Cumartesi, Aralık 29, 2007

Yorgunlugun 7 Nedeni

Bazı dönemler vardır ki, sabah uyandığımızda bile yorgunluk hissederiz. Vücudumuzun artık bitkin olduğu hissine kapılırız ve tüm bunlar ile beraber nedenini anlamakta güçlük çekeriz. Peki bu yorgunluğun nedeni ne? İşte uzmanlar tarafından yapılan bir araştırma sonucu belirlenen 7 neden...

Kansızlık
Adet dönemleriniz uzun sürüyorsa, miyomlarınız varsa ya da yakın zaman önce doğum yaptıysanız, bunlara bağlı kan kaybı nedeniyle kadınlarda yorgunluğun birinci nedeni olan anemi gelişmiş olabilir. Kanamalar sonucunda kanda oksijeni taşıyan alyuvarlardaki demirden zengin bir protein olan hemoglobin miktarı azalır. Dokular ve organlar yeterince oksijen almayınca bunun sonucu yorgunluktur. Kansızlığın diğer nedenleri iç kanama veya demir, folik asit ya da vitamin B12 eksikliği olabilir. Böbrek hastalığı gibi kronik hastalıklar da kansızlığa neden olabilir.

Hipotiroid
Genel olarak enerji düzeyiniz hep düşükse, kendinizi tükenmiş ve hattâ biraz depresyonda gibi hissediyorsanız bunların sebebi yavaş çalışan tiroid bezi olabilir. Tiroid bezi vücudun enerji metabolizmasını kontrol eder…

İdrar yolu enfeksiyonu
Kadınların çoğunda idrar yolu enfeksiyonu yanma veya sık idrara gitme ihtiyacı gibi belirtilerle birlikte ise de bazı hastalarda hiçbir belirti olmayabilir ya da belirtiler hafif olduğundan fark edilmeyebilir. Sürekli yorgunluk da bu gibi idrar yolu enfeksiyonlarının tek belirtisi olabilir

Fazla kafein alımı
Bir uyarıcı olan kafein, fazla miktarda alındığında yorgunluğa neden oluyor. Bu nedenle kafein alımının daha da artırılması sorunun kötüleşmesine sebep oluyor…

Besin intoleransı
Hafif bir besin intoleransı bile uykunuzun gelmesine yol açabilir. Tolere edemediğiniz yani yendiğinde size, sizin bu besine bağlamadığınız ve ondan olduğunu düşünmediğiniz rahatsızlıklar verebilen bazı besinler olabilir. Bu besinlerin farkında olmadan sürekli yenilmesi kendinizi, sürekli yorgun ve tükenmiş hissetmenize neden olabilir.

Uyku apnesi
Uyku apnesi, hastalığına yakalanmışsanız yani her gece birçok kez nefes almanız durmuşsa, gece kaç saat uyursanız uyuyun bütün gün yorgun olursunuz. Uyku apnesi konusunda uzmanlaşmış bir doktordan yardım almalısınız.

Kalp hastalığı
Evi temizlemek gibi sıradan işler sizi yoruyorsa, kalp hastalığına yakalanma ihtimaliniz olabilir. Basit hareketlerle gelen yorgunluk hissi sebepsiz yere ortaya çıktıysa, vakit geçirmeden bir kardiyoloji uzmanına başvurmalısınız.

Ancak, yorgunluğun hangi nedenden olduğunun ortaya konulması için bir hekime başvurulması gerekiyor.

ekolay.net

Ozel Doktor ve Dis Hekimi Ucretlerine Zam

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Genel Sekreteri Altan Ayaz, 2008 Yılı İşyeri Hekimliği Ücret Tarifesi ile 1 Ocak-31 Aralık tarihleri arasında uygulanacak özel muayene ücretleri için baz alınacak katsayı listesinin hazırlandığını bildirdi.

İllerin gelişmişlik düzeyine göre farklı farklı belirlenen katsayıların 2 ile 2.80 arasında değiştiğini belirten Ayaz, "Muayene ücretlerindeki artış yüzde 7 dolayında olacak. Yani halen 70 YTL olan muayene ücreti 75 YTL’ye çıkacak" dedi. 2008 Yılı İşyeri Hekimliği Ücret Tarifesi için katsayı ise 3.476 olarak belirlendi.

DİŞ HEKİMİ ÜCRETLERİ
Türk Diş Hekimleri Birliği Başkanı Celal Korkut Yıldırım da 2008 yılında uygulanmasını istedikleri diş hekimliği muayene ücreti tarifesini 23 Kasımda Sağlık Bakanlığına gönderdiklerini, ancak Bakanlıktan henüz onay gelmediğini söyledi.

Maliyet analizine göre hazırlanan tarife uyarınca yapılması planlanan artışın enflasyon oranının altında olacağını belirten Yıldırım, "Bu hesaplama kira, elektrik ve suyun yanı sıra personel ücretlerine yapılan zam esas alınarak yapılıyor. Sağlık malzemesi ve laboratuvar harcamalarında artış olmadığı için sadece bu kalemler baz alındı" diye konuştu.

Söz konusu tarifeye göre muayene ücretlerinde yüzde 3-5 oranında artış olacağını bildiren Yıldırım, "İller arasında bir fark gözetilmedi.

Maliyet analizi hesaplaması neyi gerektiriyorsa o esas alındı" dedi.

Kamudaki diş hekimlerinin maaşın yanı sıra performans ücreti de aldıklarını hatırlatan Yıldırım, hazırladıkları tarifeyle özel çalışan diş hekimlerinin ücretlerinin kamudakilerle aynı düzeye getirilmesini hedeflediklerini bildirdi.


Habervitrini

Rujda Kanser Riski

Tehlikeli kanserojen maddelerden birini dudaklarınıza sürüyor olabilir misiniz? Peki bu madde, yediklerinizle birlikte dudaklarınızdan ağzınıza, oradan da vücudunuza doğru yol alıyor olabilir mi? Uzmanlar uyarıyor: Ruj ve oje kanser yapıyor!...

Parlak ruj kanserojen çıktı.

ABD’li uzmanlar, özellikle gençler arasında yaygın bir şekilde kullanılan parlatıcı ruj ve ojeler için kanser alarmı verdi. Philadelphia’daki Fox Chase Kanser Merkezi’nde yapılan araştırmada, bu ürünlerde kullanılan bütil benzil ftalat (BBP) adlı maddenin meme kanseri riskini artırdığı ortaya çıktı. Fareler üzerinde yapılan araştırmaya göre, bu madde östrojen hormonu gibi davranarak vücuttaki dengeyi bozuyor.

Erken ergenliğe sebep oluyor

Kızlarda ergenliğe girme yaşını da erkene çeken BBP, meme kanserini de tetikliyor. Ayrıca araştırmada yağ hücreleri içine saklanan bu maddenin anneden çocuğa emzirme yoluyla da geçebildiği belirlendi. Böbrek sorunları ve kısırlık gibi rahatsızlıklara da neden olduğu daha önce ortaya çıkan BBP’nin çocuklara hitap eden ürünlerde kullanılması Avrupa’da ve ABD’nin Kaliforniya eyaletinde yasaklanmıştı.

Bu maddenin oyuncaklarda, paketlerde, halı ve çözücülerde de kullanıldığı belirtildi. İki yıl önce yapılan bir araştırmada da idrarlarında fazla miktarda BBP’ye rastlanan kadınların doğurduğu çocukların da cinsel gelişimlerinin sağlıklı olmadığı ortaya çıkmıştı.

Kurşun dudaklı kadınlar

En tehlikeli ağır metallerden kurşun’un da kozmetik yapımında kullanıldığı söyleniyor. Kullandığınız rujun kurşun içerip içermediğini anlamak için altın bir eşyanızı ruja sürün. Eğer kurşun içeriyorsa altının değdiği yer siyahlaşacaktır.

Habervitrini

Perşembe, Aralık 27, 2007

Bayram Sonrasi Ekspres Diyet

Eğer çabuk kilo alan bir bünyeniz varsa Kurban Bayramı süresince diyetiniz, kimbilir belki de formunuz bozulmuş olabilir. Üzülmeyin. Diyetformula'nın Diyetisyeni Yasemin Batmaca sizin için 2 günde kilo verdirecek bir diyet listesi hazırladı. Harfiyen uyarsanız bayram kilolarınızdan eser kalmaz, yeni yılı da gülerek karşılarsınız.

BİRİNCİ GÜN

Yataktan kalkın: Sabah 06.30'da uyanılacak (Erken uyanmak metabolizmayı canlı tutar ve uykuda geçen sürenin azalması harcağımız kalori miktarını artırır). Kalkar kalkmaz: Bir bardak ılık, yarım tatlı kaşığı ballı, 8-10 damla limonlu su içilecek ve yarım saatlik tempolu bir yürüyüşle ter atılacak. Kahvaltı: Yürüyüşten sonra bir orta boy salatalık, bir adet kabuklarıyla beraber yeşil elma yenecek. Saat 11.00 civarı, iki parmak dil peyniri yenmeli.

ÖĞLE YEMEĞİ
Bir avuç büyüklüğünde tavuk ızgara, küçük bir demet taze nane, dereotu, roka, 2 hafif acı sivri biber yenecek. Salataya 10-15 damla limon damlatılacak, 1 çay kaşığı zeytinyağı konulacak.

Öğle yemeğinden bir saat sonra bir küçük şişe maden sodası içilecek.

2,5 saat sonra diri ve sert şeftali ile kayısı yenilecek.

Akşam üstü bir bardak light ayran içilecek. İki çorba kaşığı light yoğurt, çok çok az tuz ve bir bardak ılık su içilecek.

AKŞAM YEMEĞİ
Akşam yemeğinde üç adet haşlanmış kabak, iki adet hafif acı sivri biber, üzerine sos olarak iki tatlı kaşığı light yoğurt, üç-dört adet taze soğan ve bir dilim kızarmış kepek ekmeği yenecek.

GECE
Gece, iki adet ceviz içi, 15-20 adet tuzsuz leblebi ve bir avuç vişne yenecek.


İKİNCİ GÜN

Yataktan kalkın: Sabah 6.30-7.00 gibi kalkılacak. Kalkar kalkmaz: Ballı, limonlu su içildikten sonra en az 1 saat hafif tempolu ter atılacak şekilde yürüyüş yapılacak. Yürüyüşten sonra masaj yapılacak. Kahvaltı: Kahvaltıda iki adet ceviz içi, üç adet diri kayısı ve dört adet az tuzlu zeytin yenilecek.

İki-üç saat sonra, bir bardak light süt içilecek.

ÖĞLE YEMEĞİ
100 gram light ton balıklı semizotu salatası yenilecek. Semizotunu saplarıyla birlikte doğrayın,

İki üç saat sonra bir adet kabuklarıyla beraber yeşil elma ve bir avuç vişne yenilecek,

İki saat sonra iki parmak dil peyniri yenilecek.

AKŞAM YEMEĞİ
Akşam yemeğinde, bir porsiyon bol sarımsaklı, soğanlı ve hafif sivri biberli taze fasulye kavurması yenilecek. Yanında, iki adet kepekli bisküvi.

GECE
10-15 leblebi ve iki-üç adet diri kayısı.

Habervitrini

Pekmez ve Faydalari

Beslenme Uzmanı Doç. Dr. Funda Elmacıoğlu, çocuklara bal ve reçel yerine kara üzüm pekmezi yedirilmesini önerdi.

Elmacıoğlu, bal ve reçelin besleyici özelliği bulunmadığını belirterek sadece iyi bir enerji kaynağı olduğunu söyledi. Doç. Dr. Elmacıoğlu, "Besleyici değeri olmamasına rağmen bal çok yüksek fiyattan satılıyor.

Halbuki bal ve reçel yerine besleyici özelliği olan pekmez tercih edilmelidir" diyor. Elmacıoğlu"Pekmez çok daha faydalıdır; çünkü demir ve kalsiyum içerir. Bal, aniden kana geçerek kan şekerinin yükselmesine, sonra da düşmesine neden olur. Bu nedenle kan şekeri ani düşenlerin baldan sakınmaları gerekir" dedi.
Habervitrini

Mukemmel Guzelligin Sirlari

Işıltılı ve sağlıklı saçlar: Eğer saç telleriniz ince ise kalitesiz ve ucuz ürünlerden uzak durmalısınız. Önerimiz; haftada bir kez en az 1 saat, kalın bir havluya sararak etkisini göstermesini bekleyeceğiniz saç bakımı... Uzun saçlara sahipseniz, sık sık tekrarlayacağınız ekstra bakımla da saç uçlarının kırılmasını engelleyebilirsiniz.

Gergin bir boyun, seksi dekolte: Boyun bölgesi ve dekolte, bir kadının yaşını ele veren vücuttaki en hassas bölgelerdir. Bunun nedenlerinden biri de çoğunlukla bakım yaparken dikkate alınmamalarıdır. Doğanın size sunduğu zamanı iyi değerlendirmeli ve bu bölgeleri her gün düzenli olarak kremlemelisiniz. Normal bir cilt kremini sürdükten sonra boyun bölgenizde hafif nemli ılık bir havluyu 15 dakika bekletin. Daha sonra kremi silmek yerine cildinize masajla iyice yedirin.

Pürüzsüz, sıkı kollar: Çekici ve sıkı kolların temelinde, her gün 10 dakika egzersiz yapmak yatıyor. Ayrıca duşa girmeden önce masaj eldiveniyle ovmak ve nemlendirici sürmek de faydalı.
Habervitrini

Dunya Saglik Orgutunun Tavsiye Ettigi Beslenme Rehberi

Sağlıklı beslenmenin temeli düzenli beslenmek... Peki bu sistemi hangimiz ne kadar uyguluyoruz? İşte sizlere Dünya Sağlık Örgütü'nün rehber niteliğindeki önerileri.

Gerçekten de çok geniş bir kavram olan sağlıklı beslenme için yapılması gerekenleri Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) 12 maddede toplamış. Bu 12 madde sağlıklı beslenmenin temel noktalarını içeren küçük bir rehber niteliği aynı zamanda...
  • Besleyici bir diyet; hayvansal kaynaklı besinler yerine temel olarak çeşitli bitkisel kaynaklı besinlerden oluşmalıdır.

  • Günde birkaç kez; tahıl grubu besinler (ekmek, makarna, pirinç, patates gibi) tüketilmelidir.

  • Günde birkaç kez; bölgesel olarak bulunabilen, çeşitli taze sebze ve meyvelerden tüketilmelidir.

