görünebilirsiniz. Eğer açık tenli ve sarışınsanız, şanslısınız. Çünkü hemen her renk far kullanabilirsiniz. Karamel, kahve, gri ve krem rengi özellikle yakışacaktır. Önce açık bir rengi (yumuşak bir gri, kemik yada kahverengimsi bir pembe) kirpiklerin dibinden göz kapağının bitimine kadar sürün. Göz kapağının üstüne ise kahverengi, bronz gibi daha koyu renkler kullanın. En koyu tonu da derinlik katması için göz kapağının bitiş çizgisine sürün.


ESMERSENİZ...
Esmerler rahatlıkla koyu tonlar kullanabilirler. Koyu renk farı kirpiklerin dibine kadar, yanlara doğru hafif uzatarak sürün. Kızıllar ise karamel, gri, lila veya siyah gibi renkleri kullanabilirler. Bu renklerle sarışınlarınkine benzer makyaj yapabilirsiniz ancak göz ile burun arasındaki bölgeye fazla koyu renkler sürmekten kaçının. Eyeliner ya da göz kalemini hem üste hem alta ya da sadece üste sürebilirsiniz ama mutlaka sürdükten sonra yumuşatmalısınız. Bunu ıslak pamukla yapabilirsiniz. Açık renkli farlar kullandıysanız ya da günlük hafif bir makyaj istiyorsanız göz kalemini mümkün olduğunca ince sürün, ayrıca kahverengi göz kalemi kullanmak daha doğal görünmenizi sağlayabilir.


RİMEL SÜRERKEN...
Gözün altına da kalem çekmek yerine, kirpiklerin dibine azıcık koyu renk bir far sürmeyi deneyebilirsiniz. Rimel sürerken de bazı şeylere dikkat etmelisiniz. Rimel sürmeden önce kirpiklerinizi kirpik kıvırıcısıyla düzelterek, birbirlerine yapışmalarını engelleyebilirsiniz. Biraz farklı bir görünüm için siyah veya kahverengi sürdüğünüz rimelin üstüne sadece uçlarına mor yada lacivert sürmeyi deneyebilirsiniz. Kirpiklerinizin uzun ve gür görünmelerini istiyorsanız, rimelden önce biraz pudra sürüp, kuruduktan sonra da ikinci katı sürmek istediğiniz etkiyi yaratacaktır.
habervitrini.com

Migren Agrinizi Hafifletmek Icin

Migren her an sıklıkla karşılaşılan ailesel bir hastalıktır. Genellikle başın bir yarısında zonklayıcı baş ağrısı ile karakterize olup, çocukluk çağında veya erken erişkin yaşta başlar. Azalan sıklıkta tekrarlar. Baş ağrıları nedenleri arasında beyin zarı ve merkez sinir sistemi iltihapları, beyin tümörleri, sinüzit, orta kulak iltihabı, tonsilitis, farenjitis, göz kırma kusurları, glokom gibi göz hastalıkları, temporal arteritis trigeminal nevralji, servikoz artroz daha da bir çok neden sayılabilir.


TETİKLEYİCİ FAKTÖRLER...
Ruhsal kökenli gerilim tipi baş ağrıları çok önemlidir. Hastanın hekimin baş ağrısı ile ilgili sorduğu soruları doğru bir şekilde yanıtlaması büyük önem taşır. Doktora verilecek bilgiler arasında, baş ağrısı ortaya çıktığı zaman ağrının yeri, şiddeti ve özellikleri, süresi, oluşum sıklığı, eşlik eden belirtiler ve tetikleyici faktörler yer alır. Migrende tetikleyici faktörlerin başında stres, açlık, susuzluk, öğün atlama, uyku saatlerine dikkat etmeme, yorucu aktivite (beden ve ruhsal yönden yorucu işler), ağır kokular, bazı yiyecek ve özellikle alkollü içecekler, hava değişimi (lodos) ve menstrasyon (adet dönemi) gelir. Ancak bu faktörlerin tüm migrenliler için geçerli olduğu yanılgısına düşülmemelidir.


BULANTI GÖRÜLEBİLİR
Migren atağı sırasında, genellikle zonklayıcı ve aktivitelerle şiddetlenen orta şiddette ya da şiddetli tek taraflı olabilen baş ağrısının yanı sıra iştahsızlık, halsizlik, ışık, ses ve kokudan rahatsız olma, bulantı, kusma görülebilir. Migrenin 1 yıldaki atak sayısı kişiden kişiye değişir. Migren, tedavi ile kontrol altına alınabilinen bir hastalıktır. Eğer düzenli doktor kontrolü altında takip ve tedavi görüyorsa, hasta migren ağrılarından kurtulur. Migrende halen en etkili tedavi ilaç tedavisidir. İlaç tedavisinin yanında, hastanın doktoru ile iyi iletişim kurabilmesi önem taşır. Hastanın tespit edilen tetikleyici faktörlerden kaçması da gerekir.
habervitrini.com

Kollestrol Hakkinda

Kolesterol, hayvansal kaynaklı besinlerin bünyesinde bulunmaktadır ve vücudumuzda karaciğerimiz tarafından üretilebilen yağ benzeri bir maddedir. Kanda kolesterol seviyesi yükseldiğinde damarların içine yapışıp plaklar oluşturur ki bu da kalp için tehlike alarmı verilmesine yol açar.