  • Diyetle yağ alımı kontrol edilmeli, doymuş yağlar (sature) yerine doymamış yağlar (ansature) yeğlenmelidir. Doymuş yağlar: Tereyağ, kuyruk yağı vb. Doymamış yağlar: Ayçicek, mısırözü, soya, fındık, zeytinyağı vb.

  • Yağlı kırmızı etler ve kırmızı et ürünleri yerine kurubaklagiller (mercimek, kuru fasulye, nohut gibi) balık, tavuk ve yağsız etler tüketilmelidir.

  • Süt ve süt ürünleri kullanılmalı (yoğurt, peynir vb.). Ancak bunlar az yağlı ve az tuzlu olmalıdır.

  • Seçilen besinler düşük şekerli olmalı, basit karbonhidratlar ya da basit şekerler yerine (çay şekeri gibi), kompleks karbonhidratlar (tahıllar, baklagiller gibi) tercih edilmeli, şekerli içeceklerin ve tatlıların tüketim sıklığı sınırlandırılmalıdır.

  • Eğer alkol tüketiliyorsa, günde 2 kereden fazla alınmamalıdır (her alınan içki miktarındaki alkol değeri 10 gramı geçmemelidir).

  • Az tuzlu diyet tercih edilmelidir. Günlük toplam tuz tüketimi (yemeklerle, ekmekle ve içeceklerle aldığımız tüm tuz miktarı) bir tatlı kaşığını geçmemelidir (metricconverter- ProductID6 g6 g). Kullandığımız tuz iyotlu olmalıdır (endemik guatr bölgesi olan ülkemizde, sofralık tuzun iyotla zenginleştirilmesi yasal bir zorunluluktur).

  • Yemekler güvenli ve hijyenik bir şekilde hazırlanmalı; haşlama, fırında pişirme, ızgara ya da mikro dalga fırında pişirme gibi yöntemler kullanılarak yemeğe eklenecek yağın azaltılması sağlanmalıdır.

  • Bebeklere tek başına 6 ay anne sütü verilmesi sağlanmalı ve 6. aydan sonra güvenli ve yeterli miktardaki ek besinlere başlanılmalıdır. Yaşamın ilk yılında emzirmeye devam edilmelidir.

Habervitrini

Çarşamba, Aralık 26, 2007

Ayda Kac Kilo Vermeliyiz?

Dünya Sağlık Örgütü (WHO), aylık kilo kaybının 2-4 kg arasında olması gerektiğini belirtiyor. Ancak kişi çok şişmansa, ameliyata hazırlanacaksa, kişide kiloya bağlı olarak herhangi bir sağlık problemi oluşmuş veya oluşma sürecinde ise, doktor ve diyetisyen gözetiminde ayda 6 kg verebiliyor.

10 yılda alınan kilo, 10 günde verilmez
Beslenme ve diyet uzmanlarına göre kimse 10 senede aldığı kiloları 10 günde vermeye kalkışmamalı, sabırla tedavinin üzerine gitmeli. Zayıflamanın temelinde eğitim yer almalı. Dahiliye uzmanı veya endokrinolog kontrolünde yapılacak klinik muayenenin ardından elde edilen kan tahlil sonuçları yorumlanan kişinin, diyetisyen eşliğinde tıbbi beslenme tedavisine alınması öneriliyor. Egzersiz ve davranış değişikliği tedavisinin yerleştirilmesi ile hedefe ulaşılması ve kişi koruma programına alınması tavsiye ediliyor. 3 ay süresinde diyet, egzersiz ve davranış değişikliği tedavisi uygulanmadan kimseye ilaç tedavisi ve/veya cerrahi tedavi uygulanmaması gerekiyor.

Uzmanlara göre, 1 kg ağırlık kaybı için 7000 kilokalorilik enerji açığı oluşturmak gerekiyor. Yani kişi günlük enerji gereksinmesinden 700 kkal. eksik beslenir, 300 kkal. enerji harcayacak şekilde egzersiz yaparsa (1 saat tempolu yürümek gibi) günde 1000 kkal. enerji açığı oluşturur ki bu durum bir haftada 7000 kkal.ye denk gelir. Yani haftada 1 kg verilebilir.

Hemen zayıflamak isteyenlerin başvurdukları yanlış yöntemler
Kısa sürede sonuç alma düşüncesiyle uygulanan özellikle kas ve su kaybettiren “mucize yöntemlerden bazıları...

  • Akupunktur iğneleri, yanında verilecek düşük enerjili diyet listesine kişinin kendini hazır hissetmesini sağlar. Kilo verdirir, bu kilolar aynı hızda geri alınır.

  • Pasif jimnastik aletleri kilo vermeyi sağlamaz, sadece ince görünmeyi sağlar.

  • Zayıflama çayları sadece su kaybettirir, kişi kendini zayıflamış hisseder. Vücut kaybettiği sıvıyı yerine koyduğu vakit kilolar geri gelmiş olur. Yaşanacak bağırsak tembelliği (kabızlık) ise cabası.

  • Tek tip besine dayalı diyetler bıkkınlık sağlar, kişide diyet sonrası aşırı besin ve kilo alımı görülür. Kaybedilen kas ve su da işin diğer bir boyutu.

  • Zayıflama ilaçları hekim kontrolünde alınmadığı taktirde kanser hatta ölüm gibi çok ciddi sonuçlara neden olmaktadır. Zaten tek başına alınan zayıflama ilacının bir etkinliği yoktur.

  • 3 aylık diyet ve egzersiz tedavisine yanıt alınamadığı durumlarda destek olarak kullanılmalıdır.

  • Zayıflama eşofmanları sadece su kaybı sağlar. Zayıflamada önemli olan yağ kaybıdır. Bu nedenle çözümü bilimde aramakta yarar vardır.

Unutmayın: Her başarısız deneme vücutta zayıflamaya karşı direnç oluşmasına yol açar ve işi yokuşa sürer. Bu nedenle kesin karar vermek şart. Sürekli kilo alıp vermektense, kilolu bile olsanız o kiloyu sabit tutmanız daha sağlıklıdır.

ivillage.mynet.com

Salı, Aralık 25, 2007

Yesil Cay

Düzenli olarak yeşil çay içmenin prostat kanserine yakalanma riskini azaltabileceği bildirildi.

Japonya Sağlık Bakanlığından araştırmacılar, yeşil çayda bulunan kateçin maddesinin organizmada prostat kanserine neden olan etkenleri etkisiz hale getirebileceği varsayımından yola çıkarak ülke genelinde 12 yıl boyunca 40-69 yaşındaki 50 bin erkeği inceledi.

Günde 5 fincandan fazla yeşil çay içenlerin prostat kanserine yakalanma riskinin günde 1 fincanın altında yeşil çay içenlere göre daha az olduğu ortaya çıktı. Ancak, düzenli olarak yeşil çay tüketiminin prostat bezindeki kansere etkisi olmadığı belirtildi.

hurriyet.com.tr

Goz Kurulugu

Adnan Menderes Üniversitesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Turgay Aktunç, “Gözyaşı, gözleri yağlandırıyor ve her göz kırpmada gözde enfeksiyon riskini azaltıyor” dedi.

Aktunç, bazı insanların gözlerinde ıslak ve temiz tutacak kadar göz yaşı salgılanmadığını belirterek, tıp dilinde “keratokonjunktivit sikka” olarak adlandırılan bu rahatsızlığın halk dilinde göz kuruluğu olduğunu söyledi.

Gözyaşının basit bir su olmadığını ve içerisindeki maddelerin gözü koruyucu bir çok işlevinin bulunduğunu vurgulayan Aktunç, “Gözyaşı gözleri yağlandırıyor ve her göz kırpmada gözde enfeksiyon riskini azaltıyor. Yeterince gözyaşı üretilmediği zaman, gözler kolayca tahriş olabiliyor. Gözyaşı üretiminin azalması, önce gözyaşı zarının sağlamlığını bozarak hızla parçalanmasına, daha sonra da kornea üzerinde görme kayıplarına neden olur” dedi.

Gözün rüzgar, toz, klima ve duman gibi dış etkenlere maruz kaldığında kendi kendini temizleme özelliğine sahip bir organ olduğunu bildiren Aktunç, şu bilgileri verdi:

“Gözlerimiz, yabancı maddelerin yıkanmasına yardımcı olmak için fazladan gözyaşı üreterek, gözün ön yüzeyi olan korneanın tahriş olmasını engeller. Fakat göz yeteri kadar gözyaşı üretemezse ve gözün gözyaşı kalitesi bozulmuşsa bu işlevler yerine getirilemez. Bu nedenle korneada oluşan küçük delikçikler önce gözün küreselliğinin bozmasına daha sonra da kişide ciddi görme kayıplarına yol açar.”

Aktunç, göz kuruluğunun erkekler de ve kadınlar da her yaşta görülebileceğini belirterek, şunları söyledi:

“Göz kuruluğuna, erkeklerde daha çok romatizmal hastalıklar, kadınlarda ise hormonal değişiklikler neden olur. Ama bunun yanında uyku hapları ve bazı ağrı kesicilerin kullanımında etkilidir.

Rahatsızlık kişilerde farklı belirtiler gösterirken, rahatsızlığın ortak belirtileri, gözde batma, yanma, kaşıntı, yabancı bir madde varmış hissi.”

Göz kuruluğunun göz yaşı testinin yapılmasıyla çok basit tespit edilebileceğini ifade eden Aktunç, “Rahatsızlığın bir çok tedavi yöntemi olmakla birlikte bunlardan sadece bir tanesi cerrahi müdahaledir. Burada da gözyaşı kanalları tıkanarak az miktarda üretilen göz yaşının akması engellenir. Fakat en yayın tedavi yöntemi yapay göz yaşı tedavisi uygulamasıdır. Kişi aldığı yapay göz yaşını gözüne basitçe uygulayabilir. Tedavinin yöntemi ve rahatsızlığın aşaması ne olursa olsun, gözün, rüzgar, toz ve aşırı sıcak gibi dış etkenlerden koruması gerekir” diye konuştu.

hurriyet.com.tr

Kansere Karsi Mandalina

Japonya'da yapılan iki farklı araştırmaya göre mandalina yiyenlerin kansere yakalanma riski azalıyor. Mikkabi kasabasında düzenli olarak turunçgillerle beslenen bin 73 kişi üzerinde yapılan testlerde ortaya çıkan sonuçlara göre, mandalinada bulunan ve ona turuncu rengini veren 'karoten' maddesi; karaciğer hastalıkları, damar sertliği ve şeker hastalığı riskini azaltıyor. Kyoto Üniversitesi'nde yapılan diğer bir araştırmada ise, mandalina suyu içen hepatit hastalarının karaciğer kanserine yakalanmadıkları tespit edildi.

sabah.com.tr

Bobrek Tasi Agrisini Azaltmak

Her 100 kişiden 10'unu etkileyen bu hastalıktan korunmanın yollarını, Hospitalium Hastanesi'nden Dr. Mete Ekinci açıkladı:

  • Öncelikle sıvı alım alışkanlıklarınızı yeniden düzenleyin. 24 saatte çıkarılan idrar miktarının 2 litrenin altında kalmaması gerekiyor.

  • Endüstriyel içeceklerden kolalı olanları değil, daha çok sitrat içeriğine sahip meşrubatları tercih edin. Sıkılmış meyve suları arasında ise tercihiniz greyfurttan değil, portakal veya limon sularından yana olsun.

  • Taş hastalığından korunmak için günlük tuz alımı 4 gramı geçmemeli, sodyumun tersine potasyumlu gıdalar daha fazla alınmalıdır. Hayvansal protein (kırmızı-beyaz et ve balık) alımı 70 kg ağırlığındaki bir kişide 70 gramı geçmemelidir.

  • Oksalat içeren ıspanak, çay, kepek, patates ve çikolata gibi besinleri kısıtlı kullanın. Taş hastalığında eskiden beri kalsiyum içermeleri nedeniyle klasik olarak yasaklanan süt ve diğer mandıra ürünleri, artık geçmişteki kadar katı bir şekilde kısıtlanmamaktadır. Uzmanlar artık hastalara, günlük bir gram kalsiyum alımını önermektedir.

sabah.com.tr

Yirmilik Dis Agrisi

20'lik dişiniz çekildikten sonra şunları yapmanızı öneriliyor:

  • Yara yerini kesinlikle kurcalanmayın. Aksi taktirde ağrı, enfeksiyon veya kanama gelişebilir.

  • İlk 24 saat boyunca diş çekilen tarafla çiğneme yapmayın.

  • İlk 24 saat sigara içmeyin. Çünkü sigara kanamayı arttırıp iyileşme sürecini uzatır.

  • Tükürmeyin. Aksi taktirde kanama artar ve pıhtı yerinden oynayabilir.

  • Eğer dikiş atılmamışsa steril gazlı bezle tampon yapın. Pıhtı oluşumu için tampon yarım saat ağızda tutulmalıdır. Tampon alındıktan sonra kanama devam ediyorsa, yenisi konulmalıdır.

  • Operasyon sonrası bölgeye soğuk bir tampon uygulayarak dolaşım yavaşlatılır ve yüzün şişmesi önlenir. Sağlıklı bir uygulama; 20 dakika soğuk tampon 20 dakika ara, sonra tekrar 20 dakika soğuk tampon şeklinde olmalıdır.

  • İlk 24 saatten sonra her iki saatte bir ılık tuzlu suyla ağzınızda gargara yapın. Gargara yapacağınız karışımı, bir bardak ılık suya bir çay kaşığı tuz ilave edilerek hazırlayın.

sabah.com.tr

Istah Kesmenin Yollari

  • Karnabaharı ve brokoliyi hafifçe haşlayıp yoğurtla tatlandırın. Bu karışım lif açısından zengin olduğundan, sizi uzun süre tok tutar.
  • Salatalığı iyice yıkayın ve kabuklarıyla birlikte ince dilimler halinde kesip üzerine bol bol dereotu serpin. Kalorisi yok denilecek kadar az olan bu sebze oldukça tok tutucudur.
  • 250 gram mor eriği biraz tarçınla haşlayın. Bu meyve fruktoz açısından oldukça zengin olmakla birlikte, tatlı ihtiyacınızı da karşılar.
  • 200 gram ananası incecik doğrayın ve süzgeçten geçirin. İçine 100 gram kefir ve taze nane ekleyin. Ananasın içindeki enzimler, protein sindirimini hızlandırdığından oldukça doyurucudur.
  • Eğer öğünler arasında acıkırsanız, kuru erik yiyin. Kuru erik kan şekerinin düşmesini engelleyen bir besindir. Ancak fazla abartmayın. Çünkü bir kuru erikte 8 kalori var.
  • Bir demet maydanozu blendırdan geçirip sebze suyuyla karıştırın. Bu karışımın içine birkaç damla acı biber sosu ekleyin ve karışımı için. Bu içecek yağ yakımını kolaylaştırır ve zayıflamanıza yardımcı olur.
  • Kırmızı elmayı ince dilimler halinde kesip bir çay kaşığı kıyılmış ceviz ve yarım çay kaşığı yonca balıyla karıştırın. Bu karışım hem doyurucudur hem de bağırsakları çalıştırır.
  • Kahvaltıda armudu rendeleyin ve yulafa katın. Bu karışıma biraz da yoğurt eklemeyi unutmayın. Armudun içeriğindeki fruktoz uzun süre açlık hissetmemenizi sağlar.
  • Günü canlı geçirmek için kendinize yulaf ezmesi hazırlayıp içine kuru meyveler katın. Bu karışım, günlük karbonhidrat ihtiyacınızı karşılar.
  • Kendinize bir portakal ve 50 gram ıspanak yaprağından oluşan bir salata hazırlayın. Bu salatayı 50 gram yağsız yoğurt, bir tutam tuz ve karabiberden oluşan bir sosla tatlandırın. Son derece lezzetli olan bu salata hem kendinizi tok hissetmenizi sağlar, hem de hazmı kolaydır.

sabah.com.tr

Çarşamba, Aralık 19, 2007

Bal oksurugu hafifletiyor

ABD'de yapılan bir araştırma, çocuklara yatmadan önce verilecek bir tatlı kaşığı balın, öksürüğü hafifletebileceğini gözler önüne serdi. Araştırmayı yapan Pennsylvania Üniversitesi Tıp Fakültesi doktorlarından Ian Paul ve arkadaşları; balın, öksürük ilacı verilmesi ya da hiç tedavi yoluna gidilmemesiyle karşılaştırılınca, en iyi seçenek olduğunu belirtti. Araştırmacılar, balın tahriş olmuş boğazı kaplayarak yumuşatabileceğini de kaydetti. 'Archives of Pediatrics and Adolescent Medicine' dergisinin yeni sayısında yayımlanan araştırma sırasında doktorlar, aileleri aracılığıyla, üst solunum yolu enfeksiyonu bulunan 105 çocuğun bir bölümüne bal tadı verilmiş öksürük şurubu, diğerlerine yalnızca bal verdi. Çalışmanın sonunda, bal verilen çocukların daha iyi uyuduğu ve öksürüklerinin azaldığı, aileleri tarafından bildirildi. Bununla birlikte doktorlar, bir yaşın altındaki çocuklara, botulizm (ender rastlanan besin zehirlemesi) riski oluşturabileceği gerekçesiyle kesinlikle bal verilmemesi uyarısında bulunuyor.

Sabah

Migren ataklarini azaltmak mumkunmu?

Migreni hangi faktörlerin tetiklediğini bilmek hem tedaviyi kolaylaştırır hem de atakları azaltmaya yardımcı olur. Hizmet Hastanesi Nöroloji Bölümü'nden Dr. Çiğdem Türkmen, baş ağrısı günlüğü tutmanızı öneriyor.

  • Bu günlükte, 'olası tetikleyiciler' kısmına en son aktivitelerinizi, diyet, stres ve ilaçları yazın. Bunlar sizin neyin migrene yol açtığını anlamanıza yardım eder. Böylece hem nelerden uzak durmanız gerektiğini görür, hem de bu günlüğü doktorunuza göstererek daha etkili tedavi alabilirsiniz.

  • Migren atakları tedavi edilmediğinde ya da yetersiz tedavi uygulandığında 4-72 saat sürer.

  • Genellikle tek taraflı ağrı hissedilir.

  • Ağrı zonklayıcı özelliktedir.

  • Ağrı hareketle artma gösterebilir.

  • Ağrıya bulantı ve/veya kusma eşlik eder.

  • Işık ve sese duyarlılık artar.

  • Nadir atak geçiren hastalar için sadece o anki ağrıya yönelik tedavi yapılması tercih edilirken, sık atak geçiren (ayda 4 ve üzeri atak) migren hastaları için sıklıkla önleyici ilaç tedavisi uygulanır.

Sabah

Cok zayifim, nasil kilo alabilirim?

Çok zayıf olmak az besin tüketimine bağlıysa önemli sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Düzensiz öğünler ve yetersiz kalori almak, vücudun normal işlevselliğini zamanla bozuyor. Günlük gerekli enerji miktarı tamamlanamadığı zaman yorgunluk, konsantrasyon kaybı ve huzursuzluk gibi durumlar oluşabiliyor. Memorial Tıp Merkezi Beslenme ve Diyet Bölümü'nden Oya Yüksek, kilo almak isteyenlere şunları öneriyor:

  • Günlük olarak her besin grubundan mutlaka tüketin.

  • Kalori miktarı yoğun olan besinleri tercih edin. Ara öğünlere sütlü bir tatlı veya kuru meyveler eklenebilir.

  • Gün içinde fındık, badem ve ceviz tüketin.

  • Gece öğününde meyveli müsli veya ballımuzlu süt tüketin.

  • Ana öğünlere makarna ve pilav ekleyin. Yağlı yiyecekler yerine karbonhidratları tercih edin.

  • Mide hacmini hemen dolduracak posalı gıdaları ve soda gibi içecekleri daha az tüketin.

  • Enerji bakımından meyve suyunu tercih edin.

  • Eğer sorununuz iştahsızlıksa, kilo alabilmek için sık aralıklarla beslenmeye özen gösterin.

Özellikle ara öğünlerde yüksek glisemik indeksli besinler tüketmeyi tercih edin. Böylece daha çabuk açlık hisseder ve yemek yeme isteğinizi artırabilirsiniz. Bu tür besinler arasında kuru üzüm, muz, patates, beyaz ekmek, mısır gevrekleri, pirinç pilavı ve tatlılar yer almaktadır.

Sabah

Bayram da seker hastalarina oneriler

Kurban ve Şeker Bayramları şeker hastaları için oldukça zor geçiyor. Bayram sofralarını süsleyen kalorili yiyeceklere, özellikle de tatlılara karşı koyamayan şeker hastaları, bunun bedelini sonradan ağır ödeyebiliyor.

Kavurmayı unutun

Uzmanlar şeker hastalarına bayramda baklava yerine meyve tüketmelerini öneriyor. Kurban etinin fazla yağlı olduğunu söyleyen İç hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ziya Mocan, "Kavurma yapmak yerine, kurban etinin yağlarını iyice temizleyin ve eti ızgara şeklinde tüketin" diyor. Dr. Ziya Mocan'la bayramda nasıl beslenilmesi gerektiğini konuştuk...

İnsülin kullanan çocuklar bayramda tatlı yiyebilirler mi?
Tatlı yememelerini tavsiye ediyorum. Ancak anneler çocukları için hem damak, hem de göz zevki açısından diyabetik reçellerle kurabiye yapabilir. Az miktarda diyabetik şeker ya da çikolata da yiyebilirler.

Etin yağını ayıklayın

Şeker hastaları tatlı kaçamaklarından nasıl sakınmalı?
Doktor gözetiminde, şekerin bağırsaklardan kana geçişini yavaşlatan ilaçlar kullanabilirler. Hem şeker hastalığının tedavisinde kullanılan, hem de kişilerin iştahlarını kesen yeni ilaçlar var. Bunlar da hekim kontrolünde kullanılabilir. Şeker hastaları bayramda aç kalmamalı. 2 saatte bir gıda tüketmeli. İkramlarda baklava veya diğer tatlılar yerine şeker hastalarına meyve verilmesi daha sağlıklı olur. Ev sahipleri bu konuda bilinçlenmeli.

Taze et tüketimi şeker seviyesini yükseltir mi?
Etin bir zararı yok. Ancak kurban eti fazla yağlıdır. Bu, ilerleyen yıllarda damar sertliğine yol açabilir. Şeker hastaları kurban eti yemek istiyorlarsa, mutlaka yağlarını temizlemeli. Eti de ızgara veya fırında pişirilimiş halde tüketmeleri daha doğru olur.

Bol bol yürüyün

Şeker ilaçlarına bayrama özel ayarlama yapılmalı mı?
Hayır, ilaçlarda değişikliğe gerek yok. Ancak tatilde alınacak fazla enerjinin yakılması için yürüyüş yapabilirler. Ziyaretlere araba yerine yürüyerek gidilebilir. Ev ziyaretlerinde ise asansör yerine merdiven kullanılabilir.

Sabah

Pazartesi, Aralık 17, 2007

Suyun zayiflamaya etkisi

Suyun zayıflama üzerine olan etkisi göz ardı edilemeyecek kadar fazladır Midede yarattığı hacimden dolayı kısıtlama yaparak kilo almayı önler.

VÜCUDUN SU DENGESİ ÖNEMLİ
Kanın yüzde 92'si, kemiklerin yüzde 22'si, beynin ve kasların yüzde 75'i sudur. Hücrelerin yaşamsal faaliyetleri, vücut fonksiyonlarının yerine getirilmesi, vücudun su dengesinin korunması ile mümkündür. Vücutta biriken toksinleri atmak, vücudun ısı dengesini sağlamak için idrarla 1500, deri yoluyla 500, dışkı ve solunum ile 300'er ml (toplamda yaklaşık 2.5 lt) su kaybedilmektedir. Vücuttaki su oranının yeterli düzeyde tutulması yaşamsal önem taşıdığından, kaybolan suyun alınması zorunludur.


YAŞLANMAYA KARŞI ETKİLİDİR
İdeal vücut su oranları; metabolizmayı tetikler, hücrelerin kendisini yenilemesini sağlar, yaşlanmaya karşı etkilidir. Kanın akışkanlığını sağlar, böylelikle kalp ve damarların yükünü azaltır. Suyun, gerek midede yarattığı hacimden dolayı alınan besinlerde kısıtlama yapması, gerekse metabolizmayı çalıştırıp günlük harcanan enerjiyi arttırması ve sindirime olan katkısı unutulmamalıdır.

Yemekten 15 dakika önce içilmeli
Su dışındaki pek çok sıvı hayatımızda ciddi ölçüde yer almaktadır. Çalışma hayatının vazgeçilmez ikramları olan çay, kahve, nescafe, meyve suları, bitki ve meyve çayları gibi içeceklerden bazılarının diüretik etkisi olduğundan, vücudun ihtiyacı olan sıvıyı karşılamayacağı ve hatta vücuttan sıvı atımını arttıracağı için suyu, su olarak içmek gerekir. Öğünlerden 30 veya 15 dakika önce alınan suyun, metabolizmayı hızlandırma üzerine ve midede hacim oluşturarak öğünde fazla besin alımı engellemek adına göz ardı edilemeyecek faydaları vardır.

Faydaları:

  • Hücrelere oksijen ve besin öğelerinin taşınmasını, ayrıca atık ürünlerin taşınarak böbreklerden atılmasını sağlar.

  • Ağız, göz ve burun gibi vücut dokularını nemlendirir.

  • Vücuttaki kan, gastrik sıvı, tükürük, amniyotik sıvı (gebelikte) ve idrar gibi vücut sıvılarının büyük bir kısmı sudur.

  • Dışkının yumuşamasını sağlayarak kabızlığın önlenmesine katkıda bulunur.

  • Cilt sağlığında, bağışıklık sisteminde, vücut ısısının denetiminde, ödemin atımında çok büyük bir rolü vardır.

  • Tükürük ve mide salgısında besinlerin sindirilmesinde görev alır.

  • Kilo alıp-vermeden dolayı oluşan sarkmaları, sporla birlikte önler.

  • Vücudun ihtiyaç duyduğu iz minerallerin çoğunu sağlar.

  • Soğuk algınlığı, idrar yolu enfeksiyonları, böbrek taşları ve mesane kanseri riskini düşürür.
  • Zayıflama diyetlerinde metabolizmayı çalıştırmanın yanında, midede hacim oluşturarak, tokluk hissi vermede önemli rol oynar.

Kaynak: habervitrini.com

4 sorun ve 4 bitkisel cozumu

MİDE VE KARIN AĞRILARI
Çare: Papatya. Sindirim sistemi üzerinde pek çok olumlu etkiye sahip bir bitki ve mide spazm ve kramplarını da önlüyor. Bu özelliğiyle de mide bulantısının yanı sıra, şişkinlik, hafif gastrit semptomları ve gaz şikâyetlerini gidermede de etkili olabiliyor.

Uzmanlar, papatyanın araba ve gemi yolculuklarında oluşan bulantıları önlemede de etkili olabileceğini belirtiyor. Kuru papatya alıp kendi çayınızı kendiniz demleyebilirsiniz.

HALSİZLİK
Çare: Ginseng.Özellikle Uzakdoğulular’ın enerji kaynağı olarak kullandıkları ve asla vazgeçemedikleri bitkilerin başında geliyor. Aynı zamanda hafızayı güçlendiren, anksiyete ve huzursuzlukla da savaşan ginsengten bol bol tüketin. Ginseng kökünü aktarlardan temin edebilir, bununla çay demleyebilir ya da yemeklerinizin içine rendeleyerek kullanabilirsiniz. Ginseng haplarını uzmana danışarak kullanabilirsiniz.

KÖTÜ NEFES KOKUSU
Çare: Biberiye. Sindirim sistemini düzenlemek için kullanılan biberiye kötü nefes kokusunu gidermede son derece etkili. Ayrıca açlık nedeniyle oluşan başağrılarını gidermek için de biberiye yapraklarını parmaklarınızın arasında sıkabilir elinize gelen yağı, şakaklarınıza sürüp hafifçe ovabilirsiniz.

HAZIMSIZLIK
Çare: Melisa. Şifalı bitkilerle uğraşan uzmanlar, melisanın hazımsızlığa karşı birebir olduğunu söylüyorlar. Ayrıca antideprasan özelliği olan bu bitki, kendinizi kısa bir sürede iyi ve daha mutlu hissetmenizi sağlayabiliyor. Aynı zamanda, anksiyete ve uyku problemlerini gidermede de etkili. 4 çay kaşığı kuru melisa yaprağıyla demlediğiniz çaydan günde 2 fincan için.

Kaynak: habervitrini.com

Deprasyon artiyor

Kadınlarda erkeklere oranla 3 kat daha fazla görülen depresyon, son yıllarda artış gösteriyor.

Bakırköy Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Hastanesi 13. Psikiyatri Kliniği Şefi Doç. Dr. Kemal Sayar, 'yapılan araştırmalar sonucunda dünyada depresyonun, kadınlarda görülme oranı yüzde 4-10, erkeklerde ise yüzde 2-2,5'dir. Hayat boyu risk ise kadınlarda yüzde 10-26, erkeklerde de yüzde 5-12'dir' dedi.