Dengeli olmalıdır...
Bir de kafamızı karıştıran iyi huylu kolesterol (HDL kolesterol) ve kötü huylu kolesterol (LDL kolesterol) terimleri vardır. İyi huylu kolesterol; kolesterolün damar ve dokularda birikmesini engeller, dışarı atılmasını sağlar. Kötü huylu kolesterol ise tam tersi plaklar şeklinde birikmesine yardımcı olur. İyi huylu ve kötü huylu kolesterolün vücudumuzda dengede olması gerekir. İyi huylu kolesterolün düşük olması kişiler için risk faktörü oluşturur. Ailesel olarak bu riske sahip kişilerde kalp krizi, damar tıkanıkları ve kalp yetmezliği gibi hastalıların ortaya çıkmasına yol açar. Bu noktada ailenizde kolesterol sorunu varsa mutlaka sağlıklı beslenmeye özen göstermeniz, sigara içmemeniz ve spor yapmanız gerekir ki bu riskten uzaklaşabilesiniz.


Yağlara dikkat!
Kan değerlerimiz de kolesterolün yükselmesine önemli ölçüde neden olur. Başta ailesel faktörler, beslenme alışkanlıkları, stres düzeyi bu değerlerin olumsuz yönde yükselmesini etkiler. Diyet sırasında kullanılan yağlar da önem kazanır. Doymuş yağ dediğimiz hayvansal yağların tüketiminin kaldırılması, damarları tıkayıcı özelliği nedeni ile margarin kullanımının olmaması, zeytinyağ-fındık yağı ile ayçiçeğimısır özü-soya yağlarından birinin karışım halinde kullanılması iyi huylu kolesterol-kötü huylu kolesterol seviyesini dengeler.
habervitrini.com

Pazartesi, Ocak 21, 2008

Hemoroid

Hemoroid (Basur) nedir? Hemoroid sebepleri nelerdir? Hemoroid belirtileri nelerdir? Hemoroid cesitleri nelerdir? Kapali hemoroid ameliyati, hemoroid ve kanser hakkinda bilgiler.

Meme Kanseri

Meme Kanseri ile ilgili bilgilerin yer aldigi saglik videosu

Perşembe, Ocak 17, 2008

Sisli Havada Sokaga Cikmayin

Trakya Üniversitesi Halk Sağlığı Ana Bilim Öğretim Üyesi Doç. Dr. Galip Ekuklu, astım, Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) ve kronik kalp hastalıklarının, sis ve hava kirliliğinin çok yoğun olduğu günlerde sokağa çıkmamalarını önerdi.

Ekuklu, bu tür hastaların sokağa çıkarken mutlaka ağız ve burunlarını maske, tülbent, atkı gibi uygun malzemelerle kapatmalarının en önemli önlem olduğunu söyledi.

Doç. Dr. Galip Ekuklu, hava kirliliğinin önemli bir halk sağlığı problemi olduğunu belirterek, "Aslında yeni bir problem olmayan hava kirliliği, 1950'lerden bu yana hem dünyada hem de ülkemizde önemli ölümlere neden olmuştur ve önemli bir halk sağlığı sorunudur. Dünyadaki tüm ölümlerin yaklaşık yüzde 5'inin nedeni hava kirliliğinin doğrudan ya da dolaylı etkileriyle olmaktadır" dedi.

Ekuklu, günümüzde küresel ısınmanın, teknolojinin gelişmesine bağlı olarak atıkların artmasının ve uygun bir biçimde zararsızlaştırılamamasının, yoğun motorlu araç üretimi ve kullanımının başta bu kirliliği daha da artıran en temel faktör olduğunu söyledi.

Hava kirliliğine bağlı sağlık problemlerinin öksürük ve bronşitten, kalp hastalığı ve akciğer kanserine kadar değiştiğini ifade eden Ekuklu, "Bu sorunlar sağlıklı kişilerde bile gözlenmekle birlikte, özellikle bazı risk grupları kirlilikten daha kolay etkilenmekte ve daha ciddi sıkıntı yaşamaktadırlar. Başta bebekler ve gelişme çağındaki çocuklar olmak üzere, yaşlılar, kronik akciğer ve kalp hastalığı olanlar, gebeler, sigara kullananlar ve sokakta yaşayan yoksullar en önemli risk gruplarını oluşturmaktadırlar. Sayılan bu gruplarda hava kirliliğine bağlı olarak solunum fonksiyonlarında bozulma, solunum ve dolaşım sistemi hastalıklarında artış ya da var olan hastalıkların alevlenmesi gibi sağlık problemleri gözlenmektedir" diye konuştu.