Her 4 ya da 5 kişiden birinin hayatlarının bir döneminde bir çeşit depresif dönem geçirebildiğini ifade eden Sayar, şunları söyledi:

'Depresyon, işsizliğin yüksek oranda görüldüğü, sosyoekonomik seviyenin düşük olduğu yerlerde daha sık görülür. Yeni araştırmalar göstermiştir ki depresyon artış eğilimindedir ancak bunun nedenleri belli değildir. Sosyoekonomik değişiklikler, aileler ve topluluklardaki bölünmeler, genç kuşakta özellikle işsizlik, umutsuzluk duyguları, beklentilerdeki artmanın etkisi olabilir.'

Kaynak: habervitrini.com

Bayram detoksu

Bayram deyince akla gelen ilk şeylerden biri; ziyafetleri aratmayan sofralar oluyor. Tuzlusundan tatlısına çeşitli yiyeceklerle dolu olan bu sofraların büyüsüne kapılanlar için, kilo almak kaçınılmaz oluyor. Bu yıl bayram ile yeni yılın peş peşe olduğunu hatırlatan Beslenme ve Diyet Uzmanı Nil Şahin Gürhan; vücudunu toksinlerden arındırarak yeni yıla daha sağlıklı girmek isteyenlere, bayram boyunca detoks uygulamalarını önerdi. İşte bayram detoksuna ilişkin tüm ayrıntılar...

Bayramda detoks olur mu?
Detoks, vücutta biriken toksik maddelerin atılması ve uzaklaştırılmasıdır. Bayram böyle bir dönem için bulunmaz fırsattır.

Bayram detoksu ne şekilde uygulanmalıdır?
Dinlenmek, bol su içmek, mümkün olduğunca temiz ve açık havada bulunmak, sağlıklı beslenmek, stresten uzak olmak bayram detoksunun temelini oluşturur. Bu davranışlar ile dolaşım düzelir ve vücuttaki ödem atılır. Böylece vücudumuzda biriken fazla toksinler de dışarı atılmış olur.

Neler tüketilmeli?
Bol su içmek detoksun vazgeçilmezidir. Günde en az 2-3 litre su içmeye özen gösterin. Baklava ve kurban etiyle yapılan gıdalardan uzak durun ve doğal gıdalarla beslenmeyi alışkanlık haline getirin. Dört ana besin grubu olan et ve çeşitleri, süt ve ürünleri, sebze-meyveler ve tahıl ürünleri her öğün kişinin ihtiyacını karşılayacak miktarda tüketilmeli. Et grubundan kırmızı et, tavuk, hindi ve balık; süt grubundan süt, yoğurt, ayran ve cacık, tahıl ürünlerinden tam buğday ekmeği, tam çavdar ekmeği, bulgur, yulaf, kabuklu pirinç, patates; mevsim sebzelerinden lahana, brokoli, karnabahar, kereviz ve meyvelerden muz, elma, mandalina ve kivi sofralarda mutlaka bulunmalıdır. 3 ara öğün tüketilmeli, aralarda ise sağlıklı atıştırmalar olmalıdır. Çay, kahve, kola, alkol gibi içecekler vücutta toksin birikmesine yol açar. Bunlar bayramda ne kadar az tüketilirse, o kadar iyi olur. Mümkünse hiç tüketmemelidir.

Bayramın tatlı kaçamakları, bayram sonrasında nasıl telafi edilmeli?
Bayramda günde bir porsiyondan fazla tatlı tüketmemeye özen gösterin. Bayramda alınan kilolardan kurtulmak için güne bir su bardağı ılık su ile başlanmalı. Ardından bir su bardağı oda sıcaklığında su içilmeli. Uyandıktan sonra bir saat içinde kahvaltı tamamlanmış olmalı. Kahvaltıda 1-2 dilim peynir, 1-2 dilim tam buğday veya çavdar ekmeği ve söğüş mevsim sebzeleri yer alabilir. Günlük öğün düzeni 6 öğünden oluşmalı ve öğün aralarında 2-3 saat olmalıdır. Ana öğünlerde ızgara et, zeytinyağlı sebze yemekleri, 1-2 dilim tam buğday veya tam çavdar ekmeği, salata ve yoğurt veya ayran yer alabilir. Ara öğünlerde meyveler, süt ürünleri, peynirekmek ve miktarını abartmadan kuruyemiş tüketilebilir. Mutlaka günlük hareket arttırılmalıdır. Günde yarım saat orta tempolu yürüyüş yapılabilir.

Kaynak: sabah.com.tr

Reflu cocuklarda da gorulebilir

Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Gönül Dinler, reflünün bebeklerde ve çocuklarda solunum sistemiyle ilgili şikayetlere yol açabileceğini belirtti.

Dinler, mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçması olarak tanımlanan reflünün bebeklerde ve çocuklarda da görülebileceğine işaret etti.

Bazı bebeklerin emdikten sonra bir miktar kusabileceklerini bu durumun normal olduğunu ifade eden Dinler, ancak reflüden kaynaklanan kusmanın uzun süre devam eden bir şikayet olduğunu söyledi.

Yemek borusu ile mide arasındaki kapağın işlevini yerine getirmemesi durumunda yutma ile mideye giden gıdanın geri kaçtığını anlatan Dinler, "Eğer yemek borusu ile mide arasındaki bu kapak işlevini yapamazsa mide içeriği yemek borusuna geri kaçar, buna reflü denir" dedi.

Dinler, "Mide asidi ile karışan bu asidik içerik, aside karşı korunmasız olan yemek borusu yüzeyine zarar verir veya daha yukarı çıkarak soluk borusuna ulaşır ve solunum sistemiyle ilgili şikayetlere neden olabilir. Bebeklerde en sık görülen belirti kusmadır" diye konuştu.

Reflünün, bebeklerde gece ağlamalarına, huzursuzluğa, kilo kaybına yol açtığını belirten Dinler, solunum sistemiyle ilgili şikayetlerin ise astım benzeri bir tablo çizdiğini vurguladı.

Bu şikayetleri, hırıltılı solunum, düzelmeyen öksürük ve apne (solunum tutulması), ağza acı veya ekşi su gelmesi, yutma güçlüğü, tekrarlayan sinüzit, ses kısıklığı, ağız kokusu olduğunu bildiren Dinler, bebeğin genel durumu iyi ve kilo alımı normalse bir yaşına kadar tedaviye gerek duyulmayacağını belirtti.

Şikayetlerin bir yaşından sonra devam etmesi halinde erken teşhis ile tedaviye başlanmasının yararlı olduğuna işaret eden Dinler, "Reflü şikayetleri ile çocukluk yaş grubunda kusmaya neden olabilen diğer hastalıkların karıştırılmaması için çocuğun iyi incelenmesi bu konuda araştırmanın iyi yapılması gerekir" dedi.

Çünkü, son derece ciddi hastalıkların da şikayetleri kusma ile kendini belli eder ve bu durumuniyi ayırt edilmesi gerekir. Reflünün tedavisinde beslenme önemlidir. Bunun için bebekler anne sütü almıyorsa, mamanın kıvamı katılaştırılmalı bebek kısa ve sık aralıklarla beslenmelidir. Çocuklarda ise katkı maddeli gıdalar, aşırı yağlı baharatlı yiyecekler, gazlı içeceklerden uzak durulmalıdır" şeklinde konuştu.

Reflü şikayetlerinin azaltılması için bebeklerin yastık kullanmadan, yatağın altından destekleyerek yatak başının 30 derece kadar yukarı kaldırılarak ve sırtüstü yatırılmasını öneren Dinler, çocukların ise sol yan pozisyonunda yatmalarının rahatlatıcı olabileceğini kaydetti.

Beslenme ve yatış pozisyonlarıyla reflü şikayetlerinin azalabileceğini belirten Dinler, hastalık gelişmişse ilaç tedavisine başlanması gerektiğini kaydetti.

Yrd. Doç. Dr. Dinler, kıyafetlerin ve aşırı kilonun da reflü şikayetlerini artırdığını sözlerine ekledi.

Kaynak: cnnturk.com/SAGLIK/

Cuma, Aralık 14, 2007

Gunes gozaltlarini morartiyor

Kadınlar kadar artık erkekleri de rahatsız eden gözaltı morluklarına kış günlerinde bile kendini gösteren güneş etki ediyor. Dermotoloji uzmanı Dr. Zekayi Kutlubay şunları söylüyor: "Güneş, gözaltı morluklarının ortaya çıkışını etkiler. Güneş, melanini açığa çıkardığında, melanin cildi koyulaştırır ve ağırlıklı olarak göz altlarında toplanır. Bu da yüzünüzde gözaltı morlukları yaratır." Dr. Zekayi Kutlubay, morluklardan korunmak isteyenlere ise şu önerilerde bulunuyor: "Her gün mutlaka güneşten koruyucu krem sürün ve güneş gözlüğü takın. Gözaltlarınızda sağlıkla ilgili sorunlarınızın yansıması olarak da morluklar oluşmuş olabilir. Bu durumda şikayetlerinizi gözden geçirin ve en kısa zamanda bir iç hastalıkları uzmanına başvurun."

Kaynak: sabah.com.tr

Kalsiyum eksikligi kramp nedeni

Gebelik döneminde kalsiyum eksikliğinin krampların artmasına neden olduğu bildirildi. Hamilelerin sıklıkla kramplardan şikayetçi olduğunu söyleyen Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Gülçin Belene Taşlıyurt ekledi: "Magnezyum, potasyum ve kalsiyum eksiklikleri kramplara zemin hazırlar. Gebeliğin ilerleyen dönemlerinde bebeğin hızla gelişmesi, toplardamar üzerindeki baskıyı artırır. Bu durum dolaşım problemlerine neden olur." Dr. Taşlıyurt şöyle devam etti: "Bebekler doğumlarının yaklaştığı son aylarda kalsiyuma daha fazla ihtiyaç duyar. Annelerin bu ihtiyaca yeteri kadar cevap verememesi, gebelik kramplarını daha da artırır. Kramplar özellikle oturur pozisyondayken hissedilir. Bol bol su ve süt içmek krampları azaltır."

Kaynak: sabah.com.tr

Hava kirliligi goz alerjisi yapiyor

Yaz ve bahar aylarının rahatsızlığı olan göz alerjisi, hava kirliliği nedeniyle artık kış aylarında da görülmeye başladı. Kapalı mekanlardaki hava kirliliğinin son yıllarda açık hava kirliliğinden daha fazla olduğunu belirten Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Abuzer Gündüz, şunları söyledi: "Kapalı mekanlarda gözün yüzeyinde bulunan gözyaşı erken buharlaşıyor. Bu durum gözde yanma, batma ve yabancı cisim hissi belirtileri yaratıyor ve geçici göz kuruluğuna sebep oluyor."

Kaynak: sabah.com.tr

Artik mat renkler moda

Bu yıl makyaj trendlerinde mat renkler öne çıkıyor. Rujda; kırmızı, pembe, pastel tonlardaki tüm renkleri kullanabilirsiniz ama mat olmak şartıyla.

Bu sezon makyajda gri, yeşil, kahve tonları gibi hemen her renk kullanılıyor. Ama bu renklerin hepsi zenginleştirilmiş olarak uygulanıyor. Yani normal bir gri ya da yeşil yerine; içinde ışıltılar olan, ton değiştiren renkleri tercih etmenizde fayda var.

Gözler ve dudaklar

Eskiden makyaj yaparken tek bir bölge üzerinde yoğunlaşıyorduk. Ama artık her taraf eşit oranda ön plana çıkarılıyor. Önemli olan çok fazla abartmamak. Hem hafif bir makyajla gözleri, hem de çok koyu olmayan bir rujla dudakları öne çıkarıyoruz.

Gözlere parıltılı, pullu makyaj yapma modası bitti. Bunun yerine hafif ışıltı veren ve daha doğal duran ürünler kullanılıyor. Kaş kalemi de artık daha sık kullanılıyor.

Bu yıl kırmızı ruj çok moda. Kırmızı ruj kullanmak istiyorsanız mutlaka ama mutlaka mat olanları tercih etmelisiniz. Asla parlak, ışıldayan bir kırmızı ruj sürmeyin. Ve rujun taşmasını önlemek için, bir dudak kalemiyle etrafına mutlaka kontür çekin.

Kaynak: sabah.com.tr

Astim ataklarini yuzerek azaltin

Hospitalium Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Hande İkitimur, astım ataklarını azaltmak isteyen hastalara yüzmelerini önerdi. Astıma çoğu kez alerjinin de eşlik ettiğini hatırlatan Dr. İkitimur şöyle konuştu: "Hava kirliliği, sigara, meslekiçevresel etkenler de astımı tetikler. Solunum fonksiyon testleri ve alerji cilt testleri astımın tanısında önemli yer tutar. Bu testler, astımdan korunmaya ve bu hastalığın derecesini saptamaya yardımcı olur."

Kaynak: sabah.com.tr

Radyo frekans erkekleri genclestiriyor

Zamanı durduramazsınız ama cildinizdeki olumsuz izlerini azaltabilirsiniz. Radyo frekans dalgalarını keşfeden metroseksüel Türk erkekleri, bu yöntem sayesinde hem tıraşla yıpranan ciltlerine bakım yaptırıyor, hem de gençleşiyor. Dermamed'den Dr. Levent Türbedar bu işlem ve etkileriyle ilgili sorularımızı yanıtladı:

Radyo frekans dalgaları cildi nasıl gençleştiriyor?
Genç yaşlarda anlaşılamayan güneşin zararları, 40'lı yaşlardan sonra kuruluk, matlık (cansızlık) ve incelme olarak karşımıza çıkıyor. Radyo frekans dalgaları bu durumlarda, cildin kan dolaşımını artırıyor. Zarar vermeden cildin ısısını yükselterek, cildin tamir mekanizmalarını harekete geçiriyor. Böylece kolajen üretimi yeniden başlıyor ve hücre yenilenmesi sağlanıyor. Isı verilen bölgede, kontrollü bir hasar oluşturularak dokunun kendini onarması ve yenilenmesi sağlanıyor. Tedavi, diğer destekleyici bakım uygulamalarıyla kombine edildiğinde, cildin kaybettiği nem de yerine geliyor.

Erkeklerin işlemle ilgili en büyük çekinceleri neler?
Eskiden erkekler kendilerinin oldukları gibi kabul edileceğini düşünürlerdi ama artık bakımlı erkeklerin karizmalarının arttığını görüyor, ciltlerinin yaşlanmasını engelleyebileceklerini biliyorlar. Bu yüzden de geçmişte kadınlara yönelik olduğunu düşündükleri bu tür tedavi ve bakımları artık onlar da uyguluyorlar.

Bu yöntem kaç yıl gençleşme sağlıyor?
Öncelikle elde edilen sağlıklı cilt görünümüdür. Kişi sigara içmiyorsa, cilt hızla gençleşir. Yaşa ve cilde göre, işlemden sağlanacak kazanç değişir.

Sonuca ulaşmak için tek uygulama yeterli mi, yoksa düzenli olarak işlem yenilenmeli mi?
Etkisini 2 yıl sürdüren Radyo frekans tedavisi, hastalarda herhangi bir kesi veya ameliyat izi oluşturmaksızın uygulanan, cerrahi olmayan, ağrısız bir işlemdir. Bu yöntem, daha çok cerrahi müdahale için henüz erken olan, yıpranmış ve yorgun ciltler için tercih edilip, uygulanıyor. Normal şartlarda 1-1.5 yıl sonra ikinci seansı uygulamak yetiyor.

İşlem ne kadar sürüyor?
Süre, işlem alanına göre 20 dakika ile 2 saat arasında değişiyor. Hedef; cilde sağlamlık ve gerginlik veren kolajenlerin artırılması olduğu için 5-10 seanslık kür düzenleniyor. Sonuçlar 1-2 ay sonra gözlemleniyor. Tek bir uygulamanın sonuçları kısa oluyor. Kalıcılığı sağlamak için uzun süren değişik tedaviler bir program şeklinde uygulanıyor. Radyo frekans dalgaları ile cilt gençleştirme uygulamalarında, uzmanlar tarafından önerilen minimum seans sayısı 6, bir kürdeki en fazla seans sayısı ise 10.

Kaynak: sabah.com.tr

Agiz kokusuna tarcin

Ramazan'la birlikte birçok kişi için ağız kokusu, önemli bir sağlık sorunu oluyor. Sahurdan sonra dişleri fırçalamadan yatmanın ağız kokusunun tek nedeni olmadığını açıklayan Özel Hizmet Hastanesi'nden diş hekimi Doğan Kontacı şöyle devam etti:

"Nefeste oluşan kötü koku büyük oranda ağız içi kaynaklıdır. Ağız içi bir enfeksiyon, ilerlemiş bir dişeti hastalığı ya da sadece ağız içinde birkaç saatten fazla kalmış gıda artıklarına yerleşen bakteriler kokuya sebep olur." İçecek ve uygun yiyeceklerinizde tarçın kullanarak ağız kokusunun önüne geçilebileceğini belirten Diş Hekimi Kontacı, "Tarçın ağız içi bakterilerle mücadelede önemli bir silahtır. Eğer varsa tarçınlı şekersiz sakızlar da uygun bir öneri olabilir"

Kaynak: ekolay.net/saglik/

Kansere karsi 3 kara

Prof.Dr. Topuz, kanserden korunmak için ’üç kara’ formülü önerdi: Kuru kara üzüm, kuru kara kayısı ve kuru kara erik.

On yıldır kanser tedavisinde alternatif ve tamamlayıcı yöntemler üzerine çalışmalar yapan İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Çapa Onkoloji Merkezi Direktörü Prof. Dr. Erkan Topuz, çağın hastalığı kanserden korunma yollarından biri olarak ’üç kara’formülü önerdi: Kuru kara üzüm, kuru kara kayısı ve kuru kara erik. Topuz yeşillerin öncelikli olduğunu vurgulayarak; üç kara olarak tanımlanan üzüm, kayısı ve eriğin da önemli etkiye sahip olduğunu belirtti.

Kansere karşı nasıl beslenilmeli? Hem önleyici hem tedavi sürecinde nelere dikkat etmek gerekir?

Antioksidanlar:
Oksitlenme olaylarını baskılayan maddelerdir. İnsanda normal biyokimyasal olaylardan sonra ortaya çıkan, kanda serbest dolaşarak sağlıklı hücrelere adeta saldıran ve onların DNA yapılarını değiştirerek tümör gelişmesine zorlayan maddelere karşı vücudu korudukları belirtiliyor. Ancak, kanser riskini düşürmekteki rolleri henüz kesinleşmediği için araştırmalar devam ediyor. Bu grubun önde gelenleri vitamin-C, beta-karoten ve vitamin-E’dir.

Vitamin-C ağız boşluğu, yemek borusu ve mide kanserlerine karşı koruyucu olabilir. Ayrıca rektum, pankreas, rahim kanserlerinin gelişme riskini azaltabileceği, meme ve akciğer kanserine karşı koruma sağlayabileceği öngörülüyor. Vitamin-C kaynağı olaraksa, portakal, portakal suyu, taze yeşil biber, çilek, kırmızı biber, pişirilmiş brokoli gösteriliyor. Beta-karoten için kaynaklar koyu yeşil yapraklar, sarı-oranj meyve ve sebzeler olarak ifade ediliyor. Yüksek miktarda beta-karoten ise havuç, kabak, taze patates ve ıspanakta bulunuyor. Mide, akciğer, prostat, meme ve baş-boyun kanserlerinin gelişme riskini düşürebileceği olasılığından beta karoten zengini besinler öneriliyor. Bununla beraber, beta-karoten kullanımında kesin öneri öncesi daha çok araştırma gereksinimi vardır. Aşırı dozda alınması riskli kişilerde, aynı sigarada olduğu gibi, akciğer kanserine neden olabileceği düşünülüyor.

Fitokimyasallar:
Bitkilerin yapısında bulunan bazı kimyasal bileşiklerdir ve bitkileri bakteriler, virüslar ve mantarlara karşı korurlar. Ayrıca antioksidan, besin koruyucu ve kanser yapıcı ajanlara karşı engelleyici etkileri olabileceği bildiriliyor. Yüksek fitokimyasal maddeli yiyecekler brokoli, dutlar, soya kabukları, armutlar, şalgamlar, kereviz, havuç, ıspanak, zeytinler, domates, mercimek, kavun, sarımsak, kayısı, soğanlar, soya fasulyesi, yeşil çay, şeftali, kabaklar, kıvırcık ve Brüksel lahana ve kırmızı şaraptır.

Omega-3 yağ asitleri:
Vücutta yapılmayan bu asitler yiyecekler veya ek katkılardan alınan yağ asitleridir. Deniz ürünleri, özellikle sıcak su ürünleri, keten tohumu yağı ve fasulyede bulunan bu asitlerin meme ve prostat kanserleri risk ve gelişmesini önlemede rolleri olabileceği bildiriliyor. Kuarsetin maddesi soğan ve sarımsakta bol miktarda vardır. Kanser öncesinde, tedavisi esnasında ve sonrasında çok etkilidir. Sarımsak çok faydalıdır. Hem enfeksiyonlara karşı korur, hem de yapılan çalışmalar sarımsağın mide kanserinden, bağırsak kanserinden, yemek borusu kanserinden ve akciğer kanserinden koruduğunu göstermiştir.

KEMOTERAPİDEN SONRA DENİZ ÜRÜNLERİ

Prostat kanserinde selenyum ispat edilmiş. Domatesin içindeki laykopen maddesi ispat edilmiş. Bunları verebilirsiniz. Kemoterapi vücuttaki normal hücreleri de tahrip edebilir. Vücudun genel durumunu bozabilir. İşte bunu düzeltmek için de tamamlayıcı tıbbın ayrı bir yeri vardır. Bu konuda da yine Omega-3 çok faydalı. Ama Omega-3’ü çok iyi balık yağından almak lazım. Okyanuslardaki sardalyalardan ve somon balıklarından elde edilen faydalıdır. Bunun dışında, selenyum, laykopen, bunlar bağışıklık sistemini güçlendirir. Ekinezya da öyle. Folikasit, hem kanserden korur, hem de kanserden sonra kemoterapinin yarattığını tahribatın önlenmesinde etkilidir. Ginseng, ananas, kara üzüm faydalıdır. Zerdeçal çok önemli bir maddedir. Hem tümör hücresini yok eder hem de immün sistemini güçlendirir. Çörekotu, zencefil, çok önemlidir. Bazı meme kanseri türlerinde keten tohumunu tavsiye ederiz. Ama bu her meme kanseri için geçerli değil.

Peki sigara ve alkol...
Kesin olarak en önemli faktör sigara ve alkol. Eskiden kırmızı şarabın bir miktar içilmesini tavsiye ederdik. Ancak son çıkan yayınlar, günde iki bardak kırmızı şarap içenlerde meme kanseri riskinin arttığını gösterdi. Ve özellikle sert rakı, votka, viski, tekila gibi içkilerden kesinlikle uzak durulması gerek. Bunlar sigara ile birleştiklerinde kanser riskini yüksek oranda artırıyor.

Kanser tedavisi sırasında tamamlayıcı tıbbın rolü nedir?

Kanser meydana geldiyse işte bizim için asıl tehlike buradadır. Hastalarımızın bilinçsizce kullanacağı herhangi bir bitki kanser olayını tetikleyebilir. Yani kanser için verdiğimiz ilaçları ya nötralize eder ya da potansiyelize eder. Onun için hastaların kesinlikle tamamlayıcı ya da alternatif ilaçları doktora danışmadan kullanmaması gerekir.

ANTİDEPRESAN İLAÇLARI ALMAYIN

Örnek verebilir misiniz?
En basitini söyleyeyim: Kadınların yüzde 40’ının kullandığı bir antidepresan ilaç var. Diğer bütün ilaçları bloke ediyor. Mesela greyfurt suyu. Bağırsakta P450 denen bir enzim var. İlacın emilmesine mani olduğu gibi, ilacı dört kat potansiyalize edebiliyor. Yani hastayı zehirliyor. Onun için doktorun çok bilinçli olarak hastasına bunu izah edip yasaklaması gerekiyor.

Acı biberin bazı türleri kansere sebep oluyormuş?
Acı biberin, immün (bağışıklık) sistemini güçlendirdiği ve hayvan deneylerinde tümörlü farelerin tümörlerini küçülttüğü görülmüştür. Ama bu taze acı biber, arnavut biberi. Güneydoğu’da sıklıkla kullanılan kuru acı biber aflatoksin içerir ve bu madde karaciğer kanserine sebep olur.

‘Allah inancı, doktora güven, aile sevgisi...’

KANSERLE MÜCADELENİN ÜÇ SACAYAĞI:

Kanserle mücadelede maneviyatın rolü nedir? Meditasyon gerçekten kanseri tamamlayıcı bir tedavi mi?

Bu süreçte inanç gerçekten çok önemlidir. Seni yaratanın varlığına mutlaka öncelikle olarak inanmalısın. Sonra doktorunun seni tedavi edeceğine inanarak güvenmelisin. Aile sevgisi mutlaka olmalı. Sevgisiz hiçbir şey olmaz. Bunlar tedavide şart kanunlardır. Bunlar olmazsa olmaz. Ancak ben Allah’a inanıyorum diye de tedavi olmazsanız, beni nasıl olsa Allah kurtarır derseniz işte o zaman öbür tarafa çok erken giderseniz. O zaman karışmam. Öyle dalga yok. Meditasyon, yogo, gülmek bunları hayatınızdan çıkarmayın.

Duanın kanser hastaları üzerindeki etkisiyle ilgili bir çalışmanız vardı. Bundan bahsedebilir misiniz?

Kanser tedavisi konusunda inanç da çok önemli. İnancın, hastaların immün sistemini güçlendirdiği iddia ediliyor. İtalya’daki Katolik kiliselerinde bununla ilgili araştırmalar yapıldı. Araştırmanın sonuçları gösterdi ki dua ve inanç hastaların immün sistemini güçlendiriyor. Her zaman için, hangi dinden olursa olsun... Hastalığı inançla beraber yeneceğimizi her zaman söyleriz. Bu gayet normal. Çünkü inanmazsan zaten kaybedersin.

Gürültülü müzik kanser yapar

Gürültülü müzikten uzak duracaksınız. Fareler üzerinde yapılan bir araştırmada gürültülü müziğin kanser yaptığı görülmüştür. Klasik müzik dinleyin. Mozart’ı, Beethoven’i, Bach’ı dinleyin.

Tedavide kanser şarlatanlarına dikkat edin!
Kaynak: hurriyet.com.tr/saglik/

Çarşamba, Aralık 12, 2007

Verem yeniden mi geldi?

Özellikle gelişmekte olan ülkelerde son zamanlarda verem vakalarında belirli bir artış görülmesi, uzun yıllar önce insanlığın korkulu rüyası olan ve dünyada çok sayıda kişinin ölümüne yol açan bu hastalığın tekrar geri döndüğü endişelerini ortaya çıkardı.

2003 yılından beri Singapur'daki Novartis Tropik Hastalıklar Enstitüsü Kimya Bölümü Sorumlusu olan Dr. Thomas Keller, tıp dilinde ''tüberküloz'' olarak bilinen verem hastalığının belirli bir süre ortadan kalktığını ancak son yıllarda vaka sayısında belirli bir artış görüldüğünü söyledi.

''15 yıl önce 'verem artık bitti' diye düşünüyorduk ama hastalık geri geliyor'' diyen Keller, büyük bir salgından söz edilemeyeceğini ancak potansiyel bir durumla karşı karşıya olunduğunu kaydetti.

Keller, özellikle Çin ve Hindistan gibi gelişmekte olan ülkelerde nüfusun yüzde 50'sinde virüs bulunduğunu, hastalığın bağışıklık sisteminin zayıflamasıyla ortaya çıktığını bildirdi.

Tüberkülozun yeryüzündeki başlıca ölüm ve hastalık nedenlerinden birisi olduğunu, 2000 yılında dünyada 2 milyar kişinin enfeksiyon taşıdığının saptandığını anlatan Keller, ''Dünya Sağlık Örgütüne (DSÖ) göre yılda yaklaşık 8 milyon kişi enfeksiyon kapıyor, 2 milyon kişi de bu hastalıktan hayatını kaybediyor'' dedi.

Hastalığın kentlerdeki kalabalıklaşma, yetersiz teşhis ve tedavi altyapısı, globalleşme ve seyahatlerin artmasıyla yayıldığına dikkati çeken Keller, şöyle konuştu:

''Hastalığın tedavisinde ilaçların düzenli ve gerektiği sürede alınması çok önemli. Hasta 'iyileştim' deyip tedavisini yarıda bırakırsa hastalık direnç kazanıyor. Bu nedenle Türkiye'nin de aralarında bulunduğu birçok ülkede olduğu gibi ilaçların sağlık elemanlarının gözetiminde verilmesi çok önemli. Ancak ne yazık ki bu her yerde uygulanamıyor. İlaca dirençli mikobakteriyel suşların (Bir bakteri veya virüsun farklı alt türlerinin, aralarında genetik farklılıklar bulunan grupları) ortaya çıkması, çoklu ilaç tedavisine dirençli vakaların sayısında artışa yol açtı. DSÖ'nün hesaplarına göre, dünya çapında 50 milyon kişide dirençli vaka gelişmektedir. Tedavi edilmediği takdirde aktif tüberkülozlu her bir kişinin yılda 10-15 kişiye enfeksiyon bulaştıracağı öngörülüyor.''