Ekukulu, bu gruplarda yer alanların özellikle sis ve hava kirliliğinin çok yoğun olduğu günlerde sokağa çıkmamaları gerektiğini vurgulayarak, "Bu hastalar uygun önlemlerle sokağa çıkmaları gerekir. Özellikle astım, Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) ve kronik kalp hastalıkları olanların sokağa çıkarken mutlaka ağız ve burunlarını maske, tülbent, atkı gibi uygun malzemelerle kapatmaları alınabilecek en önemli önlemlerdendir. Ayrıca bu grupta yer alan yurttaşların hava kirliliğinin yoğun olduğu saatlerde açık havada ağır eforlu sporlardan da kaçınmaları gerekir" şeklinde konuştu.
habervitrini.com

Kisir Erkeklerin Baba Olma Sansi Yukseliyor

Mikroenjeksiyon genellikle erkeğe bağlı kısırlık durumlarında tercih ediliyor. 1992 yılına kadar erkek faktörü olarak çok düşük sperm sayısı ya da hiç sperm bulunmaması ve ileri derecede hareket kusuru bulunduğunda çiftlere çocuk sahibi olma konusunda tıbbi teknik yetersiz kalmaktaydı. 1992 yılında yardımcı üreme teknikleri konusunda devrim niteliğinde bir teknik olan mikroenjeksiyon, tedavi metotları arasına girmiştir. Bu metotla kadına ait her bir yumurta hücresine bir adet sperm hücresi direkt olarak enjekte edilir. Erkeğin semen örneğinde hiç sperm bulunmadığı durumlarda TESE, TESA, PESA ve MESA adı verilen cerrahi yöntemlerle sperm elde etme şansı bulunmaktadır.

Döllenme şekli farklı

Mikroenjeksiyon sperm sayısı, hereket veya şeklinde hafif bozukluk olan ve açıklanamayan kısırlık durumunda uygulanır. Tüp bebek ve mikroenjeksiyon arasındaki tek fark döllenme şeklidir. Mikroenjeksiyon yönteminde, her bir yumurtanın içine tek bir sperm mikroskopik kateterler ile enjekte edilir.
habervitrini.com

Guzel Bacaklara Sahip Olmak Icin

Hangi kadın düzgün sütun gibi bacaklara sahip olmayı istemez? Hele hele basen bölgesi geniş Türk kadınının, böylesi bir güzellik. Fazla kilolarınızdan kurtulup şekilli bacaklara sahip olmak için öncelikle spor yapmak gerekiyor. Kadınlara yürüyüş, step, aerobik ve yüzme gibi, kasların aşırı gelişimine neden olmayacak sporları öneren Dr. Serdar Hepgül'ün diğer tavsiyeleri ise şöyle:

Masaj yapın
  • Yorgun bacaklarınızı mutlaka dinlendirin. Ayağınızı, bacaklardan başlayıp topuğa dek kremleyin. Uygun bir yere uzanın ve bacaklarınız kalbiniz seviyesinde olsun. Ayağınızın altına çok yüksek olmayan bir yastık koyabilirsiniz. Bacaklarınızı sıra ile havaya kaldırın, el parmaklarınızla kasları, uzun eksenleri boyunca iyice sıkarak masaj yapın.
  • Bol bol yürüyüş ve spor yapın. Egzersiz, kan akımını hızlandırır ve bacak kaslarınızı besler, gerginlik, sıkılık sağlar.

Nemlendirin

  • Bacak bakımında, yüzünüze kullandığınız nemlendirici ve tonikleri kullanınız. Eğer bacağınızın cildi pürtüklü ise bitkisel sütlerle daha güzel bir görünüme sahip olabilirsiniz.
  • Bacağınızdaki tüyler yumuşaksa; bol oksijen sürerek onları sarartıp, görünmez hale getirebilirsiniz. Sert iseler; tüyleri mutlaka yok etmeniz gerekir. Bu takdirde değişik epilasyon yöntemleri uygulayabilirsiniz.
  • Bacağınız kalın ve fazla kaslı ise, parafin banyoları, uygun spor ve zayıflatıcı bir beslenme sistemiyle onları biraz inceltebilirsiniz.

Selülitlerden kurtuluş

  • Yatağın üzerine veya yere oturun. Bacaklarınızı hafifçe kendinize doğru çekin. Sonra ellerinizi bir bacağın iki tarafını kavrayacak şekilde yerleştirin. Bilekten uyluğa kadar tüm bacağı enerjik bir şekilde sıvazlayın. Ayaktan başlayarak, baldırlarınızdan yukarı doğru, dizleri atlamadan, uyluğun en üstüne kadar kesintisiz olarak sıvazlamaya devam edin. Kan dolaşımını canlandıran bu hareketi 10-15 kere tekrar edin.
  • Sonra uyluğunuzu yoğurmaya başlayın. Ellerinizi sırayla kullanarak, ritmik hareketlerle, uyluklardaki etinizi sıkıp bırakın. Bu hareketler uyluklarınızı sıkılaştırır ve cildinizin pürüzsüzleşmesine yardımcı olur.
  • Sonra sağ ve sol ellerinizle seri şekilde uyluğunuzu yeniden sıvazlayın. Bu hareketi yapmaya dizlerinizden başlayın uyluğunuza kadar devam edin.
  • Uyluğun ön ve dış kısmına gevşek yumruklarla art arda vurun. Selülitli bölgelerde kan dolaşımı son derece fakirdir. Bu canlı hareketler kan dolaşımının derinin üst tabakalarına kadar çıkmasını sağlar.
  • Şimdi dizin tüm çevresini hafifçe sıvazlayın, sonra parmak uçlarınızla dizkapağının çevresine dairesel basınçlar uygulayarak hafifçe masaj yapın.
  • Son olarak yeniden, her iki elinizle baldır kasını yoğurun. Kası kemikten öteye doğru sıkıp sıkıp bırakın, sonra rahatlatın.