''HIV İLE ETKİLEŞİM OLURSA TEDAVİ İMKANSIZ HALE GELİYOR''

Keller, hastalığın HIV virüsüyle etkileşimde bulunması halinde ise tedavinin imkansız hale gelebildiğine işaret etti.

Yaklaşık 30 yıl önce geliştirilen 4 ilacın, hastalığın tedavisindeki etkinliğini kaybettiğini ifade eden Keller, yeni bir ilaç üzerinde çalıştıklarını açıkladı.

Çalışmalarını yoğun bir şekilde sürdürdüklerini belirten Keller, ilacın 2 yıl içinde insanlarda denenmesinin mümkün olabileceğini kaydetti.

Kaynak: Star

C vitamini kilo vermek icin ideal

Son araştırmalar, C vitamininin sadece gribe karşı etkili olmadığını, fazla kiloları vermeyi kolaylaştırırken, aynı zamanda vücudu kanser ve kalp krizinden koruduğunu ortaya çıkardı. Alman Beslenme Kurumu'nun araştırmasına göre C vitamini vücuttaki yağları enerjiye dönüştüren noradrenalin oluşumunda etkili. Uzmanlar C vitamininin doğal gıdalardan alınması gerektiğine dikkat çekiyor.
Kaynak: Sabah.com.tr

Arananlar: C vitamini, kilo vermek, zayiflama, diyet, saglikli yasam

Sigarayi birakmak icin en uygun zaman

Tatiller ve Ramazan ayı bunun için en uygun dönemlerdir. Ama keyfiniz yerinde olsun; eşinizle aranızı da iyi tutmayı unutmayın !

Anadolu Sağlık Merkezi Sigarayı Bırakma Kliniği Sorumlusu Dr. Esra Sönmez sigarayı bırakmak isteyenler için sorularımızı yanıtladı:

Sigarayı bırakmak için en ideal yöntem ne?
En önemli şey sigarayı bırakma isteğidir. Bırakma kararlılığını gösterecek hastalar bu eylemde daha başarılı oluyor. Bir kişinin sigara bağımlılığından kurtulmak için motivasyonu da çok önemli. Astım, akciğer kanseri veya gebelik hallerinde kişiler bir an önce sigarayı bırakabiliyor.

Kendisinde herhangi bir olumsuzluk yoksa ve motivasyonu yüksekse ilaç veya terapi almasına gerek kalmadan bunu başarabilir. Öncelikle göğüs hastalıkları hekimi onayıyla başlamalı. Nikotin bağımlılık düzeyini ölçtürmeli ve psikolojik bağımlılıkla ilgili gerekirse bir psikologdan yardım alabilir.

Kendi kendine bırakmak gerçekten mümkün mü?
Evet, mümkün. İyi bir motivasyonla sigara hiçbir tedavi veya yardım almadan da kendi kendine bırakılabilir. Zor olabilir ama başarılamayacak bir şey değildir. Gebe olduğunu öğrendikten sonra annelik içgüdüsüyle sigarayı bırakması iyi bir motivasyondur. Kapalı ortamlarda sigara içilme yasağı da birçok insan için motivasyon oldu.

Ofis veya toplu ulaşım araçlarına sigara zararları ile ilgili yazılar hastaları sigarayla yüzleşme sürecine itti ve motivasyonlarını arttırarak bırakma süreçleri hızlandırdı.

Olumsuz anların yaşandığı dönemlerde bile sigarayı bırakmak mümkün mü?
Böyle bir dönemde sigarayı bırakmaya çalışmak genellikle başarısızlıkla sonuçlanır. Eşinizle kavga edip sigarayı bırakamazsınız. Hayatınızda birçok şeyi rayına koyduğunuz veya tatil gibi rahat bir dönemde bırakmak daha kolay olabilir. Ramazan bunun için ideal dönemdir.

TEK NEFES YENİDEN BAŞLATIR

Bıraktıktan belli bir süre sonra yaşanan sorunlar sonrasında tekrar başlamamak için neler yapılmalı?
Bu dönemler her zaman zordur. Bırakmak isteyenlerin peşini stres dönemleri bırakmaz. Sigara yalancı mutluluk sağlar, geçici huzur verir. Yoksunluk etkileri nedeniyle çok hızlı olarak sigaraya geri dönülebileceğinden kişinin her zaman yeniden başlamak için zayıf anını kollar.

Başlatmak için bir yöntem bulacağı da göz ardı edilmemeli. Bir nefes çekmek bile tedavinin sıfırdan yeniden başlamasına yol açar. Stres faktörü olduğunda kişiler eskisinden daha yoğun kullanmaya başlıyor. Çok hassas dönemde olduklarına inananlar ise uzmana gittiklerinde yeniden başlamadan bu dönemi atlatabilir.

Sağlık sorunları nedeniyle aniden sigarayı bırakan kişi iyileşince sigara içmemek için özel destek almalı mı?
Kişi sigaranın kendisine verdiği zararı yeniden gözden geçirmeli. Bundan sonraki hayatında içmesi halinde kendisini nelerin beklediğini bir kez daha düşünmeli. Kendisini motive etmeli, ailesi ve sevdiklerinden destek almalı. Her şeye rağmen tıbbi durumunu bildiği halde devam etmek isteyenler ise yardım almalı.

Sigarayı bırakan insan mutlaka şişmanlar mı?
Aslında yanlış değil. Sigara içmenin kilo almayı engelleyici bir etkisi olduğu biliniyor. Nikotin, beyindeki iştah merkezini etkisi altına alıyor ve yemek yeme zevkini köreltiyor.

Fazla kalori harcaması konusunda metabolizmayı harekete geçiriyor. Neyse ki, vücudumuzdaki tüm bu değişimler zaman içinde kendiliğinden yok oluyor ve metabolizma bir süre sonra normal temposuna dönüyor.

Light sigara daha mı az zararlı?
İşte tiryakilerin klasiklerinden biri. Oysa, içeriğinde daha az nikotin ve katran bulunan 'light' sigaralar, diğerlerinden daha az zararlı değil. 'Light' içiciler bağımlılıklarını bu yolla gizleyerek sadece kendilerini rahatlatıyor.

Çünkü onlar 'light' sigaradan daha derin ve sık nefesler alıyor. Böylece kanser riski taşıyan katran ve nikotin miktarının oranı, normal sigaranınkiyle aynı oluyor.
Kaynak: Sabah.com.tr

Arananlar: Sigara, sigarayi birakmak, sigara zararlari, saglik, saglik haberleri

Sogan dogramak ruhu temizler

Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Halil Aksu araştırmanın devamının Rusya'da ameliyat olan hastalar üzerinde yapıldığını ve çok çarpıcı sonuçlar alındığını vurgulayarak, "Araştırmada aynı anda ameliyat olan hastalar 3 gruba ayrıldı. 1. gruba hiç ağlama seansı uygulanmadı, 2. gruba soğan kestirerek ağlama seansı uygulandı, 3. gruba acıklı film izletilerek ağlama seansı uygulandı. Sonuç çok çarpıcı. Hiç ağlamayan ya da soğanla ağlayanların yaraları normal süreçte iyileşirken, film izletilerek ağlama seansı uygulatılan grubun yaraları normal süreçten 12 gün önce iyileşti. Bu da gösteriyor ki, bedenimiz ve ruhumuzun temizlenmesinde gözyaşları da görevlendirilmiştir. Bu sonuçlara göre ayrıca erkekler ağlamaz tezi de rafa kaldırıldı" diye konuştu.

Ömür boyu 10 kova gözyaşı

Amerika'da yapılan araştırmada, bir insanın hayatı boyunca 100 litre gözyaşı döktüğü, "erkekler ağlamaz" tezinin de çürütüldüğü bildirildi. Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Halil Aksu, gözyaşının anatomi ve fizyolojini anlatmanın saatlere sığmayacağını ancak ağlama gözyaşları hakkında yapılan bilimsel araştırmalara göre bir insanın norman şartlarda 24 saatte 30 damla gözyaşı döktüğünü, bunun da yaşam boyu yaklaşık 100 litre yani 10 kovaya ulaştığını söyledi.

Aksu, Minnesota Üniversitesi'nde yapılan araştırmada bir grup insana 'acıklı film' izlettirildiğini ve ağlama gözyaşlarının incelendiğini belirten Aksu, "Aynı gruba soğan kestirilmiş ve soğana bağlı gözyaşları toplanıp incelenmiş ve sonuçlar çok çarpıcı çıkmıştır. Soğana bağlı gözyaşı su ve lipid ihtiva ederken, acıklı filme bağlı gözyaşlarında su ve lipid ilaveten analjezik ve vücut için toksin bir madde olan lösin ve enkafilin maddeleri de tespit edilmiştir" dedi.

Milli Gazete

Arananlar: Goz, goz sagligi, gozyasi, saglik haberleri, genel saglik

Lens kullanimi

Kontakt lenslerin kullanımında gerekli hijyen kurallarına uyulmamasının, körlüğe kadar gidecek sorunlara yol açabileceği bildirildi.

Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gülay Güllülü, lens kullanımına, uzman hekim muayenesi sonucu karar verilmesi gerektiğini belirtti.

Kontakt lenslerin gözdeki kırma bozukluklarını düzeltmek için kullanılan önemli bir teknolojik ürün olduğunu ifade eden Prof. Dr. Güllülü, özellikle son yıllarda kozmetik amaçlı kontakt lens kullanımının arttığını bildirdi.

Kontakt lens kullanımı öncesi mutlaka uzman hekim muayenesinden geçilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Güllülü, lens kullanımı süresince de belirli periyotlarla muayeneden geçilmesini önerdi. Prof. Dr. Güllülü, “Lens kullanımında en önemli nokta, gerekli hijyen kurallarına dikkat edilmesidir” dedi.

Gerekli hijyen kurallarına dikkat edilmeden lens kullanımının korneada iltihaplanmalara neden olabileceğini bildiren Prof. Dr. Güllülü, şunları söyledi:

“Bu iltihaplanmalardan en önemlisi, psödomonas keratitidir. Bu binde birden daha az sıklıkta görülmesine rağmen 24 veya 48 saat içinde körlüğe neden olabilmektedir. Bu nedenle lens kullanımında hijyen kurallarına çok dikkat edilmelidir.”

UYULMASI GEREKEN HİJYEN KURALLARI

Lens kullanımında en sık yapılan hatanın tasarruf amacıyla lens solüsyonlarının gerektiği zamanlarda değiştirilmemesi olduğunu belirten Prof. Dr. Güllülü, şöyle devam etti:

“Lensler, üzerinde biriken mikropların yok edilebilmesi için çıkarıldıklarında, özel solüsyonlar içinde bekletilmelidir. Fakat tasarruf amacıyla solüsyonlar gerektiği zamanlarda değiştirilmiyor. Bu da göz sağlığı açısından çok tehlikelidir. Ayrıca kullanılan lens hangi tür olursa olsun gece mutlaka çıkarılmalıdır.”

Kuruluk, yüksek irtifa ve hamileliğin lens kullanımını olumsuz yönde etkilediğini kaydeden Prof. Dr. Güllülü, kadınların makyaj yapmadan önce lenslerini takması, makyajlarını temizlemeden önce de lenslerini çıkarması gerektiğini söyledi.

Lens kullananların gözlerinde ağrı, batma, kanlanma, görme bulanıklığı yaşadıkları zaman mutlaka uzman hekime başvurmaları gerektiğini belirten Prof. Dr. Güllülü, küçük yaşta lens kullanımının da sakıncalı olduğunu ifade etti.

Özellikle genç kızların estetik görüntü amacıyla renkli lensler kullandıklarını söyleyen Prof. Dr. Güllülü, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Özellikle lise çağındaki kız çocukları bu tür lensleri kullanmamalıdırlar. Çünkü gerekli hijyen kurallarının tam algılanamadığı veya ciddiyetle uygulanamadığı yaşlarda bu tür lenslerin kullanımı sakıncalıdır ve gözde çeşitli kalıcı hasarlara yol açabilir. Ebeveynler bu konuda dikkatli olmalıdırlar.”
Kaynak: hurriyet.com.tr/saglik/
Arananlar: Goz, goz sagligi, goz bakimi, lens, lens kullanimi, saglik haberleri

Kalori harcamanin sirlari

Az yiyiyorum ama kilo veremiyorum" diyorsanız işte size kalori yakmanın püf noktaları.

Organizma, alınan veya verilen kilolara kolayca uyum sağlayıp onu korumaya programlıdır. Böylece siz diyet yapmaya başladığınızda organizmanız eski kilonuzu korumak için kıyasıya bir mücadeleye girer. Birdenbire çok düşük kalorili bir beslenme alışkanlığı edinirseniz, organizma inatla karşı çıkarak bazal metabolizmayı uyarır. Yavaş çalışmaya başlayan metabolizma kilo verme sürecini yavaşlatır. Bu nedenle sağlıklı kilo vermek istiyorsanız, günlük kalori miktarını birdenbire değil, yavaş yavaş azaltın.

KASLARINIZI ÇALIŞTIRIN
İstatistiklere göre kaslı kişilerin metabolizması daha hızlı çalışıyor.
Bu nedenle kaslarınızı güçlendirecek sporlar yapın. Çünkü fiziki aktivitenin iki avantajı var: Biri kalorileri yakması, diğeri kas kütlesini genişleterek yağ kütlesinin azalmasını sağlaması.

PROTEİNİ İHMAL ETMEYİN
Et, balık, peynir, baklagil, yumurta, süt, peynir ve yoğurt değerli birer protein kaynağıdır. Aminoasit içeren bu besinler organizma için kasları inşa etmeye yarayan birer kiremit taşı gibidirler. Organizma bu aminoasitleri özümsemek için bol enerjiye, özellikle de karbonhidrat ya da yağlardan alınan enerjiye gereksinim duyar. Yani, proteinli besinler daha çok kalori yakılmasına neden olur. Ancak aşırıya kaçmamaya özen göstermekte yarar var.

Aşırı protein almak organizmayı, en çok da böbrekleri yorar. Dengeli bir diyette günlük kalori miktarının yüzde 15-20'si kadar protein alınmalıdır.

BOL BOL UYUYUN
Yorgun olduğunuz zaman metabolizma dahil tüm fiziksel işlemlerde otomatik olarak bir yavaşlama söz konusu olur. İyi bir uyku organizmayı dinlendirir. Bunun için ön hazırlık yapmanız şart. Hafif bir akşam yemeği yiyin. Hafif yemek hem iyi uyumanızı, hem de kilo almamanızı sağlar. Akşam saatlerinde yavaşlayan metabolizma, alınan kalorileri gereğince yakamaz ve vücudun belli bölgelerinde biriktirir.

ÖĞÜN ATLAMAYIN
Hele kahvaltıyı kesinlikle atlamayın. Günün bu ilk öğünü, sadece gün içinde enerjik olmanızı sağlamakla kalmaz, gece boyunca uyuyan metabolizmayı da uyandırır. Eğer kahvaltı yapmazsanız metabolizma uyanmadığı için kalori yakmayacaktır. Üstelik öğle öğününde çok acıkmış olacağınızdan aşırı besin almanız içten bile değil. Organizmanın doğal ritmi için günde 3 ana ve 2 ara öğün yemelisiniz. Bu sistemle kaloriler birikmez aksine yakılır.

MEYVE VE SEBZE YİYİN
Acıktığınız zaman atıştırma tuzağına yakalanmamak için buzdolabınızda daima taze meyve ve sebze bulundurun. Maydanoz, havuç, salatalık ve domates gibi besinleri
yıkayıp doğrayın. Üzerine limon suyu gezdirip ayrı ayrı cam kavanozlara
alın ve buzdolabında saklayın.

30 DAKİKA SPOR YAPARAK NE KADAR KALORİ HARCAYABİLİRSİNİZ?

Bisiklet
Hızlı pedal çevirerek yarım saatte 260 kalori yakabilirsiniz. Ancak yavaş giderseniz harcayacağınız kalori miktarı 90'a kadar inebilir.

Yüzme
Serbest yüzme ile 300 kalori harcarsınız. Kelebek stili ile 450 kalori, sırtüstü 240 ve kurbağalamada 200 kalori harcarsınız. İdeal olan yarım saatte tüm yüzme stillerini denemek.

Hafif koşu
Açık havada yarım saatlik bir koşu 300 kalorilik bir harcama demektir. Eğer koşmayı sevmiyorsanız, hızlı yürümekle de bu kaloriyi harcayabilirsiniz.

Tenis
Yarım saatlik tenis ile 250 kalori harcayabilirsiniz. Ancak dikkat; çiftli tenis maçı yaparsanız daha az yorulacağınızdan 50 kalori daha az harcamış olursunuz.


EV İŞİ YAPARAK NE KADAR KALORİ HARCAYABİLİRSİNİZ?

  • Bulaşık yıkamak 35 kal.
  • Örgü örmek 40 kal.
  • Cam silmek 50 kal.
  • Ütü yapmak 60 kal.
  • Yemek pişirmek 60 kal.
  • Elektrikli süpürge ile süpürmek 100-150 kal.
  • Merdiven çıkmak 200 kal.

Kaynak: hurriyet.com.tr

Arananlar: Kalori harcama, diyet, zayiflama, saglikli zayiflama, saglik

Oksurugun ilaci bal

ABD'de yapılan bir araştırma, çocuklara yatmadan önce verilecek bir tatlı kaşığı balın öksürüğü hafifletebileceğini ortaya koydu. Araştırmayı yapan Pennsylvania Üniversitesi Tıp Fakültesi doktorlarından Ian Paul ve arkadaşları, balın, öksürük ilacı verilmesi ya da hiç tedavi yoluna gidilmemesiyle karşılaştırılınca, en iyi seçenek olduğunu belirtti.

Araştırmacılar, balın, tahriş olmuş boğazı kaplayarak yumuşatabileceğini kaydetti. "Archives of Pediatrics and Adolescent Medicine" dergisinin bu ayki sayısında yayımlanacak araştırmayla ilgili doktor Paul, birçok ailenin bu buluşlarına güveneceklerini ve "Annelerimiz haklıymış" diyeceklerini söyledi. Doktorlar, araştırma sırasında aileleri aracılığıyla, üst solunum yolu enfeksiyonu bulunan 105 çocuğun bir bölümüne yaşlarına uygun dozda bal tadı verilmiş öksürük şurubu, diğerlerine yalnızca bal verdi.

Çalışmanın sonunda, bal verilen çocukların daha iyi uyuduğu ve öksürüklerinin azaldığı aileleri tarafından bildirildi. Bununla birlikte doktorlar, bir yaşın altındaki çocuklara, botulizm (ender rastlanan besin zehirlemesi) riski oluşturabileceği gerekçesiyle kesinlikle bal verilmemesi uyarısında bulunuyor.

Kaynak: habervitrini.com
Arananlar: Bal, beslenme, saglik haberleri, genel saglik, bal ve yararlari

Kanserden koruyan besinler

Gökkuşağının 7 rengi var. Hepsinden gıda alalım ama en çok kırmızıyı sevelim. Kiraz, karpuz, çilek, kara üzüm, vişne, elma, domates...

Bunlar kansere karşı korur...

Kanser tedavisi denilince Türkiye’de akla ilk gelen isimlerden biri olan İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Çapa Onkoloji Merkezi Direktörü Prof.Dr.Erkan Topuz, 10 yıldır, kanser tedavisinde alternatif ve tamamlayıcı yöntemler üzerinde çalışıyor. Tüm bitkilerin kanser türleriyle mücadelede faydası olduğunu söyleyen Prof. Dr. Erkan Topuz, kanserle mücadelede hastanın inanç ve sevgi dünyasının da büyük bir rolü olduğuna dikkat çekiyor. Dr. Topuz son dönemde, kadınlar arasında artış gösteren akciğer kanseri vakalarını dikkat çekici buluyor. Dr. Topuz’un sorularımıza verdiği yanıtlar şöyle:


Son 5 yılda Türkiye’de kansere yakalanma oranı yüzde 60 arttı. Yılda 18 bin kişi akciğer kanserine yakalanıyor. Bu tırmanış neden?

Dünyada her yıl 10 milyon insan kansere yakalanıyor. Kanser tedavisi açısından bakılırsa dünyanın belki en pahalı hastalığı. Dünyada her 30 saniyede bir hasta akciğer kanserinden ölüyor. Karşılaştığımız en yaygın kanser türleri ise akciğer, meme ve prostat kanserleri. Akciğer kanserinde tek şansımız erken tanı. Yoksa hastayı çok hızlı kaybediyoruz. Stres ve sigara bütün kötülüklerin babasıdır. Son yıllarda kadınlarda görülen akciğer kanseri vakalarında büyük artış var. Fastfood yiyeceklerden kaçınmıyorlar. Kadınlar ya iş hayatında oldukları için ya da pratik olduğu için fastfood tuzağına düşüyorlar. Oysa haftada 2’den fazla fastfood öğün, kanser riskini yüzde yüz artırıyor.


Kansere karşı koruyucu gıdalar evimizdeki meyve sebze mi? Nedir bu alternatif tıbbın marifeti?

Alternatif tıp, bilimsel olarak ispat edilmemiş bir alandır. Tamamlayıcı tıbbı tabii ki destekliyorum, yararlarını anlatmakla bitiremeyiz. Ancak hiçbir zararı yoktur da diyemeyiz. Doktorla hastanın karşılıklı konuşması, hastaya etraflıca anlatılması gerekir. Bir çok ilacın kökeni bitkiseldir. Özellikle ABD’de ilaç üreticileri bitkilerden fazlasıyla yararlanıyor. Şunu da biliyoruz ki, tüm bitkilerin kanser türlerinin tedavisinde faydası var. Bunlar bilimsel olarak tesbit edilmiş. Biz de doktor olarak bunları reddetmiyoruz, sadece bitkilerin doğru kullanılmasından yanayız.


Koruyucu ve tamamlayıcı tıbbı anlatır mısınız?

Tamamlayıcı tıp dediğimiz alanı kanser hastaları açısından üç grupta inceliyoruz. Birincisi kanserden korunmak için tamamlayıcı tıp. İkincisi kanser tedavisi sırasında tamamlayıcı tıp. Üçüncüsü de kanser tedavisi bittikten sonra uyguladığımız tamamlayıcı tıp. Tabii ki asıl önemlisi kansere yakalanmadan önce önleyici nitelikli uygulamadır.Hastaya uyguladığımız reçeteyi kesinlikle diyet olarak algılamamak lazım. Biz tamamlayıcı tıbbı ruhsal ve bedensel yaklaşımlar ve bitkiler diye iki gruba ayırıyoruz. Meditasyon, akupunktur, hipnoz, ayurveda. Bütün bunların yanında mizah tedavileri, resim tedavileri, sanatsal yaklaşımlar, dans terapileri. Size çok bilinen bir şey söyleyeyim. Bir kahkaha bir pirzola. Gülümseyin. Hayata gülerek bakın ve gülerek tedavi olun. Gülme tedavisini biz çok önemsiyoruz. Başka ne var. Bitkilerin kökleri, yaprakları, tohumları... Ayrıca minareller ve vitaminler. Amerika’da kansere karşı kullanılan mantar hapları peynir ekmek gibi tüketiliyor. Mantarın her çeşidini biz de öneriyoruz.


Kadınların korkulu rüyası meme kanseri. Hangi sıklıkta kontrol yapılmalı?

Özellikle genetik faktörün rol oynadığı kanser türlerinde tamamlayıcı tıbbın etkin bir önemi var. Genetik olarak en sık rastlanan kanser türlerine örnek olarak meme kanseri ve kolon kanserini gösterebilirim. Ailede, birinci derecede yakınlarında adı geçen kanser türlerine rastlanırsa bu kişilerin kansere yakalanma oranı neredeyse yüzde 100’dür. Ailede meme kanseri riski varsa, 30 yaşından sonra kadınların yılda bir kere mamografi çektirmelerini istiyoruz. 35 yaşından sonraki kontrollerde eğer ailde de risk faktörü bulunmuyorsa iki yılda bir mamografi yaptırması uygundur. 20 yaşındaki bir kız çocuğunun anne, kardeş, teyze, hala gibi birinci derecede yakınlarında meme kanserine rastlandıysa mutlaka düzenli kontrol şarttır. 20 yaşından sonra önce ultrason, sonra MR ile kontrol altına alınmalı. Genç yaştaki çocukları hemen radyasyona sokmayı uygun bulmuyoruz. Ailede kanser riski bulunuyorsa, 26 yaşından sonra mamografi çektirmelidir. 40 yaşından sonra yılda birkez mutlaka mamografi çektirmeyi unutmayın.


Hangi kanser riskine göre hangi gıdaları öneriyorsunuz?

Erkeklerde prostat kanseri, kadınlarda ise meme ve kolon kanseri çok yaygın. Sigara her türlü kanseri körüklüyor. Özellikle kolon kanserinde kırmızı et büyük risk oluşturuyor. Salam, sucuk, sosis, bunları çok seviyor olsanız bile eve haftada en fazla bir kere sokun. Kısacası bu ürünlerden uzak durun. Gerekiyorsa beslenme alışkanlığınızı değiştirin. Kilo almamak, spor yapmak, yağlı gıdalar tüketmemek, alkol ve sigaradan, kırmızı etten kaçınmak gerekiyor. Hormonlu gıdalardan kaçınmak şart. Kolon kanseri olan hastaların yoğurt, yağsız beyaz peynir ve çökelek tercih etmesini istiyoruz. Kalsiyumlu gıdalar, günde bir adet 100 mg. Aspirin kullanmak koruyucu olacaktır. Risk grubundaki kadınların doğum kontrol hapı kullanmamasını öneriyoruz. Aynı kiloda kalmak için çaba gösterin. Kilolu kadınların diğer kadınlara oranla kolon ve jinekolojik kanser türleri daha fazla görülür.


Şu ara kansere karşı kırmızı renkli gıdalar revaçta, ne dersiniz?

Gökkuşağının 7 rengi var. Hepsinden gıda alalım ama en çok kırmızıyı sevip ondan gıda alalım. Kırmızı, kiraz, karpuz, çilek, kara üzüm, vişne, elma, domates aklınıza gelen bütün kırmızı yiyecekler. Yeşilleri atlamak da doğru değil. Onlar da çok önemli besinler. Brokoli, karnabahar, beyaz lahana, kırmızı lahana, kıvırcık salata, semizotu, kırmızı turp salatası ve yeşil kabak gibi besinler. Bunlarda genelde ön planda tutulacak gıdalar olmalı. Yoğurt ve folik asit, kolon kanserini önler. Mesela nar suyunun kanserli dokuyu küçülttüğünü gösteren hayvan deneyleri var. Havuç çok önemli bir besin. Bunun yanı sıra çekirdeğiyle beraber bol miktarda kara üzüm, çilek ve çilek grupları tüketilmeli. Önce tazelerini öneriyoruz, ama tazesinin olmadığı yerde kara kuru üzüm, kara kuru kayısı, kara kuru erik. Şayet kolesterolünüz, kilo sorununuz yoksa hergün düzenli tüketin. Yeşil çay hem kanserden koruyor hem de kanser tedavisi esnasında tümörü küçültüyor. Genellikle yeşile dönen, kırmızı etten kaçan, yağdan kaçan bir diyet uygulamak gerek. Beyaz un ve şekerden kaçmak gerek. Margarinden korunmak gerek. Hazır gıdalardan konservelerden ve hazır meyve sularından kaçmak gerek. Yüzde 100 doğal meyve suyu diye birşey yok. Kesinlikle hepsinde katkı maddesi var. Meyan kökü mide kanserine çok faydalıdır. Köri ve sarı safran kanserden korur, tedavi edici özelliği vardır. Deve dikeni sütü karaciğer kanseri yetmezliğinde çok faydalıdır.
Kaynak: habervitrini.com
Arananlar: Kanser, kanserden korunma, beslenme, saglik, genel saglik, saglik bilgileri

Suyun Zayiflama Etkisi

Suyun zayıflama üzerine olan etkisi göz ardı edilemeyecek kadar fazladır Midede yarattığı hacimden dolayı kısıtlama yaparak kilo almayı önler.

VÜCUDUN SU DENGESİ ÖNEMLİ
Kanın yüzde 92'si, kemiklerin yüzde 22'si, beynin ve kasların yüzde 75'i sudur. Hücrelerin yaşamsal faaliyetleri, vücut fonksiyonlarının yerine getirilmesi, vücudun su dengesinin korunması ile mümkündür. Vücutta biriken toksinleri atmak, vücudun ısı dengesini sağlamak için idrarla 1500, deri yoluyla 500, dışkı ve solunum ile 300'er ml (toplamda yaklaşık 2.5 lt) su kaybedilmektedir. Vücuttaki su oranının yeterli düzeyde tutulması yaşamsal önem taşıdığından, kaybolan suyun alınması zorunludur.