habervitrini.com

Asiri Kalsiyum Almak Vucuda Zarar Veriyor

Kalsiyumlu besinler ve kalsiyum tabletleri, demir kaynağı besinlerle alınmamalıdır. Çünkü kalsiyumla demirin emilimi ters orantılıdır. Yine günlük fosfor alımının kalsiyuma oranı en az 1 olmalıdır. Bu, kemik sağlığının korunması için önemlidir. Osteoporozu tamamen iyileştiren bir tedavi henüz yoktur. Kemiklerde hasar oluşmadan korunmak en iyisidir. Bunun için
  • Sigarayı bırakmak gerekir.
  • Günlük 100 mg'dan fazla alkol tüketilmemelidir.
  • Hareketli bir yaşam modeli benimsenmelidir. Bunun için haftada en az 3 kez spor yapılmalıdır.
  • Erken menopoza girilmişse, doktor denetiminde gereken tedavi yapılmalıdır.
  • Küçük yaşlardan itibaren gereken oranda günlük kalsiyum alınmalıdır
  • Aşırı zayıflıktan kaçınmalı, yaşa göre belli bir kiloya sahip olunmalı, sağlıklı beslenilmelidir.
  • Taşınan risk durumuna göre belli dönemlerde tarama yaptırılmalıdır.

habervitrini.com

Perşembe, Ocak 10, 2008

Menopoz ve Riskler

Menopozdan sonra yüksek tansiyona dikkat...

Uzmanlar menopoza kadar kan basıncı normal ya da düşük giden bayanların birçoğunda menopoz sonrası kan basıncı yüksekliği görüldüğünü belirtiyor

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı Nefroloji Ünitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mustafa Arıcı, "kadınlık hormonu" adı verilen östrojenin damar duvarını genişletmesi nedeniyle kadınlarda menopoz dönemine kadar damar sağlığının iyi gittiğini ancak menopozdan sonra bu koruyucu etki ortadan kalktığı için yüksek tansiyon hastalığının ortaya çıkabildiğini söyledi.

Kadınlarda menopoz sonrası görülen yüksek tansiyon ve kalp-damar hastalıklarıyla ilgili bilgi veren Arıcı, "kadınlık hormonu" adı verilen östrojenin damar duvarını genişlettiğini, bu nedenle bu döneme kadar damar sağlığının iyi gitmesinde bu hormonun koruyucu bir rolü olduğunu söyledi.

Arıcı, menopozla birlikte östrojen hormonunun azalmasının, bu koruyucu etkiyi ortadan kaldırdığını belirterek, bu nedenle menopoza kadar kan basıncı normal ya da düşük giden bayanların birçoğunda menopoz sonrası kan basıncı yüksekliği görüldüğünü söyledi.

KALP HASTALIĞINI DA ARTIRIYOR
Damar duvarı üzerindeki koruyucu etkinin kalkmasının kadınlarda menopoz sonrası kalp hastalığını da önemli ölçüde artırdığını anlatan Arıcı, kadın ölümlerinde en önemli nedenlerden birinin de kardiyovasküler hastalıklar olduğunu belirtti. Arıcı, "Menopoz öncesi ve sonrası diye bakıldığında, menopoz sonrasında kadınların riski erkeklerle eşdeğer hatta daha fazla hale geliyor. Halbuki menopoz öncesinde kadınların kardiyovasküler nedenlerden ölümü erkeklere göre daha az" dedi.

Modern yaşamın hormonal denge üzerinde olumsuz etkileri bulunduğunu kaydeden Arıcı, bunun kariyer kaygısı ya da stres nedeniyle olabildiğini söyledi.

Stres faktörüyle birlikte kadınlarda sigara tüketiminin de arttığına dikkati çeken Arıcı, "Modern hayatın stresini azaltamayız ya da kariyer beklentisini yok edemeyiz, bunlar değiştirilemez. Ama değiştirilebilir faktörlere dikkat edilmesi, ilerleyen yaşlarda sorun yaşanması riskini ortadan kaldıracaktır" dedi.

Arıcı, son yıllardaki bazı çalışmaların, menopoz sonrası hormon desteği tedavisinin kalp-damar hastalığı riskini azaltmadığını, hatta bazı çalışmaların bu ilaçların riski arttırdığını ortaya koyduğunu söyledi. Bu nedenle menopoz sonrası dönemde hormon desteği tedavisinin önerilmediğini bildiren Arıcı, şu tavsiyelerde bulundu:

"-"Menopoza doğru gidişte yaşam tarzı değiştirilerek, menopoz sonrası yaşanabilecek risklere hazırlıklı olunmalı,

-Menopoz yaklaştıkça egzersizler artırılmalı, kilo alınmamalı, ideal kiloya gelinmeye çalışılmalı,

-Tuz tüketimi azaltılmalı,

-Sigara tiryakileri, sigarayı mutlaka bırakmalı."
milliyet.com.tr

Adet Duzensizlikleri

Adet düzensizlikleri ihmal edilmemeli...

Soru: Adetlerimin düzensiz olduğunu düşünüyorum. Adet düzenini izlemek için nelere dikkat etmem gerekiyor?

Acıbadem Hastanesi Kadıköy Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Ümit Kaya yanıtlıyor:

"Adet görmeyle ilgili düzensizliklerin ihmal edilmemesi gerekiyor. Aksi halde erken tanıyla tedavi edilebilecek birçok hastalık ilerleyebiliyor, kanser gibi erken tanısı çok önemli olan hastalıklar da atlanabiliyor.

Üreme çağındaki kadınlarda görülen adet düzensizlikleri, başta hormonal bozukluklar olmak üzere miyom, polip, kist gibi iyi huylu oluşumların habercisi olabildiği gibi enfeksiyon ve kanserin de belirtisi olabiliyor.

Hastalar genellikle 28-30 günde bir adet görüldüğünü belirtiliyor. Bazı kadınlarda bu düzen 1 hafta önce veya 1 hafta geç olarak görülür ki bu da normal sayılmaktadır.

Adet düzenini izlemek için son adetin ilk günü ile gelecek adetin ilk günü arasındaki zaman dilimine dikkat edilmesi gerekiyor. Üreme çağında bir kadının yumurtalıkları her ay bir yumurta üretir. Eğer kadın o ay gebe kalmazsa (ki bu yaklaşık geçen adetin birinci gününden itibaren 14.-16. günler civarıdır) gebeliğe hazırlanmış rahim içi zarı adet kanaması olarak dışarı dökülür. Bu dökülme kanaması 4-5 gün sürer ve adet kanaması olarak adlandırılır. Eğer bir kadın 22 günden erken ya da 40 günden geç adet görüyorsa düzensizlikten söz edilebilir.

Adet düzensizliğinin nedeninin belirlenmesinde kanamanın miktarı da büyük önem taşıyor. Adetlerin hiçbir düzeni yoksa, sürekli kanıyor veya uzun süre hiç kanamıyorsa bu durumu düzensizlik olarak değerlendirmek gerekmektedir. Miktar olarak çok az veya aşırıysa bu da bir düzensizliktir. Kanamanın çok olması 7 günden uzun süren ve gün içinde aşırı pet değişimine sebep olan, parçalar içeren adetleri kapsar. Bu tip kanamalar genellikle hastalarda kansızlığa da sebep olur. Az adet kanaması bir gün süren ve pet değiştirmeye bile gerek bırakmayan kanamalardır. Hormonal nedenlerle olabileceği gibi enfeksiyona bağlı da olabilir. Kürtaj veya bazen sezaryen ameliyatı sonrası da ortaya çıkabilir.

milliyet.com.tr

Dusuk Yapan Kadinlar Dikkat

Düşük yapan kadınlarda 'diyabet' tehlikesi

Hamileyken bebeklerini kaybeden veya ölü doğum yapan anne adaylarının diyabet hastalığına yakalanma riski daha yüksek

Hamilelik döneminde bebeğini düşük yaparak kaybeden veya ölü doğum yapan anne adaylarının halk arasında "şeker hastalığı" olarak bilinen diyabete yakalanma riskinin yüksek olduğu belirtiliyor.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrin ve Metabolizma Ana Bilimdalı Başkanı Prof. Dr. Tamer Tetiker, gebelik döneminde kadında fiziksel ve hormonsal değişikliklerin ortaya çıkması sonucu özellikle kandaki şeker oranının yükseldiğini ve bunun da düşük tehlikesini beraberinde getirdiğini söyledi.

Tetiker, bebeklerini kaybeden kadınlarda şeker oranı yüksekliğinin devam etmesi halinde diyabet hastalığının ortaya çıkabileceğini belirterek, "Bebeğini aniden sebepsiz yere kaybeden hamileler uzmanlara başvurmalı ve diyabet testi yaptırmalı. Aksi takdirde hastalığın çok fazla ilerlemesine neden olabilirler" dedi.

Birçok anne adayının bu nedenle düşük yaptığı ve şeker hastalığına yakalandığını vurgulayan Tetiker, şunları kaydetti:

"Düşük yapan kadınlar, ağız kuruluğu, çok su içme, sık idrardan yakınma, nedensiz yere kilo kaybı, özelikle geceleri oluşan ellerde ve ayaklarda iğnelenme veya karıncalanma gibi rahatsızlıkları olanlar büyük bir ihtimalle şeker hastalığına yakalanmış olabilirler. Bu nedenle sorunları yaşayan kadınlar uzmanlara başvurmalı diyabetin ilerlemesini sağlayacak önlemler almalı."

Kadınları hamilelik döneminde düzenli egzersizler yapmalarını öneren Tetiker, dünyada diyabet hastalığının artmasının en büyük nedeninin hareketsizlikten kaynaklandığının unutulmaması gerektiğini sözlerine ekledi.
milliyet.com.tr

Donma Tehlikesine Karsi Uyari

Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ferruh Ayoğlu, “'Kış aylarında el ve ayak donmalarında, donmuş kısımlar ovuşturulmamalı, nefesle ısıtılmalıdır” dedi.

Yrd. Doç. Ayoğlu, soğuk havalarda donma tehlikesiyle karşılaşılabileceğini, vücut ısısının çok iyi korunmasının önem arz ettiğini söyledi.

Donmanın tüm vücutta olabileceği gibi el, ayak, burun ve kulakta da gerçekleşebileceğine dikkati çeken Yrd. Doç. Ayoğlu, şunları kaydetti:
“Hava sıcaklığının düştüğü günlerde vücudun özellikle el ve ayak gibi uç kısımları donmaya karşı korunmalı. Sıcak tutucu çorap ve ayakkabı giyilmesi önem taşıyor.

Ancak, parmakların hareket etmesini güçleştiren dar ayakkabıların yanı sıra kat kat giyilmiş kalın çoraplar kan dolaşımını engellediğinden donma olayı ayakta sık görülebiliyor. Kış aylarında el ve ayak donmalarında, donmuş kısımlar ovuşturulmamalı, nefesle ısıtılmalıdır. Ciddi lokal soğuk yaralanmalarında donmuş kısımlara soğuk ya da sıcak malzeme kullanılarak da müdahale yapılmamalıdır. Kışın sokakta kalan ya da evlerini çeşitli nedenlerden dolayı ısıtamayanlar için donma tehlikesi fazladır. Soğuk bölgelerde yaşayanlar da risk altındadır.”

Yrd. Doç. Ferruh Ayoğlu, çevre ısısının kışın düşük olması dolayısıyla kaybolan vücut ısısını düzenleyen mekanizmalar yetersiz kaldığından donma tehlikesinin söz konusu olabildiğini, donmuş bölgenin kesinlikle sıcak suya sokulmaması ve ateşe yaklaştırılmaması gerektiğini kaydetti.

VÜCUT ISISI İYİ KORUNMALI

Aşırı soğuklarda vücut ısısının çok iyi korunmasının sağlık problemleri yaşanmaması açısından önem arz ettiğine dikkati çeken Yrd. Doç. Ayoğlu, şöyle dedi:

“İklim değişikliği insan sağlığını etkileyen önemli faktörlerden biridir. Soğuk günlerde ev ve iş yerlerinin sıcaklığının 21 derece civarında tutulmasına dikkat edilmeli. Mevsim şartlarına uygun giyinilmesi de yararlıdır. Güneşli havada, kış mevsimi olduğu gerekçesiyle üst üste kazak giyilmemeli ya da ince gömlekle dışarı çıkılmamalıdır. Vücut ısısının iyi korunması sağlık problemlerinin yaşanmasını engelleyecektir.”
hurriyet.com.tr

Pazartesi, Ocak 07, 2008

Cinsel Dunyamiz Gozumuze Yansiyor

Ağaç dalı görünümünde korneaya yerleşen göz uçuğunu ancak atak halindeyken tespit edebiliriz. Uçuğun ileri safhasında, tedavi edilmediğinde kornea nakli gerekebilir...

Cinsiyet farkının göz hastalıklarında da ortaya çıktığını biliyor muydunuz? Bu şaşırtıcı gerçeği, yani kadınlarda ayrı erkeklerde ayrı yaşanan göz sorunlarını Acıbadem Göz Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Banu Coşar'a sorduk. Doç. Dr. Coşar cinsel kimliğimizin gözlerimize nasıl yansıdığını anlattı...


ERKEKLERİN İŞİ KOLAY DEĞİL!
Cinsiyet faktörünün göz sağlığını farklı şekillerde etkilediğini biliyoruz. Erkekle kadının yapısı farklılıkları; gözyaşı bezlerinde, göz yüzeyinde, lenste ve retinada (gözün sinir tabakası) izleniyor. Östrojen, progesteron, androjen gibi cinsiyet hormonları ve yaşa bağlı olarak hormonlardaki değişim görmeyi de etkiliyor. Göz tansiyonunun bazı tipleri (pigmenter glokom), göz alerjisinin ciddi formları, retinanın kimi hastalıkları, göz sinirinin hastalıkları ve Behçet (gözün tüm bölümlerini etkileyebilen bir göz hastalığı) kadınlara oranla erkeklerde daha sık rastlanılan hastalıklardır.


İKTİDARSIZLIK...
Cinsel iktidarsızlık hapları da erkeklerde mavi görmeye, mavi ile yeşili birbirinden ayırt etmede zorluğa yol açıyor. Ayrıca görme sinirini besleyen damarlarda da tıkanıklığa neden olabiliyor. Bu ilaçları kullananlarda kısmen geçici görme kaybı görülüyor. Bunlar vücudun damar sistemini etkileyerek etki ediyorlar. Gözün damarlarını da etkileyerek görme sinirini bozuyorlar. Ama bu tür hastalıklar, bizim iskemik-nöropati dediğimiz görme sinirindeki beslenme bozukluğu ve ilaç kullanımı olmaksızın da görülebilir. Dolayısıyla biz bunu birebir bir ilaca bağlayamayız. Hiçbir ilaç kullanmasa da kimi insanların görme sinirinde böyle bir beslenme bozukluğu olabiliyor. Sebep- sonuç ilişkisinin kesinleşmesi için biraz daha beklemek gerekiyor.


PROSTAT İLAÇLARININ ETKİSİ...
Prostat ilaçları da gözleri olumsuz olarak etkiliyor. Prostat büyümesinin tedavisinde kullanılan bu ilaçlar; göz bebeğini genişleten kasa etki ederek, göz bebeğinin büyümesini engelliyor. Bu durum katarakt ameliyatını teknik olarak zorlaştırıyor. Bu nedenle, hastalarımıza katarakt ameliyatı öncesi bu ilaçların kullanımına ara vermesini tavsiye ediyoruz, ameliyatlarda da ilave önlemler alıyoruz.


KADINLARIN DÜNYASI BİR BAŞKA!
Kadınların yaş, adet dönemi, hamilelik ve menopoz zamanlarında gözlerinde birtakım değişiklikler ortaya çıkıyor. Örneğin; katarakt; menopoz sonrası kadınlarda, aynı yaştaki erkeklere kıyasla daha sık görülüyor. Menopoz sonrası östrojen kullanımı katarakt riskini azaltıyor. Menopoz öncesi dönemde ise östrojen lensin uygun iyonik yapısını ve su dengesini korumasını sağlıyor. Adet döngüsüne göre kadınlarda kornea (gözün saydam tabakası) kalınlığı değişiyor. Adet döneminin 15. ve 16. günlerinde kornea kalınlığı yüzde 5.6 oranında artıyor. Hamilelikte de her 3 aylık dönemde korneada yüzde 3'lük bir kalınlık artışı oluyor. Bu yüzden gebelik boyunca lazer ameliyatı yapılamıyor.


MENOPOZDA GÖZ KURULUĞU
Kornea adet döngüsü boyunca şekil olarak da değişiyor. Adet başında daha dik olan kornea, yumurtlamadan sonra düzleşiyor. Kornea hassasiyeti de adet öncesinde azalıyor. Bu yüzden, adetten önceki dönemde kontakt lens kullanımı daha rahat oluyor. Menopozdan sonra göz kuruluğu artıyor. Bu, hormon desteğinin kaybından kaynaklanıyor. Gözyaşı üretimi prolaktin ve cinsiyet hormonlarınca kontrol ediliyor. Menopozdan sonra gözlerde yanma, batma, kızarma gibi şikayetlere yol açan kuruluk, hormon tedavisi ile düzeliyor. Ayrıca suni gözyaşı damlaları kullanılıyor.


ÇOCUKLARDA DA GÖRÜLÜYOR
Kadın ve erkeklerde cinsiyet farklılığıyla ortaya çıkan göz hastalıklarının yanı sıra, son dönemde çocuklarda göz kuruluğuna sıklıkla rastlıyor olmamız da son derece şaşırtıcı. Çünkü eskiden bu bizim hemen hemen hiç görmediğimiz bir durumdu. Ama şimdi görüyoruz. Çocuklar, muayeneye getirildiğinde gözlerinin yandığını, kızardığını, battığını, gözlerinin içine kum kaçmış gibi bir duygu olduğunu söylüyorlar. O çocuk grubunu bizim kuru göz hastamız kılan etken ise bilgisayar. Okul öncesi dönemde de çocuklar bilgisayarda oyun oynuyorlar ve dikkat edin onlar oyun oynarken, gözlerini kocaman açıp neredeyse hiç göz kırpmıyorlar. Onlara suni gözyaşı damlası veriyoruz. Bu damlalarla şikayetleri hafifliyor.


ÇAĞDAŞ HAYATIN SORUNLARI...
Çağdaş hayattaki bir sürü şey gözlerimizi etkiliyor, göz kuruluğuna neden oluyor. Hava kirliliği, ofis ortamlarında havada asılı olan kağıt tozu, yazıcıların tonerleri, bunların ortama kattığı kimyasallar, klimalar, ısıtma sistemleri bütün çağdaş insanları göz kuruluğunda savunmasız bıraktı. Çocuklar için de bunlar geçerli ama çocukların bilgisayar karşısında saatlerce oyun oynamaları ve dikkatlerini dağıtmamaları bu kadar artırdı göz kuruluğunu. Aslında bizi düşündüren tek şey kuruluk değil. Örneğin, yakın çalışma, bilgisayar, okuma genetik olarak yatkın bir çocukta miyopiyi de tetikleyen bir faktör. Yani bir çocuk çok fazla bilgisayarla haşir neşir olursa ve genetik yatkınlığı da varsa, bilgisayar orada çevresel bir faktör olarak etki edip miyopisini de ortaya çıkartabiliyor.


MAKYAJ YAPARKEN DİKKAT!
Gözlerde makyaj ürünlerine bağlı olarak kızarma, yaşarma, kaşıntı, şişme ile kendini belli eden alerjik reaksiyonlar, ayrıca göz kapaklarında şişme, ciltte pullanma, kızarma olabiliyor. Kirpik dökülmesi de görülüyor. Bunun için şu noktalara dikkat etmeliyiz: 8 Toz farları tercih edin. 8 Suyla çıkan ürünler kullanın. 8 Eskimiş ürünlerinizi atın, kullanmayın. 8 Eyeliner ve maskaranızı siyah renkte seçin. 8 10'dan çok bileşen olan ürünleri almayın. 8 Maskarayı kirpik diplerinize kadar getirmeden sürün. 8 Göz farlarından yeşil-mavi-mor renklerde olanların, toprak-krem tonlarına göre daha fazla alerjik reaksiyona sebep olduğunu aklınızda tutun. Ayrıca parıltılı farlar, mat olanlara göre daha fazla alerjik reaksiyona yol açar.
habervitrini.com

Iyi Bir Uyku Icin

Deliksiz bir uykunun sırları

Deliksiz bir uykunun sırları Gün içinde yaşananlar ve stres, sinir sistemi üzerinde farklı etkiler yaratır.

Çoğu kişi için rahat bir uyku hayaldir; çünkü gün içinde yaşananlar ve stres, sinir sistemi üzerinde farklı etkiler yaratır ve insanları uykuya hasret bir durumda bırakır.

İyi bir uyku için yapmanız gerekenler :
  • Yatağa girmeden iki ya da üç saat öncesinde ağır yemek yemekten kaçınmalısınız.
  • Gündüz saatlerinde kısa süreli kestirmelerden kaçınmalısınız.
  • Yatmadan önce alkol ya da kafeinli içecekler tüketmekten kaçınmalısınız.
  • Çikolata ve güç verici içecekleri de yatağa girmeden önce yememeye dikkat edin.
  • Yatağınızın ve yastığınızın rahat olduğuna emin olun.
  • Yattığınız odanın sessiz olmasına dikkat edin.
  • Oda sıcaklığı önemlidir. Çok sıcak ya da çok soğuk bir odada uyumamaya çalışın.
  • Yatağınıza yatmadan önceki 2 saatte egzersiz yapmayın
  • Uykunuz kaçtığında televizyon izlemek ve kitap okumak yerine tekrar uyumayı tercih edin.
  • Eğer her gece uykusuzluk çekiyorsanız gün içerisinde yediklerinizi not alın. Belki uykunuzu kaçıran yiyeceği bulabilirsiniz.
  • Çok erken yatağa girmeyin, uykunuz geldiğinde yatağa girmeyi deneyin.
  • Odanızı sadece uyumak için kullanmalısınız. Odanızda bilgisayar ve televizyon ile ilgilenmemelisiniz.
  • Sigara içmek uykusuzluğa neden olabilir.
  • Yatağa girmeden önce ılık bir duş almayı unutmayın
  • Yatağa girerken tüm düşüncelerinizi geride bırakmalısınız.
  • Sinir sistemi ve psikolojik önlem için alınan ilaçlar da uykusuzluğa neden olabilir.
  • Uyku problemini uzun süre devam ediyorsa bir uzmana mutlaka başvurmalısınız.
  • Boynunuzu destekleyen bir yastık kullanmayı deneyin.
  • Hep aynı saatte yatmaya ve aynı saatte uyanmaya özen gösterin.

hurriyet.com.tr

Ev isi Zayiflatiyor

Ev işi yapın zayıflayın!

Ev işi yapın zayıflayın! Tıp dünyası ev hanımlarını sevindirecek bir tespiti konuşuyor; Ev işleri yapmak, kadınlarda yumurtalık kanseri riskini azaltabiliyor.

Tıp dünyası ev hanımlarını sevindirecek bir tespiti konuşuyor; Ev işleri yapmak, kadınlarda yumurtalık kanseri riskini azaltabiliyor. Evi süpürüp toz alın

Avustralyalı ve Çinli bilim adamlarının, Uluslararası Kanser dergisinde yayımlanan araştırmalarının sonucuna göre, toz almak ve elektrik makinesiyle evi süpürmek yumurtalık kanserinin önlenmesine yardımcı olabiliyor.

Avustralya'daki Curtin Üniversitesi'nden araştırma grubunun başkanı Colin Binns, 2 yıl boyunca 900 Çinli kadın üzerinde yapılan çalışmaları sonucunda, artan fiziksel faaliyetin yumurtalık kanseri riskini azalttığını gösterdiğini bildirdi.

Tam anlamıyla egzersiz
Binns, ancak günde 3-4 saatlik ev işinin, tam anlamıyla bir egzersiz olacağını ve yumurtalık kanserinden korunmayı artıracağını belirtti.

Bu araştırmanın, egzersizin yumurtalık ve rahim kanserinin oluşmasının önlenmesine yardımcı olduğuna ilişkin önceki tartışmalı fikri desteklediğini kaydeden Binns, "Nedeni, egzersiz yapmanın vücutta yağ oluşumunu engellemesi ya da bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı olması olabilir" dedi.
hurriyet.com.tr

Kadinlara Merhem

Kadınlara viagralı merhem

ABD'li bilim adamları cinsel isteksizlik çeken kadınların libidosunu artıran yeni bir merhem geliştirdi.

Virginia Üniversitesi'nde test edilen ve içeriğinde erkek cinsellik hormonu testosteron bulunan LibiGel isimli merhem kollara sürüldükten 24 saat sonra, cilt maddeyi emiyor ve kadınların daha tatmin edici bir cinsel deneyim yaşamasına yardımcı oluyor.

Merhem, seksle ilgili düşünceyi tetikleyerek etkisini gösteriyor.
hurriyet.com.tr