YAŞLANMAYA KARŞI ETKİLİDİR
İdeal vücut su oranları; metabolizmayı tetikler, hücrelerin kendisini yenilemesini sağlar, yaşlanmaya karşı etkilidir. Kanın akışkanlığını sağlar, böylelikle kalp ve damarların yükünü azaltır. Suyun, gerek midede yarattığı hacimden dolayı alınan besinlerde kısıtlama yapması, gerekse metabolizmayı çalıştırıp günlük harcanan enerjiyi arttırması ve sindirime olan katkısı unutulmamalıdır.

Yemekten 15 dakika önce içilmeli

Su dışındaki pek çok sıvı hayatımızda ciddi ölçüde yer almaktadır. Çalışma hayatının vazgeçilmez ikramları olan çay, kahve, nescafe, meyve suları, bitki ve meyve çayları gibi içeceklerden bazılarının diüretik etkisi olduğundan, vücudun ihtiyacı olan sıvıyı karşılamayacağı ve hatta vücuttan sıvı atımını arttıracağı için suyu, su olarak içmek gerekir. Öğünlerden 30 veya 15 dakika önce alınan suyun, metabolizmayı hızlandırma üzerine ve midede hacim oluşturarak öğünde fazla besin alımı engellemek adına göz ardı edilemeyecek faydaları vardır.

Faydaları

  • Hücrelere oksijen ve besin öğelerinin taşınmasını, ayrıca atık ürünlerin taşınarak böbreklerden atılmasını sağlar.
  • Ağız, göz ve burun gibi vücut dokularını nemlendirir.
  • Vücuttaki kan, gastrik sıvı, tükürük, amniyotik sıvı (gebelikte) ve idrar gibi vücut sıvılarının büyük bir kısmı sudur.
  • Dışkının yumuşamasını sağlayarak kabızlığın önlenmesine katkıda bulunur.
  • Cilt sağlığında, bağışıklık sisteminde, vücut ısısının denetiminde, ödemin atımında çok büyük bir rolü vardır.
  • Tükürük ve mide salgısında besinlerin sindirilmesinde görev alır.
  • Kilo alıp-vermeden dolayı oluşan sarkmaları, sporla birlikte önler.
  • Vücudun ihtiyaç duyduğu iz minerallerin çoğunu sağlar. * Soğuk algınlığı, idrar yolu enfeksiyonları, böbrek taşları ve mesane kanseri riskini düşürür.
  • Zayıflama diyetlerinde metabolizmayı çalıştırmanın yanında, midede hacim oluşturarak, tokluk hissi vermede önemli rol oynar.

Kaynak: habervitrini.com

Arananlar: Saglik, saglik bilgileri, saglik haberleri, su ve zayiflik, zayiflama, diyet, rejim, genel saglik

Pazar, Aralık 09, 2007

Gripten korunmak

Havaların soğuması ile birlikte genellikle yağlı ve şekerli besinlere eğilimin artması, kapalı ortamlarda ve gecelerin uzaması nedeniyle televizyon başında fazla zaman geçirilmesi dolayısıyla vücut ağırlığında istenmeyen yönde değişiklikler oluşabildiği anımsatıldı.

Açıklamada, sağlıklı beslenme için şu önerilerde bulunuldu:

• Dört besin grubunda bulunan çeşitli besinlerden, günde en az 3 ana, 3ara öğünde yeterli miktarda tüketilmeli.

• Savunma sistemini güçlendirici etkisi olan A ve C vitamini gibi antioksidan vitaminleri içeren havuç, brokoli, kabak, lahana, karnabahar, maydanoz gibi sebzelerin yanı sıra portakal, mandalina, elma gibi meyveler yenilmeli.

• Gerek C vitamini ihtiyacının karşılanmasında gerekse de sıvı alımınakatkı sağlaması açısından taze sıkılmış meyve sularının tüketimi sıkça yapılmalı.

• Bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinde önemli etkiye sahip E vitaminini sağlamak için yeşil yapraklı sebzeler, fındık, ceviz gibiyağlı tohumlar ve kurubaklagiller yeteri miktarda tüketilmeli.
• Kış aylarında mahrum kalınan güneş ışınları, vücudun D vitamini ihtiyacını karşılayamamasına neden olur. Balık, çoklu doymamış yağ asitleri (omega 3), kalsiyum, fosfor, selenyum, iyot minerallerinden alınmalı.

• Yağ tüketimine özellikle dikkat edilmeli, katı margarin, tereyağı ve yoğun yağlı etlerden uzaklaşılmalı.

• Kilo kontrolününü sağlanması için saf şeker ve şekerli besinler yerine kepekli ekmek, makarna, bulgur gibi tam tahıl ürünlerinin tüketilmesine dikkat edilmesi gerekir.

• Enerjisi yüksek hamur tatlıları yerine sütlü tatlılar ve meyve tatlılarının tercih edilmesi ve hareketsizliknedeniyle artan sindirim problemlerinin önlenmesi için fiziksel aktivite yapılmalı.

• Vücut ısısını dengede tutabilmek amacıyla bol sıvı alımı yapılmalı.

• Her gün en az 2-2.5 litre su içilmeli.

Kaynak: ekolay.net/saglik/

Saglikli pisirme teknikleri

Lezzetten ödün vermeden sağlıklı yemekler pişirmek zor değil. Neyi, nasıl pişireceğinizi bilerek geleneksel mutfağımızdaki yöntemlerden yararlanabilirsiniz

Aşçı olmaya lüzum yok
Sağlıklı ve lezzetli yemekler pişirmek için mutlaka gurme veya aşçı olmanıza ya da pahalı pişirme aletleri kullanmanıza ihtiyacınız yok.

Yemeklerinizi hazırlarken temel pişirme yöntemlerini kullanarak sağlıklı yemekler pişirebilirsiniz. Öncelikli hedefiniz yemeklerinizi lezzetlendirmek için aşırı miktarda yaÇ ve tuz eklemeyi sınırlamak; bunun yerine domates, çeşitli sebzeler ve baharatlara daha fazla yer vermek olmalıdır.

Aşağıda, Mezura ekibimizin sizler için önerdiği sağlıklı ve lezzetli teknikleri en sevdiğiniz yemekler için kullanabilirsiniz.

Fırında pişirme: Deniz ürünlerini, tavuk, hindi, yağsız et, sebzeleri ve meyveleri fırında pişirebilirsiniz. Fırındaki kuru havayla yiyecekleri az yağla pişirmeniz mümkün. Üstünü kapayabilir veya biraz kızarmasını istiyorsanız üzerini açık bırakarak pişirebilirsiniz. Fırınlamanın olumlu yanı, ekstra yaÇ ilave etmenize gerek kalmamasıdır. Besinleri fırında pişirirken yağın damladıktan sonra yanmasını engellemek için besin ile kap arasına tel ızgara koyabilirsiniz. Besinler içerdikleri yaÇ veya suyla pişer ve bu şekilde lezzetlerinden hiçbir şey kaybetmezler.

Ağır ateşte pişirme: Bu pişirme yönteminde önce besinler yüksek ateşte renk değiştirinceye kadar, kısa süre tutulur. Ardından çok az miktarda su ilave edilerek ağır ateşte pişirilir. Pişireceğiniz yemeğin türüne göre bu yöntemde su ilavesi yerine besleyici özellikleri bakımından zengin olan domates suyunu da kullanabilirsiniz. Özellikle sebzeli yemekleri pişirmek için uygun bir yöntemdir.

Izgara ve kavurma: Her iki yöntemde de besinlerin her bölümünün eşit pişmesi önemlidir. Izgara yaparken besinlerin yeterli ısıyı alıp almadığından emin olmak için pişirdiğiniz besinin her iki tarafını da 3 - 5 dakika pişirin. Açık havada ızgara yapacaksanız öncelikle kömürün gerçekten kor olduğundan emin olmalısınız. Yiyecekleri alevle kesinlikle temas ettirmeyin. Izgara yaparken büyük parçalar halinde doğradığınız sebzeleri de aralara yerleştirmek, yiyeceğinizin lezzetlenmesine ve içeriğindeki suyun muhafazasına neden olur.
Kavurma işlemi ise pek tercih edilen bir pişirme yöntemi değildir. Izgara ve kavurma yöntemlerinde besinden yaÇ dışarı atılmış olur.

Poşe yöntemi: Bu yöntemde amaç besinin şeklini koruyabilmektir. Genelde yumurta bu pişirme yönteminin en çok uygulandığı besindir. Poşe yöntemini uyguladığımız en sağlıklı ve lezzetli yemeklerimizin başında çılbır gelir. Yine balıklar, tavuk etleri de poşe yöntemiyle pişirilebilir. Poşe yaparken suya besinin parçalanmaması için biraz sirke ve tuz ilave edilir. Yüksek ısıda, ağzı kapalı olarak kaynatılan suya yiyecek bırakılır. Ancak bundan önce mutlaka ısı azaltılmalıdır.

Sote yapma: Küçük ve ince parçalanmış besinlerin çabucak pişirilmesi için sıklıkla kullanılan bir yöntemdir. Yapışma yapmayan tava kullanıyorsanız yaÇ ilave etmenize kesinlikle gerek yoktur. Ancak böyle bir tavanız yoksa bir tatlı kaşığı yaÇ ilave ederek sote işlemini yapmanız mümkün olabilir. Sürekli karıştırılarak pişen besinlerde besinin özsuyunun dışarı çıkması engellenmiş ve besin öğelerinin muhafazası sağlanmış olur.
Haşlama: Az miktarda suyun içine koyulan besin, vitamin ve mineral kaybını önlemek için kapağı kapatılarak pişirilir. Bu pişirme sürecinde ekleyeceğiniz çeşitli baharatlarla yemeğin lezzetini de artırmanız mümkün.

Baharatların kullanımı: Farklı ve lezzetli yemekler yaratmak istiyorsanız baharatlar bu konuda en büyük yardımcınızdır. Özellikle taze olan baharatları seçmeniz ve bunları pişirme işleminin sonunda yemeğinize ilave etmeniz doğru olacaktır. Ancak kurutulmuş baharatları ise yemek pişirirken daha erken ilave etmeniz, aromanın yemeğe geçmesi için daha doğru olacak yöntemdir.


Sağlıklı pişirmede ufak ipuçları

• Sütlü tatlı yaparken, süt, un ve şeker birlikte pişirildiğinde şeker, süt ocaktan indirilmeye yakın eklenmelidir.

• Dondurulmuş besinler, özellikle etler, buzu çözdürüldükten sonra yeniden dondurulmamalıdır.

• Çözülme işi, oda sıcaklığında, soba, radyatör üzerinde ve altında, hafif ateşte veya güneşli yerlerde yapılmamalıdır.

• Çözülme işlemi, buzdolabının alt raflarında bekletilerek yapılmalıdır.

• Çözülmüş besinler bekletmeden pişirilmeli.

• Kurubaklagiller, pişirilmeden önce pestisit (böcek ilacı) kalıntılarından arındırmak için iyice yıkanmalıdır.

• Kurubaklagillerin iyi pişmelerini sağlamak için 8 - 10 saat ön ıslatma işlemi uygulanmalıdır. Islatma suyu dökülebilir.

• Kurubaklagillerin haşlama sularının dökülmesi besin değerini azaltır.

• Makarna, erişte vb. besinlerin haşlama sularının dökülmesi besin değerini azaltır.

Dilara Koçak / Milliyet

Diyet yapmanin kurallari

Diyet boyunca kararlı ve sabırlı olmalısınız!
Her şeyin başı sağlıklı olmaktır ve bu da ancak uzun bir süreç içerisinde mümkündür.

Diyet sağlıklı kilo verme yöntemidir
Belli bir tarz dahilinde, genellikle kilo vermek amacı ile yapılan yeme ve içme davranışlarının tümüne diyet diyoruz. Bazı durumlarda kilo almak için ya da vücuda giren besinlerin miktarını düzenlemek için de diyet uygulanmaktadır.

Genellikle vücuttaki fazla yağ miktarını azaltmak ve vücut ölçülerini istenilen kıvama getirmek için belli bir plana bağlı kalarak yediklerimize dikkat ederiz. Bu amaca yönelik birçok farklı zayıflama diyeti bulunmaktadır. Bunların içinden bünyenize en uygun olanını bulmalısınız.

Metabolizmaya göre diyet seçeneği
Unutmayın, herkesin metabolizması ve hayat tarzı farklıdır. Bunun sonucu olarak da herhangi bir tanıdığınız için mucizeler yaratmış bir diyet, sizin vücudunuzda aynı etkiyi göstermeyebilir.

Bilimsel diyet prensipleri
Başarılı bir zayıflama diyeti, vücuda alınan kalori ile vücuttan atılan kalorinin hesap edilip, yemek yeme düzeninin ona göre kurulmasından geçer. Vücuda alınan kalori vücudunuzun yaktığından daha az ise zaman içinde vücuttaki yağlar yakılmaya başlanacak ve bu da kilo kaybıyla sonuçlanacaktır.

Kalori dengesini sağlamak, vücuda alınan besinleri sınırlamak veya besinlerin dağılımını kontrol etmekle mümkündür. İştahınızı etkileyen teknikler fazla yemek yeme isteğinize etki ederek vücuda alınan kalori miktarını sınırlayabilir. Midenizi dolduran ve tokluk hissi veren besinlerle, birtakım iştah kapatıcı bitkisel ilaçlarla ve egzersiz yaparak sağlıklı bir şekilde kilo verebilirsiniz.

Düzenli olarak egzersiz yapın!
Egzersiz ve form tutma programlarının temeli, vücuttan atılan kalori miktarına etki etmektir. Sağlıklı bir diyetle uygulandığında düzenli egzersizin kilo kaybına olan katkısı kanıtlanmış bir gerçektir.

Günlük aldığınız kalori miktarı, harcadığınız kalori miktarından 500 kalori eksik olduğu takdirde, 1 haftanın sonunda 454 gr. yağ yakmış olursunuz.

Kas erimesine dikkat!
Zayıflama diyetlerinde, kas erimesini önlemek için ağırlık çalışabilir veya protein ağırlıklı beslenebilirsiniz.

Kalori hesabı yaparken tek tip beslenme yerine, her besin grubundan yeterli miktarda aldığınızdan emin olmalısınız. Meyve, sebze, Mavi Yeşil Yağsız süt ve diğer süt ürünlerini tüketmeyi asla ihmal etmemelisiniz.

Kaynak: ekolay.net/saglik